Psikolojide Ekoller Psikoloji Akımları

Psikolojide Ekoller Psikoloji Akımlarİhtisas alanı olduğundan beri farklı tanımları bulunan psikolojinin her ögesi tartışmaya açıktır. Halen bir bilim olup olmadığı tartışma konusudur. Yüz yıllık bir geçmişe sahip olan psikoloji alanının her geçen gün çoğalan ekolleri mevcuttur. Felsefeden kopan bir çalışmanın dogmatik olması da beklenemezdi. Aşağıda sıraladığımız yedi ekol ders kitaplarında yer alan basit ayrıma mahsuptur. Aslında onlarca psikoloji ekolü sayılabilir. Bazı büyükleri şöyle sıralanabilir: Adlerci, analitik, davranışçı, bilişsel, davranışsal terapi, bilişselcilik, tahlili, ekolojik, sistemler, varoluşsal terapi, aile terapisi, feminist terapi, gestalt, hümanist, logoterapi, tasviri terapi, felsefi psikanaliz, psikanalitik, psikodinamik akılsal- duygusal davranış, trans-personel Bak: dmy.info/psikoloji-nedir/ Bak dmy.info/dusunce-nedir/

Psikolojide Ekoller

1.Yapısalcılık

Bilinci yapı bakımından inceleyen Yapısalcı (Struktürcü) Psikoloji, Amerika’da yeni psikoloji hareketlerinin kendisine meydan okumasına kadar birkaç yıl gelişme olanağı bulmuştur. Yapı, bünye gibi anlamlara gelirken; Psikoloji’de bilincin yapısını inceleyen ve psikolojinin konusu olarak bilincin hallerini, bir fizikçinin maddenin atomlarını incelemesi gibi, yapı bütününü elamanlarına ayırarak, analiz yaparak inceleyen psikoloji anlayışına denilmiştir. Bu ekolün kurucusu, fizyologların kullandıkları metotları psikolojiye uyguladığı için deneysel psikolojinin de kurucusu kabul edilen Wilhelm Wundt‘tur. Buna göre:

  • İnsan zihni çeşitli bilinç ögelerine ayrılmıştır.
  • Psikolojinin konusu bilinçtir. Amacı ise bilince ait ögeleri belirlemek ve çözümlemektir.
  • Bunun için “içe bakış” yöntemi kullanılmalıdır.
  • İnsan davranışları kontrollü koşullarda gözlenmelidir.
  • İçsel duygular, sezgiler ve düşüncelere odaklanır.

2.İşlevselcilik(Fonksiyonalizm)

Yapısalcı Wundt ve Titchener’in dar ve sınırlayıcı psikoloji anlayışına karşı ilk başkaldırı yirmi yıl sonra 1900’de Chicago Üniversitesinde gerçekleşir. Amerikan psikoloji sisteminin kendi türündeki ilk örneği olan İşlevselcilik (Functionalism)’dir. İşlevselcilik, zihin işlevleriyle veya organizmanın bulunduğu çevreye uyum sağlamasıyla ilgilenir. Bu anlayışla işlevselcilerde zihni, zihnin organizasyonu (temel elemanların bir yapı taşı) açısından incelemekten ziyade bu süreçler kümesi veya gerçek dünyada pratik sonuçlara sebep olan işlevleri açısından araştırmışlardır. Bu yönüyle İşlevselcilik, aslında Wundt Psikoloji’sine ve Titchener Yapısalcılığı’na karşı çıkıştır.Tam olarak karşı oldukları, süregelen faaliyetlerin veya bilinç işlevlerinin hiçbirini dikkate almayan psikolojinin ilk tanımları olmuştur. Ayrıca onlar, organizmanın bulunduğu çevreye uyum sağlama işlevinin üzerinde çok durmalarından dolayı da psikolojinin mümkün olan tüm uygulamalarıyla ilgilenmişlerdir. Temsilcileri John Dewey, William James’tir. Buna göre:

  • Darwin’in çevrelerine uymalarını esas kabul etmesi ve organların ayrı ayrı rollerini temel kabul etmesi gibi: James de, zihinsel süreçleri yaşayan organizmaların kendilerini çevrelerine intibak ettirici bir iş görmesi bakımından ele almıştır.
  • Zihin ve davranışın işlevleri üzerinde durulmalıdır. (Yapısalcılardan farkı: zihinsel yapıdan çok işlev üzerinde durmalarıdır.)
  • Kişiliği ve davranışı çevreye uyum süreci olarak ele alırlar.
  • Davranışların incelenmesini beyin, sinir sistemi ve beyin hücreleri(nöronlar) arasındaki sinaps bağlarına göre ele alırlar.
  • Öğrenme, motivasyoni problem çözme gibi çevreye uyumu kolaylaştıran konular üzerine çalışırlar.
  • Psikolojinin gündelik hayata uygulanmasına önem verirler. İçe bakış yöntemi kullanırlar.

3.Davranışçılık

1913 yılında yapısalcılık ve işlevselciliğe karşı kökten bir tepki hareketi ortaya çıkmıştır. Tepki olarak kalmayıp, gerçek bir devrim olmuş; her iki bakış açısına savaş açılmıştır. Wundt’un psikoloji algısına ilk defa kökten bir tepki gösteren ekoldür. Davranışçılığın temel ilkeleri 1913 yılında John Watson (1878–1958) tarafından formüle edilirken, ekolün kurucusu da kendisi olmuştur. Watson, deneysel yordamı ve hayvan psikolojisi ilkelerini (kendisinin faaliyet gösterdiği alanı) insana uygulamak istemiştir. Onun bu düşüncesi ise Davranışçı akımın en temel yaklaşımı kabul edilmiştir. Diğer temsilcileri: Ivan Petrovitch Pavlov (1849–1936), Edward Thorndike(1874-1949)

  • İçe bakış yöntemini tümüyle reddeder. Doğal ve sistematik dış gözlem yapar.
  • Sadece gözlenebilen davranışlar incelenmelidir.
  • Psikoloji bir doğa bilimidir. Sübjektiflikten çıkıp, objektif olmalıdır.
  • İnsan belirli uyaranlara tepki veren bir makine gibidir.
  • Davranışlar Uyaran- Tepki(U-T) zinciri içinde incelenir.
  • Davranışların neden oluştuğuna değil, nasıl oluştuğuna bakılmalıdır.
  • Öğrenme psikolojisine önemli katkılar yapmışlardır.

4.Bütüncül(Gestalt)

Wundt’un psikoloji anlayışına karşı çıkan başka bir anlayıştır. Almanca bir kelimesi olan gestalt: şekil, örüntü, biçim anlamlarına gelmektedir. 1912’de Frankfurt’ta kurulmuştur. Bu psikoloji ekolünün kurucusu Wolfrang Köhler (1887–1967) olurken, Köhler ile birlikte Karl Koffka (1886–1941) ve Max Wertheimer (1880–1943) de ekolün başlıca temsilcileri sayılmışlardır. Psikolojideki bu yeni anlayış Davranışçılığın Amerika’da 1912–1913 yıllarında yayılmaya başladığı sırada Almanya’da gelişmeye başlamıştır.

  • Yapısal ve davranışçı düşüncelere tepkidir.
  • Davranış tek tek değil, bütün içinde incelendiğinde anlaşılabilir. İlgi, algı, düşünme, kavrama gibi süreçler irdelenmelidir.
  • Bütün ile parça farklı şeylerdir. Ruhsal olayların meydana gelmesinde bütünlüğü hâkim unsur saymışlardır. Psikoloji’nin de bu bütünlüklerle uğraşması gerektiğini savunmuşlar ve Gestaltçılar, bütün ruhsal olayları bünyeleşmiş bütünler olarak ele almışlardır.
  • Algı ve öğrenme konuları üzerinde durmuşlardır. İç gözlem ve dış gözleme önem verir.

5.Psikanaliz

Bu psikoloji akımına Derinlik Psikolojisi adı da verilmiştir. Çünkü bu ekol, Wundtçuların anladığı anlamda bilinçle değil; bilincin altında, derinliklerinde kalan kısımla, yani bilinçaltı olaylarıyla meşgul olmaktadır. Üstelik insanın ruhsal faaliyetlerinin esasını da bilinçaltı olaylara dayandırmışlardır. Psikanalistlere göre bilinç olaylarını incelemek, ruhsal olayların mahiyetini anlamak için yeterli değildir. Çünkü bilinç olayları, esas ruhsal hayatımızı idare eden bilinçaltı olayların yüzeyinde bulunur ki, Psikoloji de kendisine konu olarak bilinçaltını almalı ve incelemelerine oradan başlamalıdır. Temsilcileri: Sigmund Freud (1856–1939),Alfred Adler (1870–1937) , Carl Gustav Jung (1875–1961),  Erik Erikson(1902-1994)

  • İnsan davranışlarının temel nedeni bilinç dışıdır.
  • Önemli olan bilinç dışındaki unsurların açığa çıkarılmasıdır.
  • İnsanı etkileyen en önemli dürtüler cinsellik ve saldırganlıktır.
  • Çocukluk çağı yaşantıları ve bu dönemdeki ebeveyn tutumunun yaşamın geri kalanındaki etkisine dikkat çekilir.
  • Erikson, kişiliğin oluşumunda biyolojik etkenler ile birlikte toplumsal çevreyi de vurgular. Benlik gelişimini dönemlere ayırır.(epigenetik) Her dönemin atlatılması gereken çatışma alanları bulunur.
  • Bireyin gelişimi yaşam boyu sürer.
  • Klinik ve hipnoz yöntemi kullanırlar.

6.İnsancıl(Hümanist)

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Amerikan psikolojisinde Hümanist Psikoloji (Fenomenolojik Yaklaşım) ve Bilişsel Psikoloji ortaya çıkar. Bu iki hareket, dikkat ve bilinç üzerinde yoğunlaşır. Hümanist Psikoloji akımının temsilcileri arasında Carl Rogers (1902–1987), Abraham Maslow (1908–1970),   Charlotte Bühler (1893-1974) yer alır. Varoluşçu felsefeden etkilenmişler ve bu felsefi görüşü büyük çapta benimsemişlerdir. Onlara göre insan, yalnız dünyada değil, belki evrende en değerli varlıktır. Bütün canlılar arasında ancak insan, bilinç denilen yetiye sahiptir. İnsan kendine özgü duyuş ve düşünceleri, yetenek ve özellikleri, istek ve özlemleri ile yeri bir başkası tarafından doldurulamayacak tek varlıktır. O, gücünü içeriden alan dinamik bir varlıktır. İnsan ölümlüdür ve onun için geçmiş ya da gelecek önemli değil yaşanan an önemlidir. Varoluşcu felsefenin bu ilkelerini benimseyen Hümanist Psikoloji, yaşamın belirleyicileri insanın geçmişi ve içsel dürtüleriyle sınırlandırılamaz anlayışıyla, Davranışçılık ve Psikanaliz’in yanında kendini üçüncü güç olarak tanımlamış ve amacını, Davranışçılık ve Psikanaliz’in yerine geçip yeni bir ekol olmadan bu ikisini bütünleştirmek olarak tanımlamıştır.

  • Diğer ekollerin olumsuz bakışlarının aksine: insanın “iyi” olduğunu söylerler.
  • Bireyin kişiliğini ve davranışlarını benlik algısı belirler.
  • Davranışların temelinde ihtiyaçlar vardır.
  • Algı ve benlik kavramları üzerinde dururlar.
  • Birey kendini gerçekleştirmek ister.
  • Eğitim öğrenci merkezli olmalıdır. Bireylerin potansiyellerinin ortaya çıkarılmasına ve kişisel gelişime yardımcı olunmalıdır.

7.Bilişsel Psikoloji

1950’lerden itibaren gündeme gelir. Mekanik modeli beğenmemeye başlamış ve bir uyarıcının her zaman fiziksel terimlere indirgenemeyeceğini ifade etmiştir. Psikologların uyarıcıyı algısal ve bilişsel terimlerle anlatmak zorunda olduğunu belirtmiştir. E. C. Tolman’ın davranışçılığı ise bilişsel psikolojinin bir başka işaretidir. Onun davranışçılık anlayışı bilişsel değişkenlerin önemini kabul etmiş ve uyarıcı-tepki yaklaşımının gerilemesine katkıda bulunmuştur. Bilişsel (Kognitif) psikologlar, insanı pasif bir yaratık olarak değil; algılayan, uyarıcıları işleyen, anlamlandıran aktif bir sistem olarak görmüşlerdir. Çünkü onlara göre insanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik, insanın gelen uyarıcıları işleyebilme, anlamlandırabilme yeteneği olmuştur.G. Miller (1920-2006 ) ve U. Neisser (1928- ) bilişsel psikolojinin resmi kurucuları sayılmasalar da, bugün Bilişsel Psikoloji’nin dönüm noktası sayılan bir araştırma merkezi ve bir kitapla alanın oluşacağı zeminin hazırlayıcıları olmuşlardır.Ayrıca Bilişsel Psikoloji, bilinç konusunu işlemesi sebebiyle psikolojinin hem en eski hem de en yeni ekolü unvanını kazanmıştır. Çünkü bilinç, bilimsel bir bilim olmayan psikolojinin ve modern bir bilim haline gelen psikolojinin ortak konusu olmuştur.

  • İnsanın bilgiyi işleme süreçleriyle ilgilenmişlerdir.
  • Zihinsel süreçler incelenebilir. Doğrudan gözlenmese de, davranışlar yoluyla dolaylı olarak tahlil edilebilir.
  • İnsan edilgen değildir, anlamlandıran ve şekillendiren aktif bir sistemdir.Bak:dmy.info/dusunce-nedir/

Kaynakça

2 Yorum

  1. hero 6 Mayıs 2014
  2. Gürsoy 22 Ekim 2016

Yorum Yapın