Yaşam Alanı- Kişisel Alan

Yaşam Alanı Kişisel Alan nedir Şahsi Boşluk- Mesafe Sınır Birey Hayatı

Kişisel Yaşam Alanı

Yaşam alanı(hayat alanı) topluma ya da bireye uyarlanabilir. Bireylerin yaşantılarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları bölgeye ya da anlık mesafeye kişisel alan denmektedir. Nazi Almanya’sında popülerleşen toplumsal yaşam alanı fikri(Lebensrarum) de siyasi yayılmacılığın bahanelerinden biridir. Şahsi- Kişisel alan, bireyin psikolojik olarak “kendinin” sandığı alandır. Psikologlar bazı mesafe tahlilleri yapmıştır. Kademeler halinde samimi, arkadaş, sosyal ve seyirci sınırları ayrımı yapılmıştır. Gözlemciye ve kültüre göre değişen bu sınırların canlıların çoğunda bulunduğu kabul edilir. Kişisel sınır- Kamusal mesafe- Şahsi alan gibi çeşitli adlara ve tanımlara sahip olan bu davranış bireyler arasındaki algının göstergeleridir. Aile üyeleri  gibi yakın ilişkilere ayrılmış alan en yakında yer alırken, arkadaşlar, yabancı ilişkiler ve kamu- halk ilişkileri giderek uzaklaşır. 2. Dünya Savaşı ve belki de tüm savaşların sebebi olabilecek bir kavramdan bahsediyoruz.

Yaşam Alanı Kişisel Alan nedir Şahsi Hayat Boşluk Kamusal almanyanın doğuya yayılması

Toplumsal Yaşam Alanı

Yaşam alanı fikri emperyalist ideallerin sığındığı bir fikirdir. Almanların kalabalık nüfusuna nazaran dar gelen alanları 1870’ler Almaya’sından itibaren tartışma konusuydu. Doğuya ve batıya yayılma fikirleri vardı. Birinci Dünya Savaşı’nın Almanya’nın diğer ülkelere göre geç kaldığı yaşam alanı politikaları nedeniyle başladığı söylenebilir. Hitler geldiğinde bu politika çok belirginleşti. Savaşın sebebi olarak yaşam alanına ihtiyaç duyduklarını söylediler. Sovyetler bu talebi yerinde buldu. Polonya’yı aralarında bölüştüler. Batı Avrupa’yı nazikçe kontrol eden Almanlar, doğuda her şeyi yakıp yıkıyor, etik ya da adalet tanımıyorlardı. Bunun başlıca sebebi doğunun verimli alanlarına Alman nüfusu yerleştirmekti. Yaşam alanı fikri doğuyu barbarlardan kurtarmak üzerine kuruluydu.

Toplumların yaşam alanı bahanesi bugün en bariz haliyle İsrail’de görülmektedir. Nazilerin yaşam alanı çalışmalarında yurtlarından edilen yahudiler bugün aynı şeyi Filistinlilere uygulamaktadır. İsrail adlı yer Yahudi yerleşimi bulunmayan bölgede suni bir devlet kurarak sürekli genişlemiştir. Diğer halkların yerleşmesini yasaklayarak sadece kendinden olanlara iskan hakkı tanımış ve “yaşam alanını” tarihte kullanıldığı şekliyle uygulamıştır. Aslında tüm devletlerin kökünde biraz bu politika vardır. Bak:dmy.info/devlet-nedir İnsanların kendi aralarında savaşmaları, hatta canlıların da birçok çarpışması bu amaçtan ileri gelir. Büyük insan kıyımları, felaketler her zaman “daha fazlasını” istemekle yaşanmıştır. Emperyalist devletler hiç yetinmemiş ve lazım olduğundan çok fazlasına yeltenmiştir.

Aslında mevcut alanımız pek de az değildir. Çin, çevresindeki tüm ülkeleri tehdit ederken kalabalık nüfusuna güvenmektedir. Bunu bahane de etmektedir. Açgözlü kapitalist endüstrisini dizginlese böyle bir ihtiyaç kalmayacaktır. Bugün milyonlarca insan açlık ve susuzluktan ölmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise kişi başına yıllık 300 kg. gıda çöpe gitmektedir. Çoğu ülke neredeyse her gün bir kilo yiyeceği çöpe atarken açlık ve susuzluk çekenlerin olması sadece açgözlü olduğumuza bir örnektir. Tüm dünya enerji kavgaları ve savaşlar ile çalkalanırken, sadece İstanbul büyüklüğündeki bir alanda güneş enerjisi üretmekle tüm dünyanın enerjisi karşılanabilecektir. Tarım onlarca dünyayı doyurabilir. Yeter ki ihtiyacımızdan fazlasına saldırmayalım.

En büyük suçlar, gerekli olanı değil de fazla olanı elde etmek için işlenir. Aristoteles (Mö.384-322)

Yorum Yapın