Namık Kemal ve Son Dönem Osmanlı Ahlak Felsefesi

namik kemalNamık Kemal’in düşüncelerini tahlil etmeye devam ediyoruz. Felsefe açısından Kemal’i ele almamızın sebebi batı felsefesini Türk toplumuna uyarlamasıdır. Onda Rousseau ve Montesquieu etkilerinin İslami bir çerçevede sentezlenmiş olması konuyu daha ilgi çekici kılmaktadır. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında İslamcı mütefekkirlerin Avrupalı filozofları çözümlemeye ve anlatmaya başladığını görmekteyiz.

Son dönem Osmanlı düşüncesinde münevverler batıdaki yenileşmeyi ülkede gerçekleştirmek istemektedir. Bunun için tercüme faaliyetleri ile birlikte eğitim ve danışmanlık almak da gündeme gelmiştir. Öğrenmek ve yayımlamak ile batı gibi modernleşmek istenmektedir. Osmanlıca yayımlanan eserlerde topyekûn bir batı ithalatı görülür. Tüm görüşlere ve özellikle yenileşmenin altındaki fikirlere odaklanmış ve yayımlamışlardır.

Ahlak anlayışı, İslam’ın bireyin tüm yaşantısını düzenlemesinin yanında özgün ve kapalı bir ahlak düzeninin de mevcut olması nedeniyle merak konusudur. Bu dönemde Kemal ve Yeni Osmanlı düşünürleri batıdaki ahlak felsefelerini de iktibas etmektedir. Hâlihazırda güçlü bir ahlak anlayışının olması bu dönemde Fransız filozoflardan yeni fikirler edinilmesini sorgulatmaktadır. Ahlak için batıya bakmak zaten temellendirilmiş bir sisteme sahip olan bu toplumun batılılaşma hamlesini anlamamıza yardımcı olacaktır. Son dönemde batıdaki karşılıkların can havliyle ithal edildiği görülmektedir.

Arap Harfli Felsefe Eserleri Bibliyografyası’nda ahlak felsefesi eserlerinin yüzde on dokuz oranında olması[1] bu dönemi incelemeyi elzem kılan ilginç noktalardandır. Fransız filozoflar sistemlerinin temeline ahlakı yerleştirmiştir. Onları okuyan Osmanlılarda da öyledir. Siyasi düşüncenin temeline ahlakı almak batı felsefesinden gelen genel bir temayüldür.

Ahmet Mithat Efendi Osmanlı’nın geri kalışının sıkıntıdan değil ahlak bozulmasından olduğunu söyler. Sanayi devriminin kaçırılışı değil, “ahlak bozukluğunun herkese yayılması” Osmanlı’yı geride bırakmıştır. Namık Kemal de bu görüştedir ve ahlakın güçlendirilmesi için çabalamaktadırlar.[2] Bu dönemde batılı ahlak filozoflarına dikkat gösterilmesi ahlakın bozulduğu düşüncesiyle bir ikame çabası olarak algılanabilir.

Hak, adalet, hürriyet, vatan, meşrutiyet gibi kavramlar Kemal’in kullandığı şekliyle toplum hayatına yerleşmiştir. Ahlak felsefesi açısından baktığımızda toplum hayatını düzenleyici öneriler getiren Kemal’in mefhumları, yani anlamları veren bir öncü olduğu görülmektedir.

Kemal gelişme konusunu ahlak anlayışının gelişmesine bağlamaktadır. Çağdaş ülkelerin gelişmişlik düzeyine ancak eski Osmanlı-  İslâm ahlak ve adalet anlayışlarına geri dönülürse ulaşılacağını savunmuştur.[3] Toplum halinde yaşanan sorunlar toplumun ahlakının bozulmasındandır. İslam ülkelerinin geri kalması da başlangıçta kurdukları müreffeh ahlak toplumunu bozmalarından ileri gelir. İslam onuncu yüzyıldaki ahlak anlayışıyla dünyanın en ileri medeniyetini oluşturmuştur. Bu ahlak bozulduğu için şimdilerde geri kalınmıştır.

Türk-İslam düşüncesinde ahlak toplumsal var oluş açısından adalete bağlanmıştır. Bedri Gencer bu hususu tahlil etmiş ve adaletin ahlaki anlamını irdelemiştir. Osmanlı ahlak düşüncesinde adaletin soyut bir değerden ziyade somut bir ilke halini aldığı görülmektedir.[4] Namık Kemal “Adaletin kemâlât-ı insaniye ve terakkiyât-ı medeniyece hâsıl edegeldiği tesirât-ı külliyeyi isbat için delil getirmeğe hâcet göremeyiz” diyerek adaleti bireylere ahlaki, hükümdarlara da politik bir yol olarak göstermektedir. Adalet sayesinde ahlaki ve medeni gelişim olacağını belirtmektedir.[5]

Ahlakın toplum ve devlet için önemi azamidir. Allah ile insanlar arasındaki ezelî sözleşmenin uzantısı olarak hükümdar ile tebaa arasında sözleşmeye dayalı bir ahlak mevcuttur. Siyasetin kalitesi, hükümdar ile tebaanın karşılıklı ahlaki kalitesine bağlıdır.[6] Devlet için ahlakın şart olduğu Kanun-ı Esasi’nin hazırlanmasında da görev alan Kemal’in beyanlarında mevcuttur. Ona göre bir kanun “1. Nizâmât-ı Esâsiyye, 2. Usul-i Mezheb, 3. Ahlak, 4. Hürriyet-i Mezhebiyye, 5. Hürriyyet-i  Şahsiyye, 6. Huzur-ı Mahâkimde Müsâvât-ı Umumiye, 7. Emlâkin Taarruzdan Masuniyeti, 8. Hükkâmın Mazuliyyetden Beri Kalması, 9. Muhafaza-i Memleket” kaidelerinden birine zarar veriyorsa reddedilmelidir.[7] Ahlakın kanuna bir önkoşul olarak sürüldüğü görülmektedir.

rousseauAyhan Bıçak, Namık Kemal’in hukuku din ile temellendirmeye çalıştığını söyler.  Kemal,  hukukla ahlak arasındaki ilişkiyi ahlakla din arasındaki ilişkiye bağlamıştır.[8] Makalelerinden gördüğümüz kadarıyla hukukun temeli ahlaktır, ahlak da din ile temellendirilebilir. Devletin temeline ahlakı yerleştirirken, ahlakın temeline de dini yerleştirir. Bu düşüncesi hemen akla Rousseau’yu getirir. Rousseau’da devlet ahlaki bir görevle yükümlü bulunan ve toplumdaki bütün bireylere karşı sorumlu olan siyasî bir organizmadır. Namık Kemal’in bu düşünceden etkilendiği görülmektedir.

Ahlak-ı İslâmiye adlı makalesinde İslâm’ın “ihsanı adle teşrik(ortak) ederek ahlakı vazife-i hukukiye dairesine idhal ettiğini(dahil ettiğini)” söyler. Yani İslâm ahlakı bir hukuk kaidesi haline getirmiştir. Yine, İslâm fukarayı koruyan ve miras, mahremiyet gibi hakları güvence altına alan yegane mezheptir.[9] Onun tasavvurunda İslâm bir hukuk sistemidir ve yeni bir düzenden ziyade, var olanın doğru uygulanması amaçlanmalıdır.
Ahlakın elde edilen bir meziyet olduğunu ve düzeltmenin yeniden inşa edilmesinden zor olduğunu belirtir. Ahlakın edinilmesinde İslam kaideleri ve insan faziletlerinin önemli olduğunu ve eğitimde bunların kazandırılmasını söyler.[10] Burada Montesquieu’nun  iyi yönetim için eğitim yoluyla halkın ahlakının geliştirilmesi düşüncesi akla gelmektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi, Fransız filozoflar Kemal’in direkt okuduğu ve Fransa’da irtibat kurduğu düşüncelere sahiptir.

Namık Kemal’in “Din güzel ahlaktır” demesi ve din eğitimini ahlaki temele oturtması da din ile ahlakın Kemal’in görüşlerindeki önemine işaret eder.[11]Ahlakın en büyük örneğinin İslam dini olduğunu savunur. “Cihanda İslamiyet’ten başka bir mezhep var mıdır ki ihsanı adle teşrik ederek (adaletle birleştirerek), ahlakı vazife-i hukukiye (hukuksal yükümlülükler) hâline getiren başka bir din var mıdır?” demesi de İslam’ı ahlakın temeli olarak görmesine örnektir.[12]

“Buraların  ahlakı Avrupa’ya nisbetle  daha  az bozulmuş  olduğu  i’tiraf  olunup  dururken  biri  taraftan  dahi  terbiyet-i İslamiyeyi  nâkıs  addeylemek  bu  itikadaa  bulunanların  temyizsizliğinden  veya garezkârlığından başka bir şey isbat etmez”.[13] diyerek Avrupa ahlakının İslam ahlakından daha bozuk olduğunu ve İslam ahlakını eksik göstermenin düşüncesizlik olduğunu beyan eder.

Batıdan kaynaklanan düşüncelerin İslamcı çerçevede sunulması çoğu düşünce tarihçisine ilginç gelmektedir. Zira Namık Kemal bazen Avrupa düşüncesini din ile sentezlemeden sunabilmektedir. Bu dönemde İslamcılığı batı tehdidine karşı bir savunma ve Tanzimat döneminin toplumdaki kargaşa etkisine tepki olarak yaptığı da düşünülmektedir. Şerif Mardin’in bu siyasal İslam anlayışına yorumunu aktarıyoruz:

“…19. yüzyılda bu zorunlulukların bir sonucu olarak din,  Osmanlı İmparatorluğu’nda eski kisvesini kaybederek bir “ideolojik eksen” kazandı ve kitlelerin katılmasıyla ilgili yönü her zamankinden daha önemli olmaya başladı.” [14]

Kaynakça

  • [1] Ömer Mahir Alper, Açıklamalı Felsefe Eserleri Bibliyografyası, Kitabevi Yayınları, 2004, s.151.
  • [2] Hilmi Uçan, Batı Uygarlığı Karşısında Namık Kemal, Sosyal Bilimler Dergisi / Cilt: XIV, Sayı 1, Haziran 2012, s.64.
  • [3] Serol Teber, Namık Kemal- Yeni Osmanlılar, Paris ve Komün Savunması, Bir Çağdaş Öncü Namık Kemal içinde, İstanbul 1988, s. 72.
  • [4] Bedri Gencer, Son Osmanlı Düşüncesinde Adalet, Muhafazakâr Düşünce dergisi, Yıl: 4 – Sayı: 15, 2008, s.124.
  • [5] A.e. s. 129.
  • [6] A.e. s. 133.
  • [7] Kenan Çağan, Namık Kemal’de Devletin Niteliği ve Temel Dayanakları, Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries)  Cilt/ Volume:7, Sayı:1, s.274.
  • [8] Ayhan Bıçak, Türk Düşüncesi II– Kaygılar, Dergah Yayınları, 2010, s. 396.
  • [9] Namık Kemal, Nüfus, Fatma Betül Kiriş,  Bulgurluzade Rıza’nın  Müntahabat-I Bedâyi-İ Edebiye  İsimli Antolojisinin  Çeviriyazı Ve İncelemesi, Yüksek lisans tezi içinde, Afyon, 2009, s. 202.
  • [10] Fevziye Abdullah Tansel, Namık Kemal’in Mektupları, TTK Yay, Ankara, 1967, s.20
  • [11] Namık Kemal, Bizde Ahlakın Hali, Nergiz Yılmaz Aydoğdu ve İsmail Kara, Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri içinde, Dergah Yayınları, 2005, s. 488.
  • [12] Namık Kemal, Nüfus,  a.g.e. içinde, s. 202.
  • [13] Namık Kemal, Külliyat-ı Kemal, Makalat-ı Siyasiye ve Edebiye, Şirket-i Mürettibiyye  Matbaası İstanbul, 1327, s. 373.
  • [14] Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İletişim Yayınları, 2007, s.88.

Yorum Yapın