Felsefe neden Yunanistan’da başladı?

Felsefe neden Yunan’da başladı, felsefe neden Yunanistan’da ortaya çıkmıştır? gibi sorular felsefenin ortaya çıkışı için bir formül arıyorsa da bu formülün bileşenleri tanımlanamadığı için tam bir cevap üretilemiyor. Örneğin felsefe somut olarak ifade edebileceğimiz bir “şey” değil, “Yunan da niceleyebileceğimiz kesin bir kavram değil. Neden sorusu zaten sorunludur, öncesinde ne oldu? diye sormaktan öteye bir nedensellik ve sebep sonuç ilişkisi kurmakta zorlanırız.

Akropol, Atina, Yunanistan.

Yine de felsefe adlı çalışmanın dünyaya yayılmış olması bunun başladığı yer ve koşullar hakkında soruları gündeme getirir. Felsefe(bilgelik sevgisi) eğer doğru düşünme, daha iyi düşünme çalışması, merak ve öğrenme çabası ise benzer uğraşlar tüm kültürlerde mevcuttur. Yunanlıların bunların arasından sıyrılmasında ve dünyaya bu çabanın çağrıştırıcı terimi olarak felsefeyi yaymalarında ise benzersiz yanlar olabilir. Biz bu yazıda ilk filozofların ve ilk felsefe tartışmalarının hangi ortamda ortaya çıktığını tartışacağız.

1- Antik Yunanistan hem coğrafya hem politika açısından istikrarsız bir coğrafya olan Akdeniz havzasında hayatta kalmak için ticaretle ve dolayısıyla birçok işle uğraşmak zorunda kalan bir kültürdür.

2- Ticaret ve Akdeniz’in farklı kültürleri “farklılıklarla, bilinmezliklerle” karşılaşmayı getirmiş ve merak imkanla birleşmiştir.

3- Denizci bir kültür olan Yunanlılar “denizin bilinmezliği” yani açık denizlere açılmanın ve buna uygun teknikler, bilgiler geliştirmenin mecburiyeti ile tekniğe ve bilgiye önem vermek zorunda kalmıştır.

4- Antik Yunanistan hiçbir zaman tek bir devlet, merkezi bir iktidara sahip olmamıştır. Bunun yerine 50’nin üzerinde küçük şehir devleti halinde yaşamışlardır. Bu parçalanmışlık rekabet(kendi dilinden olanla rekabetin ürünleri) ve tartışma kültürünü getirmiştir.

5- Yunan şehir devletleri coğrafi olarak küçük olsa da Akdeniz’in dört bir yanından ticaret filolarıyla parasal zenginliğe sahip olmuş ve “güçlü” olmuşlardır. Bu site devletleri birbirine galebe çalamadıkları gibi yüksek duvarlar inşa ederek de siyasi bağımsızlıklarını korumuşlardır.

6- Bilgeler, filozoflar, sanatçılar bir küçük devlette barınamayınca kendi kültürlerinden olan ve onlara imkan sağlayan diğer devletlere(yakın şehirler) göçebilmişler ve farklı, yeni, ileri düşünceler yaşamaya devam edebilmiştir.

7- Bilgi dünyanın her yerinde ve bilhassa Mezopotamya, İran, Hint ve Çin’de mevcuttu ancak bilgelik sevgisi bilgelikten farklı olarak bugün entellektüel mutluluk dediğimiz bir tarzda “bilmeyi, bunun üzerine tefekkür etmeyi, zihinsel olanın amaç edinilmesini içerir. Bilgiyi satmak, pazarlamak için araçsallaştırmak değil, onu kendisi için amaç edinmek tutumundan bahsedilebilir.

8- Yüksek duvarlı çok sayıda devlet, siyasi parçalanmışlık ve denizin bilinmezliğine açılıp koloniler kurmak rahat bir hayatın değil kaygının ürünü olmalıdır. Evet, ticaret bu kültüre maddi zenginlik getirmiştir ama denizcilik rahatlık sebebiyle girişilecek bir iş de değildir. Yani bu kültürde ve filozoflarda zorlayıcı unsurlar, eksiklikler, trajik noktalar vuku bulmuş olmalıdır. Nitekim Sokrates, Platon ve Aristoteles‘in hayatlarında derin etkiler yapan Pelonopez Savaşı(MÖ. 431-404) tüm Yunanistan’ı kasıp kavuran devasa bir trajedi örgüsüdür. Felsefe bundan ve Sokrates’in idamından serpilmiştir dersek burada ifade etmediğimiz birçok informel ve tarif edilemez etkenin daha olduğunu haber vermiş oluruz.

9- İlk filozof sayılan Thales ve onun öncesindeki- sonrasındaki düşünürler genellikle ticaretle ve öğretmenlikle uğraşmışlardır. Zanaatkar ve bürokrat olanlar da mevcuttur. Hatta Thales ve Batı Anadolulu(Milet Ekolü) diğer ilk filozofların ticaretle oluşan burjuva sınıfının yerleşik düzenin aristokrasisine ve onların mito-poetik söylemine karşı felsefe söylemini geliştirdiği de iddia edilegelmiştir. Nitekim iktidarın dili geçmiş imgeleri sömürmekle güçlendirilirken iktidardan şikayet edenlerin yeni bir yol, yöntem ve dil geliştirmiş olması muhtemeldir.

10- Felsefenin ilk sorusu olan arkhe(E.Yun. başlangıç- evrenin ana maddesi) nedir? mitlere ve iktidara başvurmak yerine alternatif açıklamalara gitmek olarak anlaşılabilir. Zira ilk felsefi çözümlemeler eski tanrılara dayanan akıl yürütmelerin kendi içinde çelişki barındırması(hem “a” deyip hem de “a değil” demek) üzerinedir.

SONUÇ

Felsefe dediğimiz ve dünya çapında yayılmış düşünme, çıkarsama, bilme çabasının çıktığı kültür ve koşulları hakkında yüzlerce sayfa yazılabilir, tartışılabilir. Ancak başta söylediğimiz gibi, kesin bir formül, bir ilaç üretilemez.

Bu dönemi tasvir etmeye çalıştığımızda bilinmeyenle, farklı olanla karşılaşmış insanların mecburen çevresindekilere “ben böyle düşünüyorum siz ne düşünüyorsunuz?” diye sormak zorunda kaldığı görülebilir. Bu tartışma, bildiklerini sorgulama burada nispeten fazladır diyebiliriz.

Öte yandan parçalanmışlık, rekabet, yenilikler kadim inanışların sorgulanmasına; yeni arayışlara gidilmesine yol açmış; aradan filozof adı verilen, eski cevaplara muhalif bir kesimin çıkması mümkün olmuştur.

Yorum Yapın