Sokrates hayatı boyunca bilmenin öneminden bahsetmiş. Ancak önermesel bilgiyi, malumatı değil “iyi olmanın” yani erdemli ve ahlaklı olmanın bilgisini kast ediyormuş. Çevresindekiler bu bilgiye nasıl ulaşacaklarını sorduğunda onlara direkt cevap vermezmiş. Ona göre hakikat, dışarıdan ezberletilecek bir şey değil; insanın kendi içinde doğurması gereken bir farkındalık gibiymiş. Sorular sorarak kendilerinin süreç içinde fark etmesini ve değişmesini sağlama yöntemine “doğurtma” demiş. Uzun müddet hemhal olarak iyi bir kişi olmanın bilgisine alışıyormuşlar.
“Refah, insanın kendini kaybetmesi için en elverişli ortamdır.” — Kierkegaard
Günümüzde, bilgiye hemen ulaşma çağında, “short” dikkat aralıklarında bunu yapmak ne kadar zorlaştı! Her şeyin hemen önümüze geldiği zamanımızda asıl önemli olana zaman ayırmak imkansızlaştı. İnsanlık tarihin hiçbir döneminde bu kadar bilgiye bu kadar hızlı ulaşamamıştı. İletişim ve ulaşım anlık meseleler oldu. Ama paradoks tam da burada kendini ele veriyor: En çok bilgiyle çevrelendiğimiz bu çağ, belki de en derinden cahil olduğumuz çağdır.
“Her yeni ürün, karşılıklı dolandırıcılık ve karşılıklı yağma için yeni bir potansiyel güçtür. Her yeni ihtiyaç, insanı kendi özüne (kardeşine) yabancılaştıran ve onu yeni bir fedakarlığa, yeni bir bağımlılığa zorlayan yeni bir bağdır… Çok fazla işe yarar nesnenin üretimi, çok fazla işe yaramaz insan üretimiyle sonuçlanır. (…) Sistem, insanın ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçları karşılama araçlarını rafine ederken, diğer yandan insanı tamamen hayvani bir vahşete, tam bir zihinsel ve fiziksel sadeliğe (ilkel bir uyuşukluğa) doğru geriletir.” Karl Marx, Economic and Philosophic Manuscripts of 1844
Gösteriş budalalığı gösterecek bir şeyi olmadığı içindir. Lüks tüketim zenginlikten değil yoksunluktan yapılır. Ünlü olmanın sebebi iyi bilinmek değil, bilinmemektir. Bilgi çağı da bu yüzden bir tür cehalet çağıdır. Çünkü bedeni ve dünyayı geliştirip karakterimizi geliştirmediğimiz sürece dünyayı algılayan karakterimiz olduğu için beyhude uğraşmış oluruz. Nerede bir kolay şöhret veya mirasyedi varsa işkence çekmektedir. Dünyada bir şeylere sahip olmak değil uğraşıp kazanmak önemlidir. Bir müziğin son notasını, bir filmin son dakikasını hedeflemediğimiz gibi sonucu edinmek anlamsızdır. Dünyanın en güzel hikayesine cebimizde taşımak önemli değildir, onu anlayacak bir zihne sahip olmak, sürecin tamamına nail olmak önemlidir. Bilgi çağında önermesel bilginin de önemi yoktur. Bilgiyi karaktere emanet ettiğimiz için, bilen özne bilgiyi kullanacağı için “iyi insan” olmak daha önemlidir. Bir bilgisayar oyununa başlarken her şeyi bir komutla anında tamamlayıp oyunu bitirmek istemeyiz, yaşamak maddi varlıkların ötesinde bir zihinsel aktivitedir.
“Yanlış adam doğru araçları kullanırsa, doğru araçlar yanlış şekilde çalışır.” Altın Çiçeğin Sırrı, Routledge, s.69.
Her şeyin bedelini ödüyor gibiyiz. Rahatlık çağında can sıkıntısı, bolluk çağında statü kavgası, bilgi çağında önemli bilginin kaybı… 2008’e kadar olan tüm enformasyonu artık iki günde bir üretiyoruz. Ancak veri yığını, hikmet doğurmaz. Her şeyin bir dönüşüm içinde aktığını, varlığın bir denklik barındırdığını, her eylemimizin bir yankı yarattığını görmek için sessizliğe ihtiyaç var, enformasyon tufanının bize hiç vermediği türden bir sessizliğe. Oyalanmanın en sofistike biçimiyle karşı karşıyayız: Akıllı görünen bir uyuşukluk.
“Bilmediğini bilmek, bilginin başlangıcıdır.”
“Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.” — Sokrates, Apologia
Bilgi çağının aslında oyalayıcı bilgi çağı olduğunu söyleyebiliriz. Oyalanma ve eğlence çağı da olabilir. Erdemli olmanın bilgisini ise sıkıntı çekmeyenler fark etmeyecektir. Durup tartışmaya zaman ayıramadığımız bir yoğun oyalanma içindeyiz. bu devirde diyalektik, içe bakış, analiz gittikçe zorlaşıyor. Çözüm olarak yakın çevrenize teknoloji yasağı koyarak tartışma seansları düzenlemek düşünülebilir. Kimse yoksa yapay zeka ile sohbet etmek alternatif olabilir. Önemli olanın bilgisi önermesel değildir, sonu gelmeyen bir doğurma, amansız bir analiz sürecidir. Tartışmanın devam ettiği, samimi ve dürüst konuşmalarla yaklaşılan bir limit gibidir. Kendiniz ve çevreniz için askıda bırakmaya, bilmemeye, etiketlere saplanmamaya alıştığınız bir süreçtir. Önemli olanın bilgisi herhangi bir yerden değil içinizden gelen bir dönüşümdür. Dürüst, samimi ve net konuşmaya olan yatkınlık ile karakterize edilir.
“Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.” — Seneca