Osmanlı ve Türkiye batıdan neleri taklit etti? Türklerin Avrupa’dan aldığı gelişmeler

2026 yılında 15 yaş altına sosyal medya yasağı geliyor. Muhafazakar olarak bilinen hükumet uzun yıllar boyunca gençleri sosyal medya ile kirletmiş miydi? Tabi ki hayır. Bu sadece genlerimize işleyen bir batı taklitçiliğinin sonucudur. Avrupa yapmadan yapamıyoruz. Avusturalya ve Fransa’dan sonra Türkiye’de olmuştur. Batıda görmezsek en gerekli olanı bile uygulayamıyoruz. Yaklaşık 300 yıldır böyle bir öz güvensizlik var. Şimdi taklit girişimlerini listeleyelim.

1770 yılında Çeşme Muharebe’sinde donanmanın Ruslar tarafından yakılması üzerine Cezayirli Hasan Hoca’nın girşimi ile Hendese Odası(daha sonra Mühendishane- i Bahri Humayun) kuruldu. 1775 yılında Fransa’dan getirilen alet, kitap ve hocalarla eğitim başladı. Hocalar Fransızca konuşuyor, tercüman öğrencilere çeviriyordu.

Türkiye’de ilk üniversite Mühendishâne-yi Bahrî-yi Hümâyun, bugünkü İTÜ’nün öncüsü

1789–1807: Nizam-ı Cedid (“Yeni Düzen”) – Batılılaşmanın İlk Adımları

II. Selim zamanında başlatılan Nizam-ı Cedid hareketi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılılaşma sürecinin ilk büyük adımıdır. İlk tercüme hareketleri askeri ve hukuki alanda yapılmıştır. Deniz Harp Okulu, Humbarahane ve Topçu Okulu gibi batı tarzı kurumlar açmıştır. Bu okulların müfredatları hazırlanırken Avrupalı subay ve uzmanlardan yararlanılmış, alınan teknik bilgiler yabancı dillerden tercüme edilerek kullanılmıştır. Aynı dönemde orduya yeni elbiseler getirilmiş, askeri eğitimler düzenli hale getirilmiş ve disiplinsiz yeniçeri sistemi yerine Fransız Devrim Savaşları’nda görülen “yeni düzene” benzer bir yapı oluşturulmuştur. Nizam-ı Cedid adı da bu dönemde Fransa’da (Bonaparte Rejimi’nde) ortaya çıkan “Yeni Düzen” kavramından esinlenilmiştir.

1826–1839: II. Mahmud ve Yeni Ordu – Merkezî Yönetimde Batılılaşma

Sultan II. Mahmud (1808–1839) her şeyi batılı, sadece ismi doğulu Asakir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı yeni ordu kurumuştur. İlk defa II. Mahmud batılı tarzda takım elbise giymiş, geleneksel saray mimarisini değiştirmiş, Avrupa’da yaygın olan neoklasik ve rokoko üsluplarıyla uyumlu saraylar inşa ettirmiştir (örneğin Beyazıt Yangın Kulesi, 1828). Bu dönemde Tıbbiye-i Şâhâne (1827) ve Mühendishâne-i Berrî Humayun gibi batı tarzı eğitim kurumları öne çıkmıştır. İlk defa Avrupa tarzında hükümdar resmi yaptıran ve astıran da II. Mahmud’dur. İlk şapa devrimini de sarık yerine fes getirerek o yapmıştır.

1839–1856: Tanzimat ve Islahat Fermanları – Hukukî ve İdârî Yenilikler

1839’da Abdülmecid İngilizlerin telkiniyle Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümâyûn)’nı ilan etmiştir. Vatandaşların yaşam, mal ve onur güvenliğini ve kanun önünde eşitliği güvence altına aldığını duyurmuş; yani millet sistemini ve etnik ayrımcılığı sonlandırmayı taahüt etmiştir. 1840 tarihli Ceza Kanunnâmesi’nde suç ve ceza tanımları doğrudan batılılaştırılmış; 1858’de çıkarılan yeni Ceza Kanunnâmesi ise büyük ölçüde Fransız Ceza Kanunu’ndan iktibas edilmiştir. 1850 Ticaret Kanunnâmesi Fransa’dan uyarlanmıştır. İlk seküle mahkemeler ticaret alanında bu dönem kurulmuştur. 1876’da oluşturulan Mecelle Fransızca Codex kelimesinin bir taklididir. Hukuk alanında batıyı taklit etmek şeriatın asli görevi olan mahrem bir konuda bile mukallitliğin ne kadar kararlı ve azimli olduğunu gösterir.

Daha sonra Vilâyet Nizamnamesi gibi idarî reformlar da Osmanlı yönetim sistemine getirildi. Ayrıca 1856 Islahat Fermanı ile gayrimüslimler de batı taklidi kurumlarda görev almaya başladı. Eğitim ve adalet alanında da gayrimüslimlere eşit fırsat sağlanacağı açıkça vurgulanmıştır. Bu dönemde kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye (1837) gibi kurumlar da batılı temellerle işlevsel hâle getirilmiştir. Şura-yı Devlet (1868): Fransız Conseil d’Etat modeli örnek alınarak kurulan bu kurum, idari yargı sistemini başlatmış ve yasama süreçlerinde danışmanlık görevi üstlenmiştir.

1840–1860’lar: Eğitimde Batılılaşma – Maarif Teşkilatı ve Nizamnameler

1845’te Maarif Meclisleri kurulmuş, 1846’da ilk Maarif Nâzırlığı (Mekâtib-i Umûmiyye Nezâreti) oluşturulmuş, 1857’de ise Encümen-i Dâniş (Öğretim Heyeti) teşkil edilerek modern okullar kurulması planlanmıştır. Encümen-i Dâniş’in kuruluşunda Fransız Bilim Akademisi örnek alınmış; genç öğretmen yetiştirmek üzere Paris’e hocalar gönderilmiştir. Maarif-i Umûmiyye Nizamnâmesi’yle (1869) Osmanlı eğitim sisteminin temelleri tamamen batılı normlara göre atılmıştır. Bu nizamnâmede özellikle Fransız eğitim sistemi esas alınmış, eğitim kademeleri, öğretim programları ve öğretmen yetiştirme yöntemleri büyük ölçüde Avrupa modellerinden (özellikle Fransa’dan) alınmıştır. Yine bu dönemde 1868 yılında Fransız modeli bir okul olarak açılan Mekteb-i Sultânî (bugünkü Galatasaray Lisesi) ve 1883’te kurulan Sanayi-i Nefîse Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) gibi kurumlar, Fransa ve diğer Batı ülkelerinden getirilen eğitim modellerinin örnekleridir. Mekteb-i Sultani’de Fransız hocalar tarafından Fransızca eğitim veriliyor; kütüphanesinde ezici çoğunlukta Fransız eserleri bulunuyordu. Mekteb-i Sultani’nin yer aldığı Galata ve Beyoğlu bölgesi gayrimüslim yerleşimleriydi. Burada 1857 yılında ilk belediye kurulmuş ve adına “Altıncı Daire-i Belediye” denmişti. Mustafa Reşit ve Ali Paşa bir süre Paris’in elit ve modern semti, Sixieme De Arrondisment’de yaşamışlardır. 24 bölgeye ayrılan Paris’in lüks ilçesinin adı ilk belediyemizin adı olmuştu!

1839–1900: Mimari ve Kültürde Batılı İzler

19. yüzyıl Osmanlı mimarisine batılı üsluplar damgasını vurmuştur. Sultan Abdülmecid zamanında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı (1839–1856) Barok ve Rokoko unsurlarını taşırken, Beylerbeyi ve Yıldız Sarayları gibi yapılar da Batı saray mimarisinin küçük örnekleri biçiminde yükselmiştir. Örneğin Abdülmecid’in yaptırdığı Mecidiye Köşkü, “tamamen bir Avrupa sarayının küçük ölçüde taklididir”. Bu yıllarda inşa edilen anıtlar ve çeşmeler, klasik Osmanlı motiflerinden çok Avusturya-Macaristan ya da Fransa’daki neo-klasik tarzın etkisinde olmuştur. Sanatta ise Osman Hamdi Bey ve onun öğrencilerinin eğitim aldığı Sanayi-i Nefise Mektebi (1883) aracılığıyla Batı resim ve heykel teknikleri benimsendi. Aynı dönemde müzik alanında da Avrupa tarzı orkestra ve konser kültürü gelişmiş, batı müziğine dayalı sanat müziği bestelendi. 1826’dan itibaren devlet törenlerinde batı tarzı orkestralar görev yaptı. Padişahlar marşlarını Avrupalı bestecilere yaptırdı.

Reformcu aydınlar Jön Türk olarak adlandırıldı, Fransa ve İngilitere’de sürgün yaşadılar. İttihat ve Terakki adını verdikleri reformcu örgüt İtalya’nın Carbonari teşkilatını örnek alarak devleti ele geçirdi. II. Meşrutiyet Fransız Devrimi’nin “Hürriyet, Eşitlik, Kardeşlik” sloganını aynen almış, “Hürriyet, Müsavat, Adalet” devletin her alanında ülkü olmuştur. Devlet görevlilerinin Napolyon’u taklit ettiğini ve batılar gibi giyinmeye, konuşmaya çalıştığını da ekleyelim.

Sanatta ve edebiyatta dönüşüm öyle bir raddeye vardı ki Türk kültür hayatından temalar bırakıldı ve Türkiye’de olmayan, ancak batıda olduğu için burada da işlenen yasak aşk, milliyetçilik, bilinçaltı gibi temalar yerleşmeye başladı. Sanat ve estetik hayatını batı taklitleri domine etti. Son halife Abdülmecid Efendi’nin tablolarını incelersek ne düzeye vardığını anlarız.

Son Halife Abdülmecid Efendi’nin Hamamda Beethoven eseri

1923–1938: Cumhuriyet İnkılapları – Laiklik ve Tam Batılılaşma

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla (1923) devlet resmen batılı bir yönetime geçmiştir. 1924’te saltanat kaldırılarak Cumhuriyet ilan edilmiş, aynı yıl tevhid-i tedrisat kanunu ile eğitim birleştirilmiş ve laik devlet yapısı kurumsallaştırılmıştır. 1925’te çıkarılan Şapka Kanunu, erkeklerin fes yerine Avrupa usulü şapka giymesini zorunlu kılmıştır; bu düzenleme, “erkeklerin baş örtme uygulamalarının Batı ülkelerindeki normlara uygun hale getirilmesi” amacıyla yapılmıştır. 1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu, tamamen İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanmış ve aile-evlilik haklarında kadın-erkek eşitliğini getirmiştir. Yine bu dönemde Latin alfabesinin kabulü (Harf Devrimi, 1928), uluslararası metrik sisteme geçiş, resmi takvim ve saat birimlerinin değiştirilmesi gibi somut adımlarla hayatın her alanı Batı standartlarına uygun hale getirilmiştir. Hukukta son derece radikal bir dönüşümle şeriat hükümleri tamamen kaldırılmış; ticaret, ceza, idare kanunları çağdaş devlet normlarına göre yenilenmiştir. Kıyafette de kadın-erkek için daha modern kesimler zorunlu kılınmış, soyadı mecburiyeti getirilmiş, lâkap ve unvanlar (efendi gibi) kaldırılmıştır. Bu inkılaplar, Cumhuriyet’in yenilikçi ideolojisini Batı’yı model alarak hayata geçirmiş; toplumun yapısında köklü değişikliklere yol açmıştır.

Sonrası Dönem: Çok Partili Hayat ve Günümüzde Batılılaşma

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye, NATO üyeliği (1952) ile resmen Batı blokuna dahil olmuş, 1946’da çok partili siyasi yaşama geçerek Batı tipi demokratik rejime dönmüştür. Avrupa Birliği’ne adaylık süreci (2000’ler) ve uluslararası kuruluşlara uyum çalışmaları da günümüzde batılı normlarla yakınlaşmanın devamını sağlamıştır. Kısacası Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de eğitimden hukuka, ordudan kültüre, modadan mimariye kadar birçok alanda Avrupa ve Amerika modelleri benimsenmiştir. Şu an Türkiye’deki mevzuatın ve kurumların çoğu batıdaki benzerlerinden alınmadır.

SONUÇ

Taklit bir şeyi becerememenin, bebekliğin sonucudur. Çocuk olduğumuzda ise uyarlamaya başlar ve “model alarak öğrenmeye” geçeriz. Yetişkinliğin ve aklın gereği ise zorluk çekmektir. Analiz, sentez, tümevarım acı çekmeden zorluk çekerek öğrenme aşamalarıdır. Bunu yalnızca vizyonu olan yetişkinler yapar. Yetişkin olmak içinse sorumluluk almak gerekir. Sorumluluk olmadan güçlü olunmaz. Önce taklitçilikten model almaya, sonra da sorumluluk almaya başlarsak özgün şeyler yapabiliriz.

Leave a Reply