Kitap Girişleri Cümleler- Kitapların Girişleri

Kitap girişleri ve cümlelerini bazı seçme eserlerde alıntılayacağız.

Alexandre Dumas- Monte Kristo Kontu

EDMOND DANTES
24 Mayıs 1815’de ‘Firavun’gemisinin Marsilya’ya yaklaştığı
görülüyordu. Kıyıdaki bir bay geminin yanaşmasını bekleyemedi. Bir
sandala atlayıp gemiyi karşılamaya çıktı.
Sandal yaklaşırken genç bir adam geminin yan tarafına geldi.
Görünüşü kaptana benziyordu. Yirmi yaşlarındaydı. Gözleri ve saçı
siyahtı. Üzerinde tehlikeyle karşılaşmaya aşkın kişilerin güvenli hali
vardı. Sandaldaki adam,
— Ah, siz misiniz Dântes? diye bağırdı. Ne oldu?
Genç adam,
— Çok üzücü bir şey oldu Bay Morrel, diye karşılık verdi. Gemimiz
Civitavecchia yakınlarına geldiği sırada yiğit kaptanımız Lecİerc’i
kaybettik.

Cengiz Aytmatov- Cemile

O basit çerçeveli küçük resmin yine karşısındayım işte. Köye
gidiyorum yarın sabah; resme uzun uzun, dikkatle bakıyorum,
yolculuk için bana bir şeyler söyleyecek sanki.
Resim sergilenmedi. Üstelik, köyden akrabalar gelince hemen
kaldırıyorum onu, saklıyorum. Sanat eseri sayılmaz gerçi, ama
utanılacak bir şey de değil. İçindeki toprak kadar yalın.
Arkada soğuk bir sonbahar göğü çizili; ötelerde, sıradağlar üstünde
kaçan bulutları kovalayan rüzgar. Önde, kurumuş pelinlerle kaplı
bozkır, son yağmurlarla ıslanmış, kararmış yol; iki yanında kırık
çalılar. Çamurlu yolda iki yolcunun ayak izleri durmakta. Yol
uzaklarda silinip giderken izler de belirsizleşiyor. Birer adım daha
atsalardı, çerçevenin arkasında kaybolacaklardı sanki. Biri… Ama
sırayla anlatayım.

Charles Dickens- İki Şehrin Hikayesi

Tüm zamanla ›n en iyisiydi, belki de en kötüsü de… Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı,
inançlar ›n dönemiydi, inançs›z ›ğın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi, belki de karanlığın…
Umut’un baharını, umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geleceğindi. Gelecek hiçlikti aslında.
Hepimiz cennete gidiyorduk; ya da tersine, cehenneme. Gün bugüne o denli benziyordu ki,
gürültücü yetkililerden kimi, karşılaştırmaların yalnızca üstünlük açısından yapılmasında direnir
oldular.

Douglas Adams- Otostopçunun Galaksi Rehberi

Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden
uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır.
Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve
mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle
ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.
Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı -eskiden vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu
zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil
renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar
yeşil renkli küçük kâğıt parçalan değildi.

Franz Kafka-Dönüşüm

Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir
böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırhı andıran sertlikteki sırtının üzerinde
yatmaktaydı ve başını azıcık yukarı kaldırdığında kubbemsi, kahverengi, yay
biçimindeki sertliklerce bölümlenmiş; üstünde, tutuna-bileceği hiçbir şey kalmamış
ve neredeyse tamamen kaymak üzere olan yorganın bulunduğu kamını gördü. Diğer
kısım-larıyla karşılaştırıldığında acınacak denli ince bir sürü bacağı, gözlerinin
önünde çaresizce parıldıyordu.
“Bana ne olmuş böyle?” diye düşündü. Bu bir düş değildi. Gerçek, ama biraz fazla
küçük, insanlara özgü odası, yabancısı olmadığı dört duvar arasında sakince
durmaktaydı. Üstünde ambalajından çıkarılmış kumaş örneklerinden oluşan bir
koleksiyonun -Samsa bir satış temsilcisiydi- ya-yılı olduğu masanın üzerinde, kısa
bir süre önce resimli bir dergiden kesip, altın yaldızlı hoş bir çerçevenin içine
koymuş olduğu resim asılıydı.

George Orwell- 1984

Nisan ayının soğuk, ama açık bir günüydü; saatler on üçü gösteriyordu. Yıldırıcı esen rüzgârdan korunabilmek için çenesini göğsüne gömmüş olan Winston Smith, hızla Zafer Konağının camlı kapından içeri süzüldü; ama bir toz bulutunun da kendisiyle birlikte içeri dalmasına engel olabilecek kadar çabuk davranamadı.

Hol, kaynamış lahana ve eski paçavra kilim kokuyordu. Ev için oldukça büyük, renkli bir poster, dipteki duvara asılmıştı. Posterde, özenilmeden yapılmış, bir metreden daha geniş, koskocaman bir yüz resmi vardı: Kırk beş yaşlarında, siyah gür bıyıklı, sert çizgileriyle bir erkek yüzü. Winston merdivenlere yöneldi. Asansöre binmeyi denemenin bir yararı yoktu. En iyi zamanlarda bile çalıştığı seyrekti; üstelik son günlerde elektrik kısıntısı vardı.

Yorum Yapın