1775’te Britanya’nın Kuzey Amerika’daki 13 kolonisi mecliste temsil edilmedikleri için “temsil yoksa vergi yok” diyerek isyan ettiler. 300 yıllık koloni tarihinde devlet farklı bir şey yapmamıştı. 1789’da Fransa halkı tarihteki “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” diyerek pek de farklı bir şey yapmayan krala isyan ettiler. İki bin yıllık tarihinde Fransa kültürü çok daha kötü dönemler geçirmesine rağmen ne olmuştu? 1848 devrimleri sırasında Avrupa’da bireylerin refahı artmıştı, ortalama gelir de iyiydi, ama farklı bir durum vardı. Ekim Devrimi sırasında Rusya tarihteki diğer savaşlarından farklı bir şey yapmıyordu. Peki devletlerin farklı bir şey yapmaması asıl problem olabilir mi? Kadife devrimler ve Arap baharları devletin farklı bir şey yapmaması yüzünden çıkmış olabilir. Bireylerin aydınlanmasına karşın temsil edilmemeleri, yani meşruiyet krizleri rejimlerin getirmiştir.
“Siyasete katılmayan kişiyi zararsız değil, işe yaramaz sayarız.” (Cenaze Söylevi, M.Ö. 431) Perikles (Thukydides’te aktarılmış)
Tarihsel süreçte gözlemlenen meşruiyet krizleri, yapısal bir problemin ürünüdür. Bilişsel gelişme yaşayan kitlelerin siyasi temsil mekanizmalarının dışında kalması, yani temsil açığı meydana gelmiştir. Fransız ve Bolşevik devrimlerinde bu açık, epistemik kapasitesi genişlemiş ancak kurumsal güçten yoksun bırakılmış sınıfların sistemi kırmasıyla kapanır. Britanya bu tecrübeleri daha önce yaşadığı için 20. yüzyılda sistemik reformlarla kırılmayı önlemiştir.
Bugün dijital enformasyon ekolojisi, benzer bir bilişsel seferberlik dalgası üretmekte; evinde oturan kitleler tarihte görülmemiş bir bilgi birikimine ulaşırken post-demokratik düzenin karar alma mekanizmaları bireyleri temsil edememektedir. Daha bilinçli hale gelen birey ile düşük kurumsal erişim arasındaki derin temsil açığı yeni bir krizi doğurmaktadır. Ne var ki rızayı imal eden iktidarlar bunu görmezden gelip propaganda yoluyla her şey normalmiş gibi yapmakta ve Gramsci’nin interregnum (fetret) dediği bir -eskinin öldüğü ve yeninin doğamadığı- döneme yol açmaktadır.
“Eski ölüyor, yeni doğamıyor — bu ara dönemde canavarlar ortaya çıkıyor.”Gramsci
Tarihte olduğu gibi gücün yeniden dağıtımını gerektiren bir hareketin tarihsel koşulları olgunlaşmaktadır. Tarihte Ekim Devrimi ve Fransız Devrimi bilgiye sahip olan yeni bir fakir kitlenin güce sahip olmaması yüzünden oluştu. Şimdi yine bilgiye sahip olan, ama temsilcileri tarafından evinde sessiz oturması tembihlenen yeni bir kitle var. Temsili demokrasi kitlelerin oyunu rıza inşası yoluyla -eski krallıklardan çok da farklı olmayan şekilde- alarak kitleleri sömürmektedir. Bu durum tarihe ya reformlarla ya da iyileştirme yapılmazsa devrimlerle çözülmüştür.
Yeni bir güç paylaşımı kaçınılmazdır. Bunun ilk emareleri tüm dünyada devlet güçlerine karşı bireysel hak ve özgürlük talebiyle başlamıştır. Kitlelerin oyları ile kitlelerin haberi olmadan iş yapan politika, hukuk, ekonomi yavaş yavaş tepki görmeye başlamıştır. Örneğin ABD’nin son İran zorbalığı halktan büyük tepki görmüş, halkın iradesine dayanarak işgal başlatan bu devlete bir sınır konulmuştur.
Sonuç olarak hükumetler tarihteki gibi davranmaya çalışmakta, ancak bir şeyi gözden kaçırmaktadır. Bireyler daha bilinçli oldukça meşruiyeti bireylerin sözsüz rızasına dayanan hükumet eylemleri daha çok tepki çekmektedir. Krallıklar nasıl bireyleri hesaba katmadığı için çöktüyse temsili demokrasiler de göstermelik demokrasi olmaya devam ettikçe bir krize sürüklenmektedir.
“Her nesil kendi devrimini yapabilmelidir; yoksa ölüler diriler üzerinde tiranlık kurar.” (1789 mektubu) T. Jefferson
“Eğer insanlar melek olsaydı hükümete gerek kalmazdı.” (Federalist No. 51, 1788)J. Madison
Direkt demokrasi olan Atina’nın vatandaşları her halde günümüzdekine demokrasi demez, ohlokrasi ya da oligarşi derlerdi. Onlarda savcı, hakim, avukat yoktur; çünkü vatandaş hukukun parçasıdır, tüketicisi değil. Onlarda askerlik başkasının ölmesini beklediğin bir meslek değil vatandaşlık görevidir. Seçtiği vekili tanımayan, partiye oy veren ABD. vatandaşına bir tiranlık olduğunu söylerlerdi. Her gün devlet işlerine katılmayan, görüşü alınmayan kitlelerin bir kandırmaca içinde olduğunu da eklerlerdi. Gelecek böyle bir demokrasi illüzyonundan sancılı şekilde uyandırmadan bireylerin daha çok katılım sağladığı demokrasiler tasarlanmalıdır. Aksi halde devlet mekanizmalarındaki çürümeyi fark edip elinden bir şey gelmeyen devlet adamları(demokratlar, vatandaşlar) yeni bir krize yol açabilir.