İnançta ısrar ve bilişsel çelişki karşısında ne yapmalı?

Hayatının merkezine Galatasaray’ı koyan bir taraftar, kulübüne duyduğu aidiyeti basit bir hobi değil, varoluşsal bir zemin yapar. Hatta hayatın anlamı diye aratırsanız “Hayatın anlamı galatasaray” diye bir marş uydurduklarını bile görebilirsiniz. Takım artık bir spor organizasyonu olmaktan çıkarak benliğin parçası olmuştur. Kişi doğrulama yanlılığı (confirmation bias) süzgeci ile bu inancını doğrulayan verileri kabul eder, çürütenleri gözardı eder. İnancına karşı iddialar benliğe yönelik bir tehdit gibi algılanır ve kişi kulübüne daha da sert biçimde sarılarak geri tepme etkisi (backfire effect) gösterir. Yıllardır harcadığı binlerce saati de düşünürsek “Cimbom pes etmez” diyerek batık maliyet yanılgısı (sunk cost fallacy) içinde emeği boşa gitmesin diye inancında ısrar eder. Hayatta daha anlamlı işler, futboldaki yolsuzluklar ve kötü yönetim karşısında bilişsel çelişki (cognitive dissonance) yaşar, ama “dış düşmanlar yüzünden” diyerek güdümlü akıl yürütme (motivated reasoning) gibi bahanelere başvurur. Çoğumuz çoğu konuda inanç azmi (belief perseverance)’ni seçeriz. Bu statüko yanlılığı atalarımızdan miras aldığımız bilişsel ekonominin parçasıdır.

İnsanlık mirası

Herhangi bir konunun nedenini merak ederken kendi nedenimizi de merak etmeliyiz. Hayat bireyin kişiliği ile başlamadı. Milyarlarca yıllık bir sürecin son harfi olmak bize kişilik bile veriyor mu şüphe etmeliyiz. Nasıl bir miras devraldık? Nasıl bir kolun devamıyız? Bunlar her düşünmede aklımızın bir köşesinde olmalı.

Miras en mükemmel olan değildir, hayatta kalabilendir. Cinsel arzularımız çoğalanların soyu devam ettiği için var. Statü kaygımız başkalarına göre yaşadığımız ve toplumu inşa ettiğimiz için var. Öfkemiz savaşıp diğerlerine galip geldiğimiz için var. Galatasaray kimliği de böyle bir aidiyet mirasıdır. Bir gruba ait olmaya çalışmayanlar hayatta kalamamıştır. Yine, başka gruplarlar rekabet için kendi grubuna bağlanmak böyle varoluşsal bir eğilimdir. Daha iyi oynasa da rakip takımı övmemek grubundan utanmak ve duygusal tepkiler vermek gibi hayati bir iç dinamiğe dayanır.

Israrın kökeni

Israr nasıl bir evrimsel avantaj sağlamış olabilir? Sonuçta yanlış istihbaratta ısrar yanlış seçimi getirmez mi? Unutmayalım ki milyarlarca yıldır bilim yoktu. Doğru istihbarat ve bilgi önemli değildi. Geçmişim çoğunda grupla uyumlu olmak ve sosyal ilişkiler önemliydi. İnsanlığın toplum kurgusunda her şey “uydurma” yani kurgu ve inşa sürecinde olduğu için statükoyu korumak neredeyse toplumsal insan kolunun niş özelliği olarak avantaj sağlamıştır. Anlam arayışı, değerler ve vizyonlar da bilimsel veri üzerine değil toplumsal kurgular üzerine inşa edilmiştir. Bilimle geleceği inşa etmek mümkün değildir, gelecek “uydurma” olmak zorundadır. En azından hiçbir veri olmadan geleceğe iman edebilen insanlığın devamı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Kişiliğin ve toplumun inşası

Bireyden ve toplumdan kendisini ortaya koymasını ve geliştirmesini bekleriz. Çevre tarafından yetiştirilen edilgen yapılar ne toplum ne de birey için hoş karşılanmaz. Keşifler ve icatlar kendi başına bir “uydurma” girişimi değil midir? Geçmişte inançta ısrarın faydasını gördük. Geleceğe yönelik her girişim sadece ısrarla başarılı olabilir. Herhangi edebi bir kurgu metninde bunun her an yalan olduğu söylenmez. Tam tersine gerçekmiş gibi yapılır. Bireyler de uydurma kişiliklerini ısrarla var ederler.

Israra karşı ne yapmalı?

İnsanlar doğru istihbarata karşı yanlışı savunuyorsa ve yanlış davranışa doğru gidiyorsa öncelikle bedel ödemelidirler. Aydınlanmanın ve bilmenin bedelini ödemezlerse yine atalarımızdan miras aldığımız bir tutumla doğruyu değersizleştiririz. Dünya tarihinde demokrasinin, vatanseverliğin, adaletin ve fırsat eşitliğinin ne amaçlarla kullanıldığına bakın. Doğrular yanlış insanların elinde yanlış çalışmaya başlarlar.

Aydınlanmak istemeyen ya da değişmek istemeyen kişiyi zorlamamak gerekir. Acı sonuçlar ile karşılaştığında yardım istemek için gelirse yardımcı olabiliriz. Bunun dışındaki her ikna çabası kendi pozisyonunu güçlendirmek için ya da bir cehaletin sonucudur. Dünya tarihi başkaları için iyilik yapma söylemine dayanan katliamlarla doludur. İyilikten önce mevcut olanı bozmamaya çalışmak her halde herkes için en iyi yoldur. Evrimsel bir miras olarak inançta ısrara sahip olan bireylerin doğru olup olmadıklarını bilmeleri malesef imkansızdır.

Leave a Reply