Yeni Normlar

yeni normlarSiyasetin yapabileceği en kolay ve önemli şey hakların teslim edilmesiydi. Hakkın verilmediğini düşünen birey topluma faydalı olmaz. İstihkakını alamayan parçalar büyük bütünü ilerletemez. Aydınlanmanın kitlelere ulaştığı Avrupa ilerlemiş ve biz geri kalmıştık. Doğuda da zeka, cesaret ve yetenek vardı, ancak fark kitleleri aydınlatmaktaydı. Demek ki toplumun parçaları payına düşen aydınlanmayı alamadı. Ya da daha önemlisi toplum bir şey istemedi. Batı acılara isyan edip hakları için savaşırken doğu henüz o kadar rahatsız olmamıştı.

Halinden o kadar da şikayetçi olmayan halka aydınlanmayı tepeden inme şekilde ulaştırarak çözmeye çalıştık. Pek başarılı olduğumuz söylenemez. Tabi burada ifade etmeliyiz, bu iş bir kesimin işi değildir. Ülkenin iç dinamiklerinden kaynaklanan ve yine bu ülkenin bu amaçla yetiştirdiği insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Gerek Osmanlı dönemi, gerek İttihatçılar, gerek de Atatürk ve diğer dönemler bu toplumun eserleridir. Hiçbir iş millete rağmen yapılmamıştır. Cumhuriyetin kurucu kadrosuna karşı girişilen hakaret amiz tutum bu yüzden tutarsızdır. Biz bu yola hep birlikte girdik.

Hiçbir yenilik gereksiz yapılmamıştır. İnsan ihtiyaç duyarsa yenilenir. Gelişme ve aydınlanma da toplumun ihtiyaç duyacağı zamanı bekler. Geri kalmışlığın sıkıntısını çekmeyen toplumlar aydınlanmaz, kimse ihtiyaç duymadıkça harekete geçmez. Birey gibi toplum da acı çektiğinde köklü değişikliğe gitmektedir. Toplumumuz yirminci yüzyıla büyük acılarla başlamış, koca ülke elden gitmekteyken toplumun ihtiyaçlarına binaen son bir hamleyle bir vatan kazanılmıştır. Ölüm kalım halinde kurtarılan vatanın muasır medeniyetler seviyesine ulaşması için sert ve ani tedbirler alınmıştır. Ne var ki tüm devrimler gibi aceleye gelmiştir. Yeni normların eskileri kadar temellendirilmemesi aydınlanmayı sekteye uğratmıştır.

Devrim eskiyi kaldırıp yeniyi koymuş, ancak altını dolduramamıştır. Hak kavramı geleneksel temellerinden daha nesnel olan pozitif hukuk ilkeleriyle desteklenmişse de toplum bu ani değişikliğe uyum sağlayamamıştır. Halk anlamadığı bir hukukun içinde arada kalmıştır. Sonuçta biraz modern, biraz geleneksel hak anlayışı oluşmuşsa da toplumun çoğunluğu için hakkın referansı belirsizleşmiştir. Hak anlayışındaki ayrılık toplumun bütünlüğünü sarsmıştır. Kimi Türkçülüğe dayanırken, kimi İslami geleneklere, kimi de batılı değerlere dayanmaya çalışmıştır. Bu da çalışmamızın temel amacı olan bütünlüğü sağlamanın başlıca sorununu önümüze serer.

köprü toplumsal sorunların çözümü

Köprü dizisinin on beşinci yazısıdır. 16- Beka Sorunu

Millet, ülke, ırk, aile veya kabile aslında ülkü birliğine dayanır. Ülkü birliği aynı dili konuşmak gibi inanç birliğidir. Uzlaşarak ilerlemeye gayret etmektir. Dildeki kelimelerin nesnel bir referansa sahip olmaması gibi milliyet de nesnel değildir. Ne var ki dile ihtiyaç duyup kelimeleri varsaydığımız gibi ortak normlarda anlaşarak toplumun bütünlüğünü sağlayabiliriz. Yeni normlar da dahil kültürün varsayımlara dayandığı unutulmamalıdır. Yanlış yoktur, kalabalığa uymayan vardır. Savaş her zaman iki doğrunun savaşıdır. Kimse bir değeri yanlış diye savunmaz. Değerlerin göreliliği fark edilerek ortak normlarda buluşulmalıdır. Bu husus ülkemiz için aciliyet arz etmektedir.

Sarıklı adamın oğlu fes diye tutturmuştu, neyse ki onun oğlu şapkaya uyum sağlamakta gecikmedi; ancak oğlunun mini eteğini biraz kısa buluyordu.

Yorum Yapın