Osmanlıda Hürriyet

Osmanlı’da Hürriyet Kavramının Çözümlemesi

Osmanlı'da hürriyet

1909’da Jön Türk destekçileri nümayişte

Osmanlı düşünce hayatında hürriyet kavramının anlamını incelemiştik. Osmanlı’da hürriyet diğer kavramların etrafında toplanması nedeniyle kilit önemdeydi. Hürriyet kavramı Fransa ile etkileşimin açık seçik hale geldiği Tanzimat sonrasında belirmiştir. Avrupa’da elçilik yapan Sadık Rıfat Paşa terimi kullanan ilk isimlerdendir. Rıfat Paşa 1839’da başlayan Tanzimat dönemine fikir babalığı yapmış bir devlet adamıdır. Müntahabât-ı Âsar adlı eserinde Avrupa’da gelişen özgürlükçü fikirleri tanıtmış, devletin medeni olması için hürriyete gerek duyduğunu belirtmiştir.[1]

Şerif Mardin Fransız Devrimi’nin Osmanlı İmaratorluğu’na etkilerini araştırdığı çalışmasında Sadık Rıfat Paşa’ya da atıf yaparak[2] Osmanlıların Avrupa’daki düşünceleri gerek ihtiyaçtan, gerek de Avrupalı iktidarların zoruyla iktibas ettiğini söylemiştir.[3] Mardin’e göre Osmanlı düşünürleri Avrupa’daki halkın güvenini sağlama gayretlerini örnek almıştır. Bu örnekle görülmektedir ki dayanışma ve gelişme herkesin katılımıyla mümkündür.  Gülhane Fermanı da dâhil gelişmeler toplumsal katılımı hedeflemektedir.[4] Hürriyet de böyle bir ortamda yaygınlık kazanmıştır. Şerif Mardin Namık Kemal’i dönemin bireysel haklar savunucusu olarak görmüş ve hürriyet kavramını da onunla temellendirmiştir.[5] Dönemin çoğu düşünürü gibi Kemal de Fransa’da öğrenim görmüş ve yaşamıştır. Fransız aydınlanma filozoflarından etkiler barındırmaktadır.

Sina Akşin Fransız İhtilali’nin ve düşünce hayatının II. Meşrutiyet öncesi etkilerini incelerken Avrupa’da alınan yenilgileri ve bilhassa Mehmet Ali Paşa İsyanı’nda alınan mağlubiyetin mahcubiyeti üzerinde duruyor. Mağlup olmak yeniliği gerektirmiştir. Mehmet Ali gibi batıya yönelmek icap etmiştir. Bununla birlikte Hristiyan okulları ve Hristiyan dünyanın ilerleyişi de ibret olmuştur.[6] Gelişme ve modernleşmenin aracısı olan Fransız düşüncesi Fransız Devrimi’nin de etkisiyle hürriyet, eşitlik, demokrasi gibi kavramları Türk düşüncesinde etkilemeye başlamıştır. 1860’ta ilk Türk özel gazete yayımlanmaya başlamış, devlet buradaki yeni düşünceleri denetlemek için 1864 Matbuat Nizamnamesi’ni çıkarmıştır. Devletin fikirleri denetlemesine karşı çıkan Namık Kemal ve arkadaşları hürriyet kavramının savunucusu olmuşlardır.[7]

Batılı filozofların metinlerini okuyan Namık Kemal gibi Türk münevverler bunları Türkçede yayımlamıştır. Metinler hükumetten tepki görünce de hürriyet isteği belirgin hale gelmiştir. II. Meşrutiyet(1908) sonrası İttihat ve Terakki Cemiyeti hürriyet taleplerine yanıt verme iddiasıyla bazı düzenlemelere gitmiştir. İttihat ve Terakki’nin slogan olarak Fransız İhtilali’nin ünlü sloganı “liberté, l’égalité, la fraternité” yani  “hürriyet(özgürlük), uhuvvet (kardeşlik), müsavat (eşitlik) seslenişini seçmesi bu dönem hakkında ilginç bir veridir. [8]

Hürriyet kavramı Gülhane Hattı(Tanzimat Fermanı)’nda serbestî karşılığıyla kullanılmıştır. Kavram bilinen anlamını Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yazılarıyla edinmiştir. Kanun-ı Esasi(1876) ile resmi ve hukuki olarak yerleşmiştir.[9] Son dönemlere kadar da özgürlük terimi ile eş anlamlı olarak kullanımı sürdürülmektedir.

Hürriyet Kavramının Önemi

Çalışmamız için araştırma yaparken Zeynizade Mehmed Hazik adlı müellifin Hürriyet adlı eski harfli eseri dikkatimizi çekmiştir. Hazik “Hürriyet yekvücud Osmanlıların iyd-i hürriyetleri hatırasına tahsis kılınmıştır”[10] demektedir. Eserine “Hürriyet insanın tabii bir hakkıdır. Hürriyet vicdan-ı beşerde bir şems-i hakikidir.” diyerek başlamaktadır..[11] Müellif II. Abdülhamid döneminde yaşamış bir İslam ahlakçısıdır.[12] İslami kişiliğiyle tanınan birinin hürriyet adına telif ettikleri dönemin düşünce hayatına ışık tutmaktadır. Mukaddime’de dönemin tasviri yapılmaktadır.[13]

Hazik gibi birçok yazar hürriyeti tanıtmak için eserler vermiştir. Müellifler hürriyetin farklı taraflarından tutarak toplumu geliştirmek amacındadırlar. Namık Kemal’in Hürriyet-i Efkâr[14] makalesinden bireysel hürriyeti savunduğu görülmektedir. Münif Paşa ise toplumsal, hukuki bir hürriyet anlayışı ile yola çıkmış, Hukuk-ı Hürriyet[15] makalesinde de fikirlerini arz etmiştir.

Özellikle II. Meşrutiyet’ten sonra meşrutiyet(anayasallık) ile aynı anlamda kullanılmaya başlamıştır. Çok sayıda edebi ve bilimsel eser hürriyeti anlatmak için yazılmıştır.[16] Muhalif bir gizli dernek olan Yeni Osmanlılar’ın Londra’da çıkardıkları gazetenin adı da Hürriyet’tir. Ayrıca hürriyet talep eden İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı muhalefet olarak kurulan Türk tarihinin ilk büyük muhalefet partisi de Hürriyet ve İtilaf Fırkası(1911)’dır.[17]

Son dönem Osmanlı’da kavramlar tarihi felsefi dikkat gerektirmektedir. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik gibi kavramlar güncel dildeki karşılığıyla değil, felsefe terimleri olarak düşünülmelidir. Osmanlı aydınlarını bu terimlere iten fikirler batılı felsefi metinlerden gelmektedir. Batının siyasi ortamı felsefeden etkilenmiş, Osmanlı da batı siyasetinden etkilenmiştir.

Talepler Osmanlı toplumundan değil aydın kesimden gelmektedir. Bu da bizi aydınların düşünce dünyasına çekmektedir. Toplumsal gereklilikler metinlere İslami çerçeve ve eğitsel bakış açısı katmışsa da Namık Kemal, Şinasi, Ali Suavi gibi düşünürler batılı felsefe ile harekete geçmiştir. Bu dönem sadece söylenenler ile değil felsefi arka planları ile incelenmelidir.

Hâlihazırda var olan köklü bir şer’i hukuka rağmen “doğal hukuktan” bahsedilmektedir. Zıllullah-ı fi’l âlem(Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) olan bir padişah varken “güçler ayrılığı” gündeme getirilmektedir. İki kutsal caminin hizmetkârı olan padişaha “seküler” yönetim önerilmektedir. Tüm bunlar batılı filozoflardan alınan fikirlerdir. Hürriyet kavramı gibi, Türkçeye çevrilmiş, ancak batıdaki fikirlere temellenmiştir.

Hürriyet kavramı bu dönem aydınlarının terminolojisinde özel bir yer teşkil etmektedir. Bir çıkış noktası olması ile birlikte nihai hedeftir de. Günümüz hürriyetinden farklı olması batılı fikirlere temellenmesi ve dönemi şekillendiren tarihi bir bağlama sahip olmasındandır. Dönemin kavramsal çözümlemeleri göstermektedir ki son dönem Osmanlı düşüncesi felsefi bakışı gerektiren çok yönlü fikirlere sahiptir.

Kaynak: Doğuhan Murat Yücel, Son Dönem Osmanlı Düşüncesinde Hürriyet Kavramının Çözümlemesi, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Bahar 2017, Sayı 19, ss. 179-188

Kaynakça

[1] SEYİTDANLIOĞLU, M. 1996: “Türkiye’de Liberalizmin Doğuşu ve Gelişmesi”, Liberal Düşünce, sayı 2 (İlkbahar 1996) s.4.

[2] MARDİN, Ş. 2011: “Fransız Devriminin Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Etkisi”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Çev. Kemal Berkarda, Sa: l, n. 1-3, Ss. 58-76, Haz. 2011, s. 67.

[3] MARDİN, Ş. 2011: 57.

[4] MARDİN, Ş. 2011: 68.

[5] MARDİN, Ş. 2011: 72.

[6]AKŞİN, S. 1994: Fransız İhtilalinin II. Meşrutiyet Öncesi Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri Üzerine Bazı Görüşler, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 49, S. 3, s. 27.

[7] AKŞİN, S. 1994:.28.

[8] ÇETİNKAYA Y.D. 2008:, Yavuz Selim KARAKIŞLA ile Röportaj, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, S. 38 ,2008, s. 20.

[9] ÇANKI, M.N. 1954: 336.

[10] HAZİK Z.M. 1324(1906): Hürriyet, I,  Mekteb-i Fünûn-u Tıbbiye-i Askeriye Matbaası, İstanbul.

[11] HAZİK Z.M. 1324(1906): 1.

[12] MEYDAN H. 2014: “Zeynizade Mehmet Hazık’ın Terbiye İsimli Eserinin  Ahlak Terbiyesi Bölümünün  Günümüz Türkçesine Aktarım Ve Tetkiki”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XVI, Sayı: 30 (2014/2), s. 206.

[13] “Of! Ne idi o devr-i istibdad, o vahşet sahnelerinde neler olmadı. Azaldık, bittik. Zalimlerin, denilerin, gaddarların pençelerinde mahvolumuş, maddi manevi bütün mevcudiyetimizi kaybetmiş idik. Of aman yarabbi, o günleri bir daha gösterme. Ah! O günler ne müthiş idi. Vatan hayatiyle bir girdab-ı felakete doğru yuvarlanıyor, masum milletin feryadları, yürekleri parçalıyor idi. Bütün vatan zehr-alud bir boran-ı tufan ile harab oluyor, bütün millet hanman-suz bir seyl-i huruşan ile boğuluyordu. El hâsıl Osmanlı kavm-i necibinin üzerine bir kâbus bile çökmüş bütün vücudunu azıp mahvetmiş idi. İşte bu kâbusun altından vatanımızın o mukaddes, o müşfik maderimizin sinesi doğranmakta, milletimizin o sevgili o masum kardeşlerimizin ciğerleri paralanmakta idi. Vatan millet ah edip inlerdi. Fakat bu enînleri bu ahları duymak içim bir insan kalbi lazım idi. Halbuki devr-i istibdad hünerli bir canavar idi…”

[14] KEMAL, N. 2009: Hürriyet-i Efkar, Haz. Fatma Betül Kiriş,  Bulgurluzade Rıza’nın  Müntahabat-ı Bedâyi-i Edebiye  İsimli Antolojisinin  Çeviriyazı Ve İncelemesi, Yüksek lisans tezi içinde, 173, Afyon.

[15] PAŞA M. 2009: Hukuk-ı Hürriyet, Haz. Fatma Betül Kiriş,  Bulgurluzade Rıza’nın  MüntahabatıI Bedâyi-i Edebiye  İsimli Antolojisinin  Çeviriyazı Ve İncelemesi, Yüksek lisans tezi içinde, 261, Afyon.

[16] BUTTANRI M. 2006: ‘Hürriyet’ ve ‘Hürriyet Kurbanları’ Eserleriyle İhsan Adlî Bey”, İlmî Araştırmalar, Dil ve Edebiyat İncelemeleri, S. 21, ss. 59-86. s. 60.

[17] BUTTANRI M. 2006: s.61.

Ayrıca Bakınız

Yorum Yapın