Her Türk Kendinin Foucault’sudur.

Felsefi Komedi dizisinin beşinci yazısıdır.

foucaultFuku’yu düzgün yazdığımı düşünüyorum. Mesleğim filozofluk. Felsefe okudum yani. Her halde filozof oluyorum. Ama kimse filozof aramıyor. Part time çalışmaya bile razıyım ama yok işte. Menajerim annem, sağda solda felsefe okuduğumu anlatmaya çalışıyor. Ancak kendisi de dâhil kimse felsefenin ne olduğunu bilmiyor. Matematik falan olduğunu düşünen var, buna da şükür.

İnsan kurgudur. Modern insan zaten kurgudur. Kim kurduysa Allah müstahakını versin. Kurgu olduğunu Türkiye’de örnekleriyle anlıyorum. Buralarda her Türk kendi kafasındaki kurgusuna göre yaşar. Kimse medeniyeti veya dini bile kafaya takmaz. Mesela kolun kırıldığında nazardır o, kırık olsa duramazsın. Felsefe okumuşsan da ateistsin. Dinciysen terörist veya mübarek olabilirsin, bir de felsefeci dinciysen kombodan ayrı puan kazanabilirsin, ama ölebilirsin de.

Her Türk kendinin Foucault’sudur deyince tepki çekiyorum. Az kaldı dayak yiyordum. Halbuki bizimkiler sisteme uymalarına rağmen hep dizgeyi sorgulamıştır. Yapısalcı değil de post yapısalcı evresi deyince daha çok vuruyorlar. Yapmak mapmak senin ananı bacını yapsalar hoş olur mu diye ahlak dersi de veriyorlar Diskürsif pratiklerden bahsetmeye başlayınca ne kadar saçma bir iş yaptığımı anlıyor ve sübhanallah diyerek dayağımı kabulleniyorum.

Allah, evren, karma neye inanıyorsanız inanın, felsefeye kötü gözle bakmayın. Ben çok çektim başkası çekmesin. Felsefe okuduğumu öğrenenler ya potansiyel vatan haini muamelesi yapıyor, ya da hekim sanılıyorum. Konuşmalarda hiç Allah demeyince zaten ortamdan kovuluyorum. “Hiç allah demedin, Allah de lan!”

Arkeolojiden ve antropolojiden bahsetmek istiyorum ama insanımız izin vermiyor. Halbuki bu ikisi için en uygun yer memleketimiz. Ne var ki bizde herkes filozof. Herkes haklı olduğu için haktan bahsedilmiyor. Aslında bizde Foucault’cu analizler çok münasip düşer ama fuk babandır diye dönütler alınca bu konudan bahsetmeyi kesiyorum.

Ben hayata günümüzü anlamak bakımından yaklaşıyorum. Kural izleme yönelimli dizgeleri çözümlemek için yola çıkıyorum. Bunun için farklı iki paradigmanın ortasında bulunan memleketimizin uygun olduğunu düşünüyorum. Bu kargaşada her tartışmaya bir doz felsefe öneriyorum. Bazen soru sorunca bölüm sonu canavarı gibi saldırı altında kalıyorum. Bunu hak etmiyorum, aslında insanların istediği şeyi veriyorum. Felsefe olmazsa, düşünmezsek yanlışlara kapılıp gideriz. Sorgulamazsak yanılırız.

İnsanımız da bunu biliyor. Yalnız kalabalıklar içinde tutucu rolü yapmak milli sporumuz olmuş. Kimse kendi için bir değerlendirmeye girişmiyor. Aslında herkes değişim istiyor, ama değişmek isteyen yok. Felsefenin doğduğu bu topraklarda soru çok, ancak sormaya cesareti olan yok. Kötülük, korkaklık, cehalet hepsi aynı şey vesselam. Bizi bitiren kendimizi sınırlamamızdır. Neyse yine felsefeye başlamayayım, sorgulamıyormuş gibi yapayım.

2 Yorum

  1. Alper 14 Nisan 2018
  2. ömer 15 Nisan 2018

Yorum Yapın