Hukuk ve Savaş

Paylaştıkça artar:

hukuk ve savaşSavaş, ya da en azından kavga devlet ile ortaya çıkmamıştır. Hukuk, ya da en azından hak da devlete bağlı oluşmamıştır. Ne var ki bugünkü anlamını devlet ile kazanmış, konu edindiğimiz filozofların düşüncesinde de önemli yer edinmiştir. Devlet, en başta iktidar olarak ortaya çıkmış ve özellikle savaş kavramının ve zor kullanmanın kurumsal hali olarak belirmiştir.[1]  İstediğini yaptırma gücü olarak tanımlayabileceğimiz iktidar yasayı ve silahı kullanabilir. Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürler “iyi silahların olmadığı yerde iyi yasalar olamayacağı” söylemini geliştirmişlerdir.[2] Savaş ve hukuk problemlerinde devletin de akla geldiği söylenebilir.

Devletleşmenin nedeni olarak savaş ve savaşın bir öznesi olarak devlet de düşünülmelidir.[3] Savaş ile devlet arasında varoluşsal bir bağ olduğu antropolojik araştırmalarda tahlil edilmektedir.[4] Savaşın insanların devlet adıyla kurumsal bir yapılanmaya gitmesinde önemli bir etken olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte büyüyen topluluklarda hukukun gelişimi ve taksimi de kurumsallaşmayı getirmiştir.[5]

Tarihte adaleti sağlamak toplum halinde yaşayan insanın görevi olarak tezahür etmiştir. İnsanlar ortak iyilikleri için bir araya gelmiş ve kendi aralarında adaleti tesis etmeye çalışmışlardır. Erken devlette ve ilk imparatorluklarda hak anlayışının ilerletilmeye çalışmasından bunu görmekteyiz.[6] Hukukun erken devletlerden beri önem verilmesi gereken bir temel olduğunu ve tüm dünya devletlerinde geliştirildiğini görmekteyiz. [7]

İktidar anlayışının değişmesiyle savaş ve hukuk gibi kavramların değiştiği görülmektedir. Feodal toplum yapısında hüküm süren pastoral iktidar disipline dayalı hükumete dönüşmüştür.  Önceleri hüküm süren rastgele egemenlik de sürekli gözetmenliğe dönüşmüştür. Dolayısıyla iktidarın uygulanışı kişiler kadar uygulayanları da etkisi altına alan makine biçiminde iktidar ortaya çıkmıştır.[8] Toplum değiştikçe iktidar anlayışı da değişmiş, iktidarın elindeki savaş ve hukuk gibi araçlar da farklı algılanabilmiştir. Günümüzde iktidarın araçlarından olan savaş ve hukuk caydırma kurumları olarak kullanılabilmekteyken koşullandırma ve ödüllendirme kurumları da diğer seçenekler olarak göze çarpmaktadır.[9]

Amacımız savaşın ve hukukun devlet halinde yaşayan toplumlarda karmaşık halde bulunmasının sorgulanmasıdır. Sunduğumuz düşünceler felsefe tarihinde farklı bakış açıları olduğuna delalet ettiği gibi daha farklı görüş açılarını araştırmayı önermektir. Aynı konudaki farklı felsefe sistemleri olabildiği gibi, aynı filozoftan da farklı çıkarımlar yapılabilir. Bu yüzden felsefe bir araştırma ve soruşturma konusudur. Ve dahi siyaset ve siyaset felsefesi sorgulanarak iyileştirilebilir. Savaş ve hukuk anlayışlarımız felsefe ile sorgulanmalı ve toplumu derinden etkileyen bu kavramlar farklı açılardan ele alınmalıdır…


Metnin tamamı için: Hukuk ile Savaş Arasında: Hobbes, Rousseau, Vattel ve Clausewitz, FLSF Dergisi 2016 Güz Sayısı


…Savaşın ve hukukun aynı eylemin farklı yönleri olduğunu düşünen Hobbes ile savaşı politikanın farklı şekildeki devamı olarak gören Clausewitz arasında iktidar anlayışı minvalinde bağlantı kurulabilir. Hukukun geçerli bir tarzını ve doğal olanını arayan Rousseau da Vattel ile görünürde örtüştürülebilir. Bununla birlikte dört filozofun mevcut değerler dizisini farklı bir yöne sokan çalışmalara imza atmaları da dikkate alınmalıdır. Her biri savaş ve hak konuları yan yana geldiğinde yorumları hatırlanacak müelliflerdir.

Savaş hukuku literatürünün şerh edilmesine değil, savaşın yanında hukukun incelenmesine dikkat edildiğini vurgulamak gerekir. Derlenen görüşler savaş ile hukuku aynî, karşıt, paralel ve yokluk ekseninde değerlendirebilmektedir. Hukukun ve savaşın Hobbes’ta iç ve dış savaş olarak tasarlandığı, buna karşın Rousseau’da hukuk ve hukuksuzluk olarak ayrıldığı görülmektedir. Vattel’in üretime ve ticarete yönelik sisteminde savaşın herkesin kaybettiği bir olay olmasını engellemek için hukuka bağlanması, Clausewitz’de savaşın kendi koşullarını oluşturan bir hukuksuzluk ve belirsizlik durumu olması ile karşılanmıştır.

İktidar Hobbes’ta savaş aracı, Rousseau’da hakları geri verecek bir hukuk mercii olmaktadır. Vattel’in hukuka bağladığı savaş, Clausewitz’de hukuksuzluk haline gelmektedir. Bu betimlemeler araştırmacılara karşılaştırmalı çalışmaların gereğini anımsatmaktadır. Bir filozofun sistemi kadar felsefenin de etkileşim içindeki sistemi gözden kaçmamalıdır.

Kaynakça

[1] Fatmagül Berktay, Politikanın Çağrısı, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2011), 31.

[2] A.g.e., 33.

[3] Henri J.M.Claessen- Peter Skalnik, Erken Devlet, (İmge Yayınları, Ankara, 1993), 64.

[4] A.g.e., 71.

[5] A.g.e. 287.

[6] Yusuf Ziya Özer, Adalet Teşkilatının Tarihi Tekamülü, (Hukuk İlmini Yayma Kurumu, Ankara, 1936), 1.

[7] A.g.e., 4.

[8] Nevzat Can, Siyaset Felsefesi Problemleri,(Elis Yayınları, Ankara, 2005), 90.

[9] A.g.e., 90.

Yorum Yapın