Dil Gelişimi

Giriş

Dil ve iletişimin hayatımızdaki önemini vurgulamaya çalışıyorum. Yakında dille ilgili ayrı bir bölüm oluşturup dilbilimsel yazılar da yazacağım. Anlatmak istediğim şey: insan olmaktır. İnsanın bir özelliği varsa, bu iletişimdir. İletişimin ana unsuru dil de insanın süper yeteneğidir. Yeryüzünde bir mucize görmek istiyorsanız insanın dilini incelemenizi tavsiye ederim. Tüm mucizeler onun içinde ancak küçük birer cümledir.

dil gelişimiDil gelişimi, insanın dili nasıl edindiğine, koruduğuna, geliştirdiğine ilişkin araştırmaların konusudur. İnsana dair başlıca çalışmalardan biridir. Kısa kesip: kaynakçadan alıntıladığım, özetlediğim bilgileri vermek istiyorum. Dilin önemine dair ifadeleri dmy.info/dil-nedir-tanimi/ ve  dmy.info/dil-felsefesi-nedir-giris/ sayfalarında okuyabilirsiniz. Konuşan hayvanların en büyük aracı olan dili fark etmeye çalışacağız. Felsefe bunu 20. yy. da (Antik Yunan’da da belirsizce) yapmıştır. Şimdi diğer alanlara ve kamuoyuna iletişimin farkındalığını oluşturmak gerekmektedir. Birçok felsefe bölümü adını dilbilim ve felsefe olarak değiştirmiştir. Felsefeyi bir dil çabası olarak görüp dilbilimciliği seçen filozoflar da cabasıdır. Tüm bunları dil felsefesi çalışmamıza saklayıp dil gelişimi derlememize başlamalıyız.

Dilimin sınırları dünyamın sınırlarını belirler. Ludwig Wittgenstein(1889- 1951)

A. Temel Kavramlar

  1. Morgem: Dil gelişiminde “tek sözcük” evresi olarak bilinir. Bu evrede çocuk tek bir kelime kullanarak bir şeyler anlatmaya çalışır.1,5 yaşındaki Ahmet “kedi” diyor. (Ahmet kedi derken farklı şeyleri anlatmak istemiş olabilir. “Anne, kediyi yanımdan al, korkuyorum.”, “Anne, kediye bak”, “Anne, o kediyi yanıma getirin, onunla oynamak istiyorum.” …) Burada önemli olan çocuğun kullanmış olduğu kelimenin herkes tarafından kabul görmüş olması değildir. Çocuk, kendi oluşturduğu ses dizilerini, belli bir şeyi ifade etmek için kullanıyorsa yine morgem konuşma gerçekleştirdiği söylenebilir.
  2. Telegrafik Konuşma: Dil gelişiminde “iki sözcük” evresi olarak bilinir. Bu evrede çocuk iki kelimeyi yan yana koyarak, bir şeyler anlatmaya çalışır.2 yaşındaki Ali, “Anne su” diyor. (Büyük ihtimalle annesinden bir bardak su istiyor.) 2,5 yaşındaki Selim parkı görünce “Anne vın vın” diyor. (Büyük ihtimalle annesinin kendisini -vın vın ifadesini salıncak kabul edersek- salıncakta sallamasını istiyor.)
  3. Aşırı Kurallaştırma: Çocuğun bir olay ya da kavramla ilgili öğrenmiş olduğu kuralı, bu olayla ilgili – ilgisiz ayrımı yapmaksızın tüm durumlara genellemesidir.”-ler”, “-lar” ekiyle çoğul yapıldığını öğrenen bir çocuk, birden fazla şeker gördüğünde “şeker” yerine “şekerler” diyebileceği gibi, masa üzerinde duran çok sayıda şekerin “hepsini” isteyeceği zaman “heplerini istiyorum” da diyebilir.”ayakkabı” kelimesine “-cı” eki ekleyerek “ayakkabıcı” yapıldığını öğrenen bir çocuk, “manav” yerine “manavcı”, “bakkal” yerine “bakkalcı”, “berber” yerine “berberci” diyebilir.
  4. Eksik Kurallaştırma: Çocuğun bir olayla ilgili öğrendiği kuralı, sadece o olayla sınırlandırmasıdır. Bu yönüyle aşırı kurallaştırmanın tersi kabul edilebilir.5 yaşındaki Ali, üst kat komşusu Ayşe Manım’a “misafir“ demektedir. Bir gün alt kat komşusu Sevinç Hanım gelince, annesinin onca sözüne karşın Sevinç Hanım’ı “misafir” kabul etmez. Nedeni sorulduğunda ise “Misafir öbür teyze” der.
  5. Alıcı Dil: Alıcı dil, çocuğun çevresindeki kişilerin dilini anlama becerisidir. Bu beceri çeşitli etkinliklerle artırılabilir. Ayrıca, çocuğun bu beceriye dayanarak, yeni bir kelime öğrenmedeki istekliliği de alıcı dil kapsamında değerlendirilebilir. Eğer çocuk bir olayla ilgili yeni bir sözcük öğrendiğinde, bu olayla ilgili olabilecek diğer sözcükleri de öğrenmek istiyorsa alıcı dil becerisi gelişmiştir.Babasının alet çantasındaki aletlerden birinin adını öğrenen çocuk, alet çantasının başına oturur ve sırayla içindeki tüm aletlerin adını sorar.
  6. İfade Edici Dil: İfade edici dil, çocuğun kendisini anlatabilme becerisidir. Burada unutulmaması gereken temel nokta, alıcı dilin, ifade edici dilden önce geliştiğidir. Yani ifade edici dilin gelişmesinin (çocuğun kendisini etkin bir şekilde ifade edebilmesinin ön koşulu, alıcı dilinin gelişmiş olmasıdır.
  7. Yansıtıcı Konuşma: Karşılıklı konuşma esnasında, karşımızdaki kişinin (örneğin çocuğun) içini dökmesi, dilediği sayıda cümle kurarak kendini istediği gibi ifade edebilmesi, başarmak için nelere ihtiyacı olduğunu, çocuğun kendi konuşmaları içerisinden çekip bulmasını sağlamak amacıyla kullanılır.

B. Piaget’e Göre Dil Gelişim Dönemleri

annePiaget’ye göre, dil gelişimi bilişsel gelişime paralel olarak ilerler. Yani dil gelişimi hiçbir zaman için bilişsel gelişimin ilerisinde olamaz. Ona göre dil gelişimi ile sembolik oyun arasında sıkı bir ilişki vardır.Piaget, çocukların konuşmalarını benmerkezci konuşma ve sosyalleşmiş konuşma olmak üzere ikiye ayırır. Süreç, benmerkezci konuşmadan, sosyalleşmiş konuşmaya doğru ilerler. Benmerkezci konuşmanın kaybolarak yerini sosyalleşmiş konuşmanın almasıyla, benmerkezcilik de ortadan kalkar.Piaget bu sürece genetik yapıya (olgunlaşma süreci) dayandırmıştır

  1. Benmerkezci Konuşma: Çocuk kendi hakkında konuşur, çevresiyle herhangi bir iletişim çabası yoktur. Konuşmalarında herhangi bir cevap beklemez, karşısındaki kişinin kendisini dinleyip dinlemediğini önemsemez. Benmerkezci konuşma daha çok bir oyundaki monolog tarzına benzer. Yani benmerkezci konuşma sesli şekilde kullanılır ve dışsal konuşmanın özelliklerini barındırır. Piaget’ye göre okul öncesi dönemdeki çocukların yaklaşık yarısı böylesi bir doğaya sahiptir.
  2. Sosyalleşmiş Konuşma: Çocuk çevresindeki diğer kişilerle karşılıklı alışveriş içerisindedir. Yani karşısındaki kişi ya da kişilerden isteklerde bulunur, gerektiğinde kızar, bağırır, ya da merak ettiği konularda bilgi alır.Piaget, dil gelişiminin bilişsel gelişime bağımlı olduğunu açıklamak için sosyalleşmiş konuşmayı örnek verir. Ona göre çocuğun sosyalleşmiş konuşma evresine belirli bir yaştan önce (yani belirli bir bilişsel gelişim düzeyinden önce) ulaşması olanaksızdır.

Vygotsky, Piaget`in belirttiği “benmerkezci konuşmanın, sosyalleşmiş konuşmaya dönüştüğü” düşüncesini kabul etmez. Çünkü ona göre sosyal düşünce bebeklikten itibaren vardır.İnsanda soyut düşüncenin gelişimiyle benmerkezci konuşma kaybolmaz, sadece içsel konuşmaya dönüşür.

1. Agulama Evresi (0-12 ay)

  • İlk 6 ayda anadilden bağımsız evrensel sesler çıkarılır.  6 aydan sonra çevreden aldığı pekiştirmelerle anlamlı heceler türetilir. Kendi içinde üç aşamada incelenir:
    1. Ağlama (0-2 ay):Bilinçsiz ve refleksif bir tepkidir. Buna karşın, bebeğin ihtiyaçlarını belli etmesi açısından önem taşır.
    2. Babıldama (2-6 ay):Bebek, anlamsız ve bilinçsizce sesler çıkartmaya başlar, (“da – da” gibi ünlü ve ünsüzler bir arada kullanıldığı sesler çıkartılır.)Bu sesleri çıkartırken, bir yandan da çevresindeki kişilerin ona vereceği tepkileri gözlemler.
    3. Çağıldama (Heceleme) (6-12 ay):Bebek, ünlü ve ünsüz harfleri sıraya koyarak çeşitli sesler çıkartmaya başlar (“ba-ba, ma-ma gibi).Bebeğin çıkarttığı sesler, yavaş yavaş yöresel özellikler kazanmaya başlar.

2. Tek Sözcük (Morgem) (12-18 ay)

  • Dil gelişiminin en kritik dönemi kabul edilmektedir.
  • Anlamlı ilk sözcükler bu evrede söylenir.
  • Bebek, tek bir kelimeyle çok şey anlatmaya çalışır. “Atta”, “top”, “su”, “vın vın”…
  • Alıcı dil özelliği belirgin olarak ortaya çıkar, ancak ifade edici dil henüz yeterli değildir.

3. Telgrafik Konuşma (18-24 ay)

  • Bu evreyle birlikte sözcükler birleştirilmeye başlanır.
  • İki (belki üç) sözcük yan yana getirilerek, en kısa yoldan anlam iletilmeye çalışılır.
  • “Dede gitti”, “Anne top”, “Abi park”…

4. İlk Gramer Konuşması (24-60 ay)

  • Gramer kazanılmaya başlanır. Yani çocuk cümlenin yapısını ve kurallarını edinmeye başlar.
  • Kelime hazinesi hızla gelişir.
  • İlk kurallı cümleler ortaya çıkar. “Abi okula gitti”, “Anne eve geldi”…
  • 24 – 36 ay arasında çocuk ilk kez “Neden?” soru tipini kullanarak basit sorular yöneltebilir.
  • 36 – 48 ay arasında çocuk ilk kez “yarın, gelecek hafta, daha sonra” gibi zaman bildiren ifadeleri anlayabilirler.
  • 48 – 60 ay arasında çocuk ilk kez zamanı bildiren doğru cümleler kurmaya başlar. (Ben haftaya okula gideceğim.) 

C. Dil Gelişiminde Kuramlar

Dilin nasıl edinildiğine dair bazı yaklaşımlar mevcuttur. Davranışçı, sosyal öğrenme ve biyolojik görüşleri kısaca tanıyalım. Bak:dmy.info/dil-nedir-tanimi/

1. Davranışçı Görüş

AnneDavranışçı görüşe göre: çocuklar dili, herhangi bir şeyi öğrendikleri gibi öğrenirler. Bebeklerin kendilerini istendik sonuçlara götürdüğünü keşfettikleri sesleri tekrar etmeleri ile dil öğrenilmeye başlar. Bebekler sesleri tekrar ederken, günlük dildeki sözcüklere benzeyen sesler çıkardıklarında, çevrelerindeki yakınları tarafından ödüllendirilirler. Böylece bebek, söylediği zaman pekiştirilen sesleri daha sık kullanmaya başlar. Pekiştirilmeyen seslerin kullanım sıklığı azalır. Sonuçta da konuşma şekillenir. Bu kuramda en önemli unsur ödül ve cezadır. Çocuk belli bir amaç gütmeden çeşitli sesler çıkardığında bu davranışı çevresi tarafından ödüllendirilirse davranış süreklilik kazanır ve çocuğun zihninde yerleşir. Edinilen bu tepkiler zamanla çeşitli sınıflama ve sıralamalar oluşturur. Çevreden gelen birçok ses uyaranlarının zamanla sınıflandırılması, şekillendirilmesi ve benzer durumlarda aynı ses ve tepkilerin verilmesi gerçekleşmektedir. Ödül ve ceza gibi pekiştireçler yoluyla bu gelişim sürdürülür.

  • Pekiştirme ve tekrar en önemli kavramlardır.
  • Çocuklar kendilerini istendik sonuca götüren sesleri tekrarlayarak dili kazanırlar.
  • Dilin kazanımı büyük oranda çevre etkisine bağlanmıştır. 

2. Sosyal Öğrenme (Toplumsal Etkileşim)

Bu kurama göre dil, ana-babanın model olması, çocuğun taklit etmesi, ana-babanın pekiştirmesi ve düzeltici geribildirim vermesi suretiyle kazanılmaktadır. Sosyal öğrenmeciler, sosyal etkileşimde gözleme dayalı öğrenmenin önemli olduğunu belirtir. Pekiştirmenin yanı sıra, bebeklerin sıklıkla duydukları sesleri taklit etmeleri de dilin kazandırılmasında önemli olmaktadır. Bu kuramda dil ediniminin esas noktası taklittir. Çocuk çevresinde duyduğu sesleri taklit ederek konuşmayı gerçekleştirir.

  • Dilin kazanılmasında gözlem ve taklit olmak üzere iki temel faktör üzerinde durur.
  • Dil, sosyalleşme içerisinde gerçekleşmektedir. Yani çocuk çevresini gözler, kendisine yakın gördüğü kişileri model alır ve kendi sesini onların sesine benzetir, yani taklit eder.
  • Özellikle konuşmalarda görülen şive farklılıklarını etkili bir şekilde açıklayabilmektedir.

3. Biyolojik Temelli

dil gelişimiNoam Chomsky ve Eric Lennenberg bu kuramın öncüleridir. Dil gelişiminin biyolojik ve psikolojik temellere bağlı olarak açıklar ve “psi- kolinguistik” kuramlar olarak da adlandırılır. Bu kurama göre insanlar doğuştan dil yeteneğine sahiptir. Doğuştan gelen mekanizma, çocuğun çevresinde konuşulan dili içselleştirmesini, kurallarını anlayarak öğrenmesini ve daha sonra da uygun dil bilgisi kuralları ile konuşmasını sağlar. Dil kurallarını kavrama ve kullanmayı mümkün kılan bu mekanizma sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak belli bir olgunluk düzeyine geldiklerinde tıpkı yürümeyi öğremek gibi konuşmayı öğrenirler. Chomsky, dili üreten ve yaratıcı hale getiren zihinsel süreçlerin varlığının, dilin nasıl kazanıldığından daha önemli olduğunu savunur. Bu kurama göre davranışçı ve sosyal öğrenmeci yaklaşımlarda önemli olan çevre, çocuğun dil öğrenip öğrenmeyeceğini değil; hangi dili öğreneceğini belirler. Normal olarak gelişen her çocuk dil öğrenir. Tüm çocuklar olgunlaşmaya bağlı belirli aşamalardan geçerek konuşmayı öğrenir. Chomsky’ye göre hepimiz dil öğrenirken cümle yapısını kavramaya çalışırız. Sonra bu cümle yapılarını çeşitli yapılara dönüştürür ve yeni yeni cümleler üretiriz. Daha önce hiç duymadığımız cümleler kurabilmemiz ve onları anlayabilmemiz bu gramer yapısı sayesinde gerçekleşir.

  • Chomsky insanın dil öğrenmeye yatkın bir aygıt/mekanizma/program ile doğduğunu söyler.
  • Bu yaklaşımı destekleyen iki temel bulgu vardır: Birincisi, çocukların dil gelişimi seyri ve bu seyirde olup biten temel değişimler bütün dil ve kültürlerde paralellik göstermesi. İkincisi, çocuklar yapılandırılmış bir dile yeteri kadar maruz kalmadıklarında dahi belli bir düzeyde dil edinmeleridir.
  • Dili öğrenmek, yürümeyi öğrenmeye benzer. Yani her ikisinin de temelinde olgunlaşma yatar.
  • Her insanda doğuştan var olan dil kazanma aygıtı iki yapıdan oluşmaktadır: Temel yapı: Kavramların düşünsel düzeyi ile ilgilidir. Yüzeysel yapı: Sözcüklerle ilgilidir. Ona göre dili kazanma sürecinde bu iki yapı hem bir arada hem de birbirinden ayrı işler. Temel yapının, yüzeysel yapıdan önce oluştuğu düşünülmektedir. Yani önce seslerin ilgili oldukları anlamlar kavranır (kavramların düşünsel düzeyi), ardından yüzeysel yapı oluşturulur (sözcükler ortaya çıkar).

Kaynakça

Leave a Reply