Bilgi Nedir

Bilgi Nedir

bilgi nedirEn genel tanımıyla: bir şeyin farkında olmak ya da onu anlamaktır. Bilginin, “kabullenme, onaylama” yeterliği olduğu da söylenmektedir.Bilgi edinme karmaşık bilişsel süreçler içerir. Algılama, iletişim, muhakeme(usavurma) gibi aşamaları vardır. Felsefede bilgi çalışmasına “epistemoloji”(bilgi çalışması) denir. Bilgi çalışmasının ünlü temsilcisi Platon’a göre bilgi, “meşrulaştırılmış doğru inançtır”.  (“Theaitetos” s. 201)  Ona göre, bir önermenin bilgi sayılabilmesi için doğru olması, öznenin bu önermenin doğruluğuna inanması ve önermeyi rasyonel olarak gerekçelendirmiş olması lazımdır.

Bilgi, düşünen bilinç ile düşünülen arasında kurulan ilginin ifadesidir. Suje-obje ilişkisi kurarak var olandan haberdar olmaktır. Bu anlamda bilgi, insan ile evren arasındaki ilişkilerin açıklanmasıdır. Felsefede bilen “özne” veya “suje” adlarıyla anılır. Bilinen ise “obje”
veya “nesne”dir. Bilen varlık olarak özne bir şeye yönelerek o şeyi kendi bilgi nesnesi yapar ve onun  hakkında bilgi sahibi olur. O halde bilgi bir sürecin sonundaki üründür.

Bu tanımı biçimsel olarak ifade edecek olursak, “S öznesi P önermesini biliyor” dediğimizde şunu kastederiz :
1) S, P’ye inanmaktadır. 2) P doğrudur. 3) S, P’ye inanmakta haklıdır, yani geçerli gerekçeleri bulunmaktadır. Bu ifadeye göre bilginin oluşması için kişinin doğru olan bir önermeye inanması ya da onu benimsemesi yetmiyor, ayrıca rasyonel olarak gerekçelendirmesi ya da temellendirmesi gerekiyor. Bilginin bu üç koşulundan doğruluk semantik ya da metafizik bir kavram iken, inanç psikolojik bir edimdir. Gerekçelendirme ise normatif bir kavramdır.

bilgi nedirSokrates bilginin objektif olduğunu, gerçek bilginin değişmeyeceğini savunmaktaydı. Gerçekliği ve tekliği savunmaktaydı. Sokrates’in öğrencisi olan Platon(M.Ö.428-347) da doğuştan bilgilerin varlığını savunmaktaydı. Ruh her şeyi önceden biliyordu bu nedenle öğrendiklerimiz sadece unuttuğumuz bilgileri hatırlamaktı. Aristoteles’e göre (M.Ö.384-322) asıl olan tümelin bilgisidir. Doğru bilgi, bilginin nesnesine uygunluğuyla olanaklıdır. Duyu organlarının duyu algısı gerçekleştirmesiyle elde edilen algılar hayal gücü ile imgelem haline dönüşür. İmgeler kendi başlarına varolamazlar. Ancak bazı yargı formlarıyla birlikte vardırlar. Anımsama gücü, imgelere dayanmanın yanı sıra geçmişi hatırlamak zorundadır.

Akımlara Göre Bilgi Nedir

Akılcılık (Rasyonalizm)

Bilgimizin kaynağını akılda görürler. Bilgimizin kapsamını yani neyi bilip neyi bilemeyeceğimizin ölçütü aklımızdır. Akılcılar, bilgimizin sınırlarını deney ötesine geçebileceğini söyleyerek metafizik bilgiyi olanaklı yaparlar. Doğuştan gelen bilgilerin varlığını kabul ederler. Bilgilerimizin sınırlarını deneyicilerden daha geniş tutarlar.

İçkin idealizm

Bu görüşün temsilcisi George Berkeley (1685-1753)’e göre: bildiğimiz her şey ide adını verdiğimiz kendi zihinsel içeriklerimizdir. Bilgi, insanın zihninden bağımsız bir gerçekliğin değil,  insanın kendi zihin durum içerikleri ve zihinsel süreçleridir. Bilgilerimizin tek kaynağı akıldır. Algılar da yalnızca zihnimizde varolan idelerden ibarettir.

Transendantal (aşkın) idealizm

Immanuel Kant(1724-1804)’a göre biz fenomenleri, yani nesnelerin bize göründükleri şekillerini biliriz. Bunların dışında kalan numen(kendinde şey) alanının bilgisine sahip değiliz. Bilgi deneyle başlar, fakat deneyle bitmez. Bilgilerimiz anlığımızın yapısı çerçevesinde oluşan görüşlerle sınırlıdır. Zihnimizden bağımsız varolan şeyleri zihnimiz bilme yapısına sahip değildir.

Deneycilik(Emprisizm)

Deneycilere göre bilgi tecrübedir. Bilginin sınırı duyuların sınırıdır. Duyularla edindiğimiz deneyimler bilgidir. Duyularla edinilen deneyler dışındaki bilgi gerçek varlık bilgisi değildir. Metafizik ve doğuştan bilgi söz konusu değildir. Nesnelerin bizi bellek ve duyularımızın dolaysız izlenimlerinin ötesine götürebilen biricik bağlantı ya da ilişkisi neden- etki ilişkisidir; çünkü ben üzerine bir nesneden bir başkasına doğru bir çıkarsamayı dayandırabileceğimiz biricik ilişkidir. Neden ve etki düşüncesi, bize tüm geçmiş durumlarda şu ya da bu tikel nesnelerin değişmez olarak birbirleri ile bağlantılı olduklarını bildiren deneyimden türer.

Sezgicilik(Entüisyonizm)

Bilgilerimizin sınırlarını sezgilerimiz belirler. Akılcılar gibi bilginin sınırlarını geniş alana yayan sezgiciler de metafiziği ve doğuştan bilgileri kabul ederler. Akıldan daha geniş sınırlar çizen sezgiciler bilgilerimizin sınırlarını öznel sezgilere veya aşkın varlığın sezgisel bilgisine kadar vardırırlar. Duyumcu görüşün aksine, gerçek bilginin sezgi dedikleri maddeyi aşan soyut edimlerle oluşacağını söyler.

Pozitivizm(Olguculuk)

Bilginin sınırları duygusal olanın ötesindeki bir dünyayı kapsayamaz çünkü bilgilerimiz deney verileri ve bu verilerin akıl yürütme yollarıyla çıkartılan yeni bilgilerle sınırlıdır. Bilgilerimizin sınırlarını bilimler belirler. Bilimsel bilgilerin dışındaki bilgilerin doğruluğu ve değeri her zaman tartışılabilir. Duyu, algı, deney ve bilim verilerine indirgenen bilginin sınırları da bu ölçütler doğrultusunda çizilmiştir.

Pragmatizm(Faydacılık)

Pragmatistlere göre bilginin niteliğini: işlevi ve sonuçları belirler. Bilginin sınırları verdiği yarara bağlıdır Doğru bilginin kaynağı verdiği yarardır. Doğru bilgi, işe yaradığı ölçüde aranan ve istenen bir etkinliktir.

Duyumculuk (Sensualizm)

Başka her şeyin kendisine indirgenebildiği tek şeyin “duyum” olduğunu savunan görüş. Bütün zihin hallerinin, tüm bilinç içeriklerinin, birleşim ya da çağrışım yoluyla duyumdan türediğini, dünya ile ilgili bütün önermelerin hiçbir anlam kaybı olmadan duyumlarla ilgili önermelere indirgenebileceğini söyler. Duyumculukta insan dış dünyayla olan bilgi ilişkisi, yalnızca uyaranın alınması ve uyaranlara duyularla verilen yanıtlardan oluşur. Bilgi dışardan gelen şeylerin edilgin bir şekilde alınmasından ibarettir. Her türlü zihinsel faaliyet önem bakımından ikinci plana atılır ve yalnızca duyumları düzenleme aracı olur. Düşünmek de bir duyum çeşididir.

Eleştiri

bilgi nedir paradigmaYukarıda görüldüğü gibi, bilginin mahiyetine ilişkin birçok görüş mevcuttur. Birbirine zıt veya benzer görüşler arasında ortak bir arayış görebiliriz. Bu arayış bilginin kesin olanını bulmak amacındadır. Farklı görüşler kendine göre kesinlik aramıştır. Bilginin tanımını ve tarifini vermiştir. Ancak 21. yüzyılda, özellikle de dil felsefede bu kadar etkin olmuşken, artık böyle tanımlara ihtiyaç duyulmuyor. Bunun yerine bilginin eleştirisi ve felsefe tarihindeki tariflerin çözümlemesi revaçta. Bugün felsefe “bilgi nedir” sorusu yerine, “bilgi nedir nedir” sorusu üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Yine de, bilgiye ilişkin sorgulamalar, kesin tanımlar vermekten ziyade, art zamanlı olarak paradigmaların eleştirisi haline gelmiştir. Böylelikle epistemolojinin değil, sorgulamanın kökü olan felsefenin çabasına kulak vermek durumundayız. İfade etmek yerine, ifadeyi eleştirmek; kesinlik aramak yerine kesinliği eleştirmekteyiz. Tabi bu tutumun da bir paradigma olup olmadığını merak ederek tam anlamıyla felsefi bir konumda kalmaktayız.

İleri Okuma

Kaynakça

Bir Yanıt

  1. cnrex 25 Temmuz 2016

Yorum Yapın