Türk modernleşmesinde kurumlar

Daha önce Türkiye’nin geleceği, tarihsel dönüşümü, taklit ve modelleri, modernleşme çabaları gibi onlarca yazıda sanat eserlerinin bile en büyük probleminin tepeden inme değişiklik olduğunu söylemiştik. Türkiye’de kurumlarda modernleşme kaygısı hala baskındır. Peki kurumların tarihsel süreçte konumu nasıldır? Yapay zekaya sorarak bir yazı düzenledik.

Yürütme

Padişahların çoğu modernleşmeciydi. Gerici olarak bilinen II. Abdülhamid’in en büyük düşmanlarını eğitecek kadar modern eğitim kurumları kurduğunu, padişahtan daha güçlü bir hükumete sahip olan Atatürk’ün modernleşme sevdiği müzikleri bile yasakladığını düşünürsek modernleşmenin öncüsü kurum olduğunu söyleyebiliriz. Gelecekte böyle olmayabilir. Sosyal medya, popülist liderler, post-modern ve post-kolonyal söylemler bu ivmeyi tersine çevirebilir.

Yasama

Halkın iradesini iktidara yansıtmada divanlar ve encümenler ilk kurumlardır. Daha sonra Ayan Meclisi ve Meclis-i Mebusan; en sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Ne var ki gerek kültürün askeri- hiyerarşik oluşu; gerek de milli egemenliğin merkezdeki ikincil çıkar gurplarının bir söylemi olmaktan öteye gidememesi gerçek bir yasama kurumunun oluşmasına mani olmuştur. Halk yasama çalışmalarına ilgisizdir, temsilcisini tanımaz ve sivil toplumda rol almaz. Dolayısıyla belki modernleşmeye karşı olacak yasama kurumu her zaman hükumetin yolunu tutmuştur. Gelecekte demokratik bilinç arttıkça durum değişebilir. Özellikle gerçekten vekillik yapmaya çalışan müstakil bireyler sosyal medyayı kullanarak bilinç yaratabilirler.

Yargı

Türkiye’de en az güvenilen kurumlar arasında yer alan yargı kimseyi ikna edememeye devam ediyor. Haberlerin altındaki yorumlara göre adliyeden en çok hırsızlar mutlu çıkıyor. Bununla birlikte zorla modernleşmeciler de yargı kurumunu hep kullanagelmiştir. Padişahın İslam kültüründe hiç görülmeyen adaletnameler ve kanunnameler ihsan etmesi şeriatın bile hükumete bağlı olduğunu gösterir. Yasama kurumu gibi hükumetlerden çok etkilenen, halkın içselleştiremediği bir kurum olarak modernleşmeci liderlerin elinde bir araç olmuştur. Gelecekte yapay zeka desteği ile bir nebze iyileştirilebilir.

Eğitim

Eğitim yönetimi her zaman yürütmenin elinde olsa da çıktıları hükumetlerin aleyhine olmuştur. II. Mahmud’dan itibaren eğitilen bireyler hükmetlere muhalif olmaya, iktidarı sorgulamaya ve eğitimden şikayetçi olmaya başlamıştır. Eğitim kurumu gerek paydaşların dünyadaki gelişmelerden haberdar olarak resmi ideolojinin dışına çıkabilmesi, gerekse batıdan alınması yüzünden yapısal mekanizmalarıyla daha ilerici olmuştur. Halen eğitimin kemik yapısının yürütmenin ideolojisine sahip olmaması, öğrencilerin ve personelin hükumetlere muhalif görüşlere sahip olması bunun kanıtıdır. Gelecekte uzaktan öğrenme ve yabancı kaynaklardan faydalanma ile gelişecektir.

Ordu

İmparatorluk döneminde ordu hep gericiyken modernleşme döneminde tam tersi bir modernleşme öncüsü oldu. Padişahlar ne zaman yenilik yapmaya kalksa askerler isyan ederdi. Cumhuriyet döneminde yürütme ne zaman modernleşmeci ajandaya aykırı bir şey yapsa ordu müdahale ederdi. Bu dönüşüm geri kalmanın ilk itiraf edildiği yerin askeri cephe olması ve ardından ilk tercümelerin, model değişikliğinin ve ilerlemenin orduda yapılmasındandır. Askerler batı modelinde eğitilmeye başlandığı için ve bunun dışında bir eğitim mağlubiyet getirdiği için yakın zamanda modernleşmeci ordu yapısının değişmeyeceğini söyleyebiliriz.

Medya

Batıya özenerek okuyucu kitlesi olmayan bir ülkeye resmi şekilde getirilen ve tamamen batı özentisi olmaya devam eden medya çevrimiçi ortamda özenmeye devam edecek gibi görünüyor. Avrupa’nın aksine devlet merkezli medya mevcuttur. Muhalif medyaya alışkın olunmadığı için muhalefet garipseniyor, suç sanılabiliyor. Sosyal medya habercilik için bir şans olabilir. Demokrasinin asli unsurlarından biri olması diğer unsurlarla birlikte fark edilebilir.

Din

Din modernleşmeye karşı hep karşı ağırlık görevi görmeye çalışmış, ancak padişahtan günümüze kadar gelen yürütme erki bunu nadiren dikkate almıştır. Dünyanın en acımasız devrimlerinden bazılarını Osmanlı ve Türkiye gerçekleştirmiştir. Bunlar her seferinde dine rağmen, ulemayı göz ardı ederek ve yanlış bir şekilde duyguları hesaba katmayarak yapılmıştır. Siyasete sızdığı söylenen din adamları da bunları din ile değil hakiki din mensuplarına rağmen oportünizm ile yapmıştır. Dinin siyasetteki etkisizliği Osmanlı’nın ve Türkiye’nin amansız modernleşmeci tutumunu gösterir.

Sivil toplum

Türkiye bir ordu millet olarak militarist sosyalleşmeye ve paternalizme yatkındır. Merkezin çevreye üstünlüğü ve kült lider sevgisi sivil toplumun oluşmasına engeldir. Halk işlerin yapılması için hep bir lider bekler, tepeden inme politikalara da bunun maliyeti olarak karşı çıkmaz. Modernleşme için kurulan dernekler, bilim akademileri, cemiyetler katılımcı bulmakta zorlanır. Halk için yapılan seminer ve konferanslar yeterince talep görmez. Sosyal medya oluşumları ve kanallar ise daha başarılıdır. Sivil toplumun teknoloji sayesinde daha da iyiye gideceğini söyleyebiliriz.

Leave a Reply