İnsanlar neden sorumluluk almaktan korkar? Çocuk gibi davranmanın psikolojik temelleri

Kas, ancak yırtılarak büyür; lifler önce zorlanır, hasar görür, sonra daha güçlü bir şekilde onarılır; sorumluluk da böyle çalışır. Ağırlığı kaldırmayı reddeden bir vücut zayıf kalırken, zorluğu reddeden bir karakter de körleşir. Hiç acı çekmeden güçlenen bir kas olmadığı gibi, hiç yanılmadan, hiç bedel ödemeden olgunlaşan bir insan da yoktur. Kendi bacaklarının sorumluluğunu üstlenmeyen, acı çekerek öğrenmeyen kimse yürümeyi başaramaz. Herkes büyük acılara göğüs gerip bebekliği geçer, ancak herkes çocukluğu geçemez. Çocukluğu geçmek için sütten, ebeveynden ve rahatlıktan kopmak gerekir.

Ağırlık merkezini ebeveynden kendi iradesine kaydıran birey, tıpkı kendi vücut ağırlığını kontrol etmeyi öğrenen bir sporcu gibi, varoluşsal bir denge ve mukavemet kazanır. Herkes entelektüel göbek bağını kendisi kesmelidir. Ancak bazılarımız bunu hiç başaramaz, bazılarımız ise fazla başarılı olur. Yani kimimiz kendi sorumluğunu bile üstelenemezken kimimiz insanlığın sorunlarını üstlenir. İkisi de karşılığını bulur.

“Kaygı yok olmaz … taşınabilir hale gelir.” Melanie Klein

Sorumluluk almamakla ilgili teoriler

Freud: İnsan çocuklukta belirli psikoseksüel evrelerden geçer Eğer bir evrede çatışma çözülmezse saplantı oluşur. Yetişkinlikteki semptomlar bu erken dönem çatışmalarının izidir. Kişi sorumluluktaki kaygıdan kaçmak için daha erken bir döneme geri döner. Buna “gerileme” denir.

“Gölgeni entegre etmezsen, hayatına kader olarak geri döner.” C.G. Jung

Jung: Kişinin toplumsal maskelerinden ve ebeveyn yansımalarından sıyrılıp kendi özgün benliğini inşa etme sürecine bireyleşme adını verir. Küçüklükte kabul etmediğimiz özelliklerimizi bastırırız. Bastırılan eğilimler farkına varılmadan davranışlarımızı yönlendirirler. Sorumluluktan ve bağlanmaktan kaçan arketipe puer Aeternus adını verir.

Adler: Dünyaya aciz geliriz ve bunu telafi edemezsek aşağılık kompleksine gireriz. Psikolojik sorunların çoğu, kişinin toplumsal yaşama uyum sağlamayı reddetmesinden ve sorumluluk almaktan kaçmasından kaynaklanır. Olgunluk, toplumsal olmak ve başkalarına bağımlı olmaktan kurtulup topluma katkı sunmaktır. Jung ve Freud’dan farklı olarak nedenine değil amaca odaklanmayı önerir. Birey çocukça davranış ile neyi amaçlıyor ise onun değiştirilmesi gerekir.

Erik Erikson olgunlaşmayı hayat boyu sekiz aşamaya ayırır. Olgunlaşamamak basamaklarda yaşanan bir takılma veya kriz yönetememe sorunudur. Kimlik vs. Rol Karmaşası (ergenlik) döneminde “ben kimim?” sorusu cevaplanmazsa kişi ömür boyu başkalarının kimliklerini taklit eder. Yakınlık vs. İzolasyon (genç yetişkinlik) döneminde gerçek anlamda birine açılabilmek için önce kimliğin sağlam olması gerekir. Yakınlık bağlanmayı, bağlanma özgürlüğün kaybını çağrıştırır. Üretkenlik vs. Durgunluk (orta yetişkinlik) döneminde kendinden büyük bir şeye katkıda bulunmak gelir. Çocuk yetiştirmek, öğretmek, inşa etmek. Bu aşamalarda takılan kişi sonrakine geçemez.

Aaron Beck ve bilişsel psikolojiye göre bir “karakter zayıflığı” değil, zihnimizdeki şemalar, bilgi işleme süreçleri ve öz-yeterlilik inançlarıyla ilgili bir durumdur. Zihin, enerji tasarrufu yapmayı sever. Yeni bir sorumluluk almak, yeni sinirsel ağlar kurmak ve zihinsel efor sarf etmek demektir. “Çocuk” kalmak, halihazırda bilinen, güvenli ve bilişsel olarak “ucuz” bir yoldur. Birey küçüklükte yetersiz ve dayanıksız olduğuna dair bir şema oluşturur ve bunu bir daha sorgulamaz. Bu bilişsel hata diğer şemaların altyapısını oluşturur ve sonraki yaşantıları etkiler.

B.F. Skinner ve davranışçılık penceresinden bakıldığında, “sorumluluktan kaçma” veya “çocuk kalma” durumu içsel bir çatışma değil, tamamen bir öğrenme geçmişi ve pekiştirme meselesidir. Skinner’a göre biz, çevremiz tarafından hangi davranışlarımız ödüllendirildiyse o yönde şekilleniriz. Bir çocuğun işlerini ebeveyni hallederse, ona çocuğa ilgi gösterir gibi davranırsa çocuk kalmak pekiştirilir. Çocuğun sorumluluktan kaçmasına izin verilmişse olumsuz pekiştirme ile çocuk kalmasına sebep olunmuştur.

Maslow’un hümanist anlayışında eğer bir insan çocuk kalmaya çalışıyorsa, o kişinin büyüme potansiyeli korku tarafından bloke edilmiştir. İnsanın fiziksel ihtiyaçlarının dışında sevgi ihtiyacı da vardır. Yeterince koşulsuz sevgi alan kişi ihtiyaçlar hiyerarşisinde üst basamaklara çıkabilir. Olgunlaşmak, ebeveynin sunduğu “güvenlik” yerine, kendi özgürlüğünün getirdiği “belirsizliği” tercih edebilecek kadar kendine değer vermektir.

Varoluşçu felsefe, çocuk kalma isteğini “Varoluşun Dört Dehşeti” (Ölüm, Özgürlük, Yalnızlık, Anlamsızlık) ile kurulan hatalı bir ilişki olarak görür. Bu ekol için sorumluluk almak, sadece bir “yetişkinlik görevi” değil, insanın kendi varlığını sahiplenme cesaretidir. Özgürleşme, bireyin “Bu durumu ben yarattım ve bunu değiştirecek olan da benim” dediği an başlar. Sartre’ın meşhur sözüyle: “Önemli olan bize ne yapıldığı değil, bize yapılanla bizim ne yaptığımızdır.”

“Mükemmel anne çocuğu mahveder… Yeterince iyi anne onu insan yapar.”Donald Winnicott

Aile Sistemleri Teorisi ise çocuğun ailedeki işlevinin bunu gerekli kıldığını öne sürer. Farklılaşma düzeyi düşük olan ailelerde, birey ailesinin duygusal atmosferine sıkı sıkıya bağlıdır. Sorumluluk almak ve kendi kararlarını vermek, aileden ayrışmak demektir. Evliliği bir arada tutan, ya da evin neşe kaynağı olan bir çocuk büyüyüp olgunlaşamaz. Ailede bu fonksiyon kuşaklar arası aktarılır, ebeveynin öz güvenini zedelememek için de bu görev paylaşımına dokunulmaz.

Aydınlanma bağlantısı

“Ölene kadar emzirilmek bebeğin arzusudur” demişti Nietzche, aklını kullanmaya cesaret etmek gerektiğini ondan önceki aydınlanmacılar söylemişti. Dinin ve diğer toplumsal kurumların çocuklara anlatır gibi anlattığı dünyanın sorumluluğunu alıp kendi aklımızla düşünmeyi öğütlemişlerdi. Birey için de bu şekilde bir aydınlanma gereklidir. Filozofların ortak dileği kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmek, başkalarını suçlamadan yaşamak, hazır cevaplara sığınmadan düşünmektir. Zira felsefe tam olarak böyle bir sorumluluk üstlenmenin sonucudur. İnsanlığın kavramlarının sorumluluğu filozof kası oluşturan bir ağırlığa sahiptir.

“Bireyleşmek, yalnız kalmayı öğrenmek değil, yalnız kalabilmeyi öğrenmektir.” Margaret Mahler

Sonuç

Güç sorumlulukla gelir. Özgürleşmek için tercih yapıp bedel ödemelidir. Ancak çoğu insan bunu fark etmiyor. Çünkü uzun yıllar odaklanıp düşünmedikçe bu düşünceye erişemiyor. Fark etmesi güç bir sözsüz formülden bahsediyoruz. Sadece çocuklukta kalan insanlar değil, “normal” insanlar da insanlığın, bilginin, toplumun sorumluluğunu üstlenmeyerek bir fırsatı kaçırıyor.

Sorumluluk almayıp olgunlaşmayı reddedenler insanlığın en büyük mucizesini kaçırarak ağır bir bedel öderler. Çocukluktan ergenliğe geçenler “evcilik” oyununun nasıl bayağı göründüğünü bilir. Sorumluluk alıp büyüyen insanlar eski hayatlarının evcilik olduğunu anlayacaktır. Dünyanın bir çocuk oyunu gibi gelmesi bu kadar kolaydır. Büyük olduğunu fark edip kafanın içinde bir mucizeyle büyümek… Küçük kalıp emzikle bir ömür geçirmek mi yoksa büyümek ve bir aleme dönüşmek mi?

Leave a Reply