Kalkınma Nedir Ekonomik Gelişmişlik

Paylaştıkça artar:

ekonomik kalkınma Kalkınma Tanımı

Kalkınma: Ekonomide halkın değer yargıları, dünya görüşü ile tüketim ve davranış kalıplarındaki değişmeleri içerecek biçimde toplumsal ve kurumsal yapıda dönüşüme yol açan büyüme. Kısaca: ekonomik gelişme anlamında kullanılır.  Terim: ekonomik kalkınma, iktisadi kalkınma, ekonomik gelişme sözcükleriyle eş anlamlıdır.  Yanlış biçimde: toplumsal kalkınma, sosyo-kültürel evrim, sosyal gelişim, insani gelişim ile bir tutulur. Bunlar ekonomik kalkınma ile ilişki halindeki diğer kavramlardır.

Ekonominin sağlık açısından iyi olma durumuna işaret eder. Sürdürülebilir politikalarla desteklenmiş ve yaşam standartlarını yükselten tutuma verilen isimdir. Eylem olarak, belli bir alandaki geçim faaliyetlerinin olumlu seyrini belirtir. Ekonomideki nicel ve nitel iyileşme olarak da tanımlanır. İnsan sermayesi, kritik altyapı, bölgesel rekabet, sürdürülebilirlik, girişimcilik, sağlık, güvenlik, eğitim alanlarındaki gelişime işaret eder.

ekonomik kalkınmaGelişmişlik ve Büyüklük Farkı

Kalkınma ekonomik büyümeden farklıdır. Ekonomik kalkınma toplumsal iyiliği betimlerken, ekonomik büyüme piyasaların üretkenliğini betimler. Ekonomik büyüme ekonomik gelişmenin içinde bir etkinlik olabilir. Ekonomik gelişme/ kalkınma iyi bir duruma işaret ederken, ekonomik büyüme nicel değişikliğe işaret eder. Kalkınma, toplumun iyiliğini; büyüme, piyasanın genişlemesini anlatır.

Ekonomik gelişme ile ekonomik büyüme sık sık karıştırılır. Bu yazıyı yazmamızın sebebi büyüklüğün gelişme anlamına gelmediğini anlatmaktır. Herhangi bir şeyin büyüklüğü onun iyi olma niteliği değildir. Büyük bir ev düşünelim. İçindeki insanların kullanmayacağı büyüklükte bir ev insanlara zararlıdır. Evin idare edilmesi, ısıtmak, temizlik, tamirat gibi işleri büyüklüğü olumsuzluğa çevirir. Para birimindeki büyüklük gibi de düşünebiliriz. Bir paranın değeri alım gücüyle ölçülür. Takas edildiği malı ne kadar az tutarda karşılıyorsa o kadar değerlidir. Paranın büyüklüğü ile değeri ters orantılıdır. Üç milyon Türk  Lirası nicel olarak büyüktür, ancak bir Avrupa para birimi(Avro)’ nden daha değersizdir.

Ekonomisi(geçim- tutum yaşamı) büyük ülkeler: ABD, Çin, Almanya, Japonya, Fransa aynı zamanda gelişmiş midir? Gelişmişliğin insan hayatının niteliğine(kalitesine) işaret ettiğini söylemiştik.  İdeal bir gelişmişlik ya da gelişme referansı bulunmamaktadır. Ancak temel ülkülerden yola çıkarak, mevcut örnekleri değerlendirebiliriz. Ekonomisi büyük ülkelerden Japonya’yı ele alabiliriz. Gelir dağılımında adaletli ve aynı zamanda büyük de bir ülkedir. Adalet toplumu bir arada tutan ve güven duygusunu oluşturan temel anlayıştır. Kalkınmanın adaletle paralel ilerlediğini söyleyebiliriz. Nitekim Japonya gibi ülkelerde ülke gelirinin büyük kısmı orta gelirli vatandaşlara aittir. Yani çok zengin ve çok fakir vatandaşlar azdır, ekonomik güç eşit olarak dağılmaktadır. Böylelikle insanlar toplumu daha çok sahiplenmekte, sömürü anlayışı yerine işbirliği öne çıkmaktadır. Bu da herkesin iyiliği, toplu kalkınma ile sonuçlanmaktadır.

ekonomik kalkınmaÇin, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler en büyük ekonomilerdendir. Ancak iş kalkınmaya ve adalete geldi mi, en son sıradadırlar. Çin 10 yıl içinde dünyanın en büyük ekonomisi olacaktır. Ancak hiçbir nispeten daha küçük ekonomilerdeki(İsveç, Norveç, Finlandiya) kalkınmayı yakalayamayacaktır. Gelişmiş, kalkınmış, iyi nitelendirmeleri insan hayatını referans alır. Toplumun sömürülmesi, köleleştirilmesi ile sayıla pek ala büyütülebilir; önemi olan toplumsal dayanışmanın ve insan ilişkilerinin iyi olmasıdır.

İyi bir ekonominin niteliği zengin olmak değildir. Sayıların büyük olması insan hayatının iyi olmasına işaret etmez. İyi bir ekonomi içindeki insanların mutluluğu ile ölçülebilir. Çin örneğindeki gibi, komünist eşitlikçi bir yapı olduğunu iddia eden ancak tam aksini yaşayan ülkeler mevcut. Buralarda insan hayatının değeri düşük, paranın değeri yüksektir. Gelir dağılımında adaletsiz ve nicel olarak büyümüş ekonomiler gelişmiş addedilemez. Gelişme iyi bir anlama geldiği sürece, hayatın kötüleştiği bu ülkeler ancak “büyük”  birer ekonomidir.

Kalkınma- Gelir dağılımı adaletsizlik

Dünyada gelir dağılımını beş tabakada gösteren grafik. En üstte zengin servet.

Gelir dağılımındaki adaletin kalkınma ve gelişmişlik niteliklerinin temeli olduğunu söyleyebiliriz. Devlet gibi insanların oluşturduğu büyük gövdenin parçalarına dikkat edilmelidir. Gelişmiş, iyi bir gövde büyük olan değil; sağlıklı olandır. Sağlıksız bir bedende vücudun yalnızca bir kısmına çok iyi alaka göstermek gelir dağılımındaki adaletsizliği betimleyebilir. Devletin temel işlevi adaleti sağlamak, insanlar arası işbirliği ve örgütlenmeyi ayarlamaktır. Bir devletin gelir dağılımındaki dengesizlik, geri kalmışlığın sembolüdür. Devlet bunun için vardır. Eğitimsiz bireylerin eğitimi, düşkünlerin bakımı, fırsat eşitliğinin sağlanması devletin temel görevidir. Fiziksel olarak hiçbir farkı olmayan dünya insanlarının ve yaşam hakkı olarak eşit olan canlıların adil şekilde yaşaması devletin varlığını mazur gösterir. Bak: dmy.info/guc-iktidar-nedir-kaynagi-ve-ozellikleri/

Günümüzde Dünya nüfusunun %70’i günde 2 dolardan az kazanıyor. Dünyada kalkınmanın başarılı olmadığını söylemeliyiz. Kalkınma insan hayatının niteliğindeki iyileşmedir. Dünya ekonomisinin büyümesi; kalkınmadan daha hızlı ilerlemektedir. Bu da haksızlığa yol açar. İnsanları bir arada tutan işbirliği ve adalete aykırı bir durum oluşturur. İyi bir toplum iyi insanlarla mümkündür. Daha önce de söylediğimiz gibi: büyüklük mutluluk getirmez, birliktelik mutluluk getirir. Yoksa bir gün, zenginler gemi azıya aldığında- iyice zenginleştiğinde, fakirlerin zenginlerden başka yiyecek bir şeyi kalmayacak. Bak: dmy.info/sosyal-devlet-sosyal-demokrasi-nedir/

Kaynakça

Amipten insana kadar uzanan süreç filozoflara bir ilerleme olarak görünmüştür.  Yine de amiplerin bu fikre katılıp katılmayacakları bilinmiyor- B. Russell
Tüm uluslar gibi bireyler de kendilerinin uygarlık dedikleri şeyi gerçek uygarlık saymaya ne denli yatkınlar: öğrenimini bitirmek, tırnaklarını temiz tutmak, terziye, berbere gitmek, yurtdışına çıkıp gezmek; böylece tamamlanmış oluyor en uygar insan. Uluslara gelince; olabildiğince çok demir yolu, akademi, sanayi kuruluşları, savaş gemileri, kaleler, gazeteler, kitaplar, partiler, parlamentolar, böylece tamamlanmış oluyor en uygar ulus da. Bu nedenle, uluslar gibi yeter sayıda birey de uygarlıkla ilgileniyor, ama gerçek aydınlanmayla ilgilenmiyor. Bunlardan birincisi kolaydır, onaylanan bir şeydir. İkincisiyse büyük çabalar gerektirir, bu nedenle de büyük çoğunluk tarafından her zaman nefret ve düşmanlıkla karşılanır; çünkü uygarlığın aldatmacasını açığa çıkarır.’’ Tolstoy- İlkesiz Yaşam

Bir Yanıt

  1. Hanifi ÇORAPLI 24 Ocak 2015

Yorum Yapın