Üç Boyutlu Felsefe Filmi

dil felsefesiFelsefeden hepimiz farklı şeyler anlarız. Hem sözcük farklı şeyler çağrıştırır, hem de felsefe adı altındaki eylemler farklı anlayışlara yol açar. Felsefenin neresinden baktığınız da önemlidir. Bir filmi anlamak gibidir. Herkes kendince anlar, ancak sanatçı kendisince bambaşka şeyler anlatmaya çalışmıştır. Çok derin bir felsefe sembolik bir film gibidir. Okur eğlenirsiniz, ancak yazarın demek istediği anlaşılamaz. Basit felsefe de dikkate alınmaz, çünkü anladığımızı küçümseriz. Anlaşılamaz olacaksınız ki büyük filozof desinler.

Bunu yapanlar hala var. Hala anlaşılmaz olarak filozof olduğunu sananlar var. Maalesef felsefenin bir boyutu böyle. Aslında tüm bilimlerde böyle bir eğilim mevcut.  Terim kullanmak üstünlük belirtisi olmaya başlamış. Ne kadar terim, o kadar ekmek. İnsanlar anlarsa bayağı olursunuz, anlamadıkları şeyleri araya katmak sizden büyülenmelerini sağlar. Halihazırda kendilerinde olmayan bir şey, sizde vardır. Apaçık bir eksiklik hissederler ve terimleriniz sosyal zenginlik kaynağı olmuştur. Felsefenin bu boyutunda genel bir iletişim sorununu sorgulayabiliriz. Karşıdakine eksikliğini hissettirerek kendini yüceltmek, bayağı davranışlardan biridir. Bunu pek çok felsefeci denemekte ve yanılmaktadır.

Felsefe tarihi anlaşılmaz olanı anlatmaya çalışan ve olayı daha da karışık bir hale getiren yorumcularla doludur. Terminolojik kalabalık içerisinde daha da kaybolurlar. Zaten anlaşılmaz olanı daha da anlaşılmaz kılarlar. Filozoflar bir şeyler anlatmaktadır. Bunu dil oyunları içerisinde, anlaşılmaz halde ifade etmektedirler. Aslında filozofların masum olduğu söylenebilir. Bilim çevrelerinde bir terim aristokrasisi mevcuttur ve terim kullanmazsanız saygın sayılmazsınız. Elit olmak direkt ifade etmemektir. Söyleneni halk dilinde söylemek ayıptır. Bir de felsefenin bilinmeyeni araması sorunu vardır ki bu bazen anlaşılmaz olmayı getirir. Hayatın anlamı henüz keşfedilmemiştir, belki de ifade edilemeyecek saçma bir sorudur. Bunu arayan filozof da mecburen hayatın içindeki dilin dışına çıkmak zorundadır. Filozof masumdur da, onların felsefesini yorumlayanlar kabahatlidir.

Zaten dünya bu yorumcular yüzünden berbat bir yer haline geldi. Millet aslını anlamıyor, çoğu zaman okumuyor. Yorumcu anladığı yalanını söyleyerek daha da anlaşılmaz kılıyor. Millet de bunlara inanıyor. Mesela İslam, önceleri bilim ve aydınlık diniydi. Batı kültürü etkisinde bunu göremiyoruz, ancak bilim ve felsefe İslam devleti içerisinde dünyanın en iyi yerini edinmişti. Gel gör ki bugün terörizm ve cehalet dini haline geldi. Düşünmek kafirlik olursa, her şeyi dinden çıkmak sayarsan tabi ki terör dini olur. Neyin günah olduğunu açıklamak üzere kurulmuş ve Allah’ın sözünü anladığını söyleyerek kendince hüküm kuran yorumcular bunun baş sorumlusudur.

Bir fikri yazılı olduğu kitaptan okumak gibidir. Yazılı olduğu yeri değil de yorumcusunu okursanız hem fikri öğrenemezsiniz hem de kötü niyetli yorumcunun sizi tam zıt şeylere inandırmasına neden olursunuz. Çoğu dini çatışma da buradan geliyor. Aslını okumayıp yorumlara kanmanın en acı örneğini içinde bulunduğumuz İslam kültüründe görebiliriz. Müslümanlar ölüyor, ancak öldürenler de Müslüman. Aslını sorgulamadan, söylenenlere inanan cahiller dini de dünyayı da bu hale getirenlerdir. Dini bir tahakküm sayan kişiler bireylere sorgulamayı günah olarak aşılarsa bu düzen böyle gider. Yalnızca din değil devlet, toplum, milliyet de düşünmeyi engellememelidir ve düşünceleri çarpıtarak yorumlamamalıdır.

Felsefeden yola çıkarak hayatın her alanında var olan bir soruna değindir. Aslına bakmak gerektiğini, birisi söylüyor diye hiçbir şeye inanmamamız gerektiğini düşündürdük. Bu felsefenin ikinci boyutudur. Felsefenin ilk boyutu dilsel ve toplumsal eksiklikler yüzünden anlaşılmaz olan filozoftu. İkinci boyutu zaten anlayamadığımız şeyleri daha da anlaşılmaz kılan yorumculardır. Üçüncü boyut ise felsefenin sade boyutudur. Bu sitede yapmaya çalıştığımız, basit felsefedir. Düşündürmeye çalışan ama mümkün olduğunca anlaşılmaz olmamaya gayret eden felsefedir.

Düz boyutlu olan, ne demek istediğini anladığımız, yani bildiğimiz felsefe bize lazım olandır.  Olayı çok karıştırmadan, anlaşılır ve direkt olarak ifade eden felsefe. Artık Yakın Çağ Avrupa’sının aristokrasisi yok. Dil bilmeyen, okuyamayan insan da pek azaldı. Kendimize bir felsefe tahtı oluşturmanın çağdaş dünyada bir yeri yoktur. O tahtın üzerinde küçük bir kesimi kandırabilirdik ancak dünya insanla dolup taşmış durumda ve büyük sorunlar ufukta bizi bekliyor. Küçük bir grubu kandırarak kendimizi yüceltmiş olmayız, aksine yok oluşa daha da yaklaşırız.

Basit felsefe milyarlarca insana hitap eder. Filozofları köşelerinden çekip hep birlikte ölüme doğru giden insanlığı düşündürmeyi amaçlar. Hep birlikte düşünerek aslında ortak anlamlandırma çabasında olduğumuzu ima eder. Filozofun kendisini anlatması ve anlaşılmamasından ziyade hep birlikte anlamayı amaçlar. Çünkü sadece hep birlikte anlayabiliriz. Anlam, bir sürü filozofun denediği gibi bireysel bir çaba değildir. Anlam her zaman “bize” aittir. Bu yüzden felsefenin üç boyutunu anlattık ve anlaşılır olanın, bizim anlamımıza dahil olanın kalıcı olacağını söyledik. Bak: dmy.info/category/yorum/anlamin-anlami

5 Yorum

  1. Şaban Aksu 18 Temmuz 2015
    • Doğuhan Murat Yücel 18 Temmuz 2015
  2. rustuatmaca 23 Temmuz 2015
    • Doğuhan Murat Yücel 25 Temmuz 2015
  3. Şaban Aksu 25 Temmuz 2015

Yorum Yapın