Namuslu Kokoreççiler Derneği

namuslu derneğiÖyle etik bağlamda nitelemeler yapmazlardı. Kant ahlakı karşısında Aristoteles’inkini konumlandırma gayeleri yoktu. Değerin ne olduğunu sorgulamak içlerinden gelmezdi. Aksiyoloji değildi dertleri, ama bir şeye değer atfetmeye ihtiyaç duymuşlardı. Namuslu olduklarını vurgulamışlardı.

Derneğin tabelasında en dikkat çekici kelime namuslu, iş hanının en dikkat çekici tabelası da namuslularındı. Neden vurgulamaya ihtiyaç duymuşlardı? Bunu sorduğumuzda dernek üyelerinden biri “öyleyiz de ondan” diye yanıt verdi. Öyle olmaları ne anlama geliyordu? Namussuz kokoreççi neydi ki? Hiç sormadılar. Namusluluk nedir? demediler. Sormayı sevmezlerdi, ama yanıtları hazırdı. Yani her an bir yerden soru gelebilir, hazırlıklı olmak lazım. Sorunun düşünmeyle ilgili olduğunu değil de hazırlanması gereken bir şey olduğunu sanıyorlardı. Cevaplar hazırdı, endişeye gerek yoktu.

Namusun ne olduğunu da belirleyemediler aslında. Havalı bir kelime olması ilk tercih olmuştu. Onları diğerlerinden üstün konuma getiriyordu. Bir de içeride kumar oynatıldığı belli olmuyordu. Hem namuslu, hem de kokoreççi, ne işi olur kumarla? Aslında isim ardına sığındıkları bir paravandı. Bu yöntemi haberlerde görmüşlerdi. Uyuşturucuyla mücadele derneği başkanının uyuşturucu satıcısı olmasından esinlenmişlerdi.

Siyasi parti kuracaklardı, ama adam bulamadılar. Kumar oynamak için siyasi parti kurmak sınanmış bir yöntemdi, ama tüm kumarbazlar halihazırda başka siyasi partilerde görev yapıyordu. Memlekette o kadar parti kurulmuştu ki siyasete girmek artık şans işiydi. Paravan olarak kullanılan partilerin yanında dernekler, vakıflar, dergahlar, tekkeler de vardı. Din, millet, namus adına insanları devlet düşmanı yapanlar haberlere çıkıyordu. Neyse ki bizim kokoreççiler uluslararası çalışmıyordu. Büyük kumarbazların arasında fark edilmemek ümidindeydiler.

Esasında kendileri de farkındaydı, namus veya kokoreç değildi olayları. Kullandıkları isim ahlaki olsa da içeride ahlaktan konuşmuyorlardı. Ahlaksızlık yaptıkları belli olmasın diyeydi çabaları. Öyle yapmıyor muydu hacı- hoca takımı? En büyük günahları ulvi bir kelimeyle gizlemiyorlar mı? İllüminati, Zion, Aryan, Nur ya da Işık, hepsi namussuzların perdesiydi. Bu ülke bunlardan çok gördü.

Büyük namussuzların arasında küçük namussuzlukları belli olmuyordu. Perde işini yapıyordu, takdir bile alıyorlardı. Yetiştirdikleri öğrenciler için gazeteye çıkma fırsatı dahi gelmişti. Ancak dernek başkanı işleri büyütmek istemiyordu. Kendi yağlarında kavrulmak istiyorlardı. Bir lokma bir hırka felsefesine sonradan abone olmuşlardı.Felsefe neydi bilmiyorlardı, ama bir hayat felsefeleri vardı. “Kokoreç” bir hayat felsefesi olarak onlara çok uyuyordu. Tiksindiriciydi, ama uygun bir tarzda sunulursa arzulanıyordu.

Ayrıca Bakınız

Yorum Yapın