Felsefi Bir Gün 8- İnsanlık: yeni bir yapı

D: Bilim nasıl din gibi olabilir ki! İstediğin kadar istismar et, sorgulamaya açık bir alan.

M: Tek çözüm bilim diyorsun ya, işte bu katılık sorgulanmamasına yol açan bir iman oluşturuyor.

D: Ne yapalım? Çözüm yok mu diyelim senin gibi?

M: Çözüm yok, bir kere onu kenara bırakalım. Çözdüğünü sanma yanılgısı var. Görmüyor musunuz? Her şey değişip dönüşürken çözüm ve çözüm algımız nasıl sabit kalabilir? Hepimiz her gün çürüyoruz, kavramlar çürümüyor mu?

Y: Maşallah doğru yola geliyorsun.

M: Herkes kendisini doğrulayan argümanları seçip kendisini çürütenleri göz ardı ediyor. Teyitleme önyargısı hayatımızı sarmışken doğruyu aradığını sanmak bile boşuna.

Y: Beni destekleyen şeyler söyledin. Bu alemde geçiciyiz. Aslolan öbür alem. Bir yerden geliyor olmalıyız.

D: Bilim olmayınca bunlara meydan açılıyor görmüyor musun?

M: Onlar siz varsınız diye var. Aynı dünyanın meyveleriyiz.

D: Söylesene yobaz, neler var öbür dünyada?

Y: Söyleyeyim asıl yobaz. Sen her şeyin bir nedeni var, açıklamaya çalışalım demiyor musun? Ben işte en baştaki nedene öbür dünya diyorum. Ayrıca her şeyin sonunda ulaşacağı yere de.

D: Açıklama diyorum, sen açıklamayı yok ediyorsun.

M: Ontolojik argüman, kitleler için güçlü ama dil felsefesinin karşısında duramaz.

Y: Felsefi akımlar gelip geçicidir, dinimiz kaç felsefenin geçişini görmüştür.

M: Asıl felsefe kaç dinin geçişini gördü.

Y: İbrahim’den beri İslam tektir.

M: Sen öyle san. Şu an bile inandığınızı sandığınız şeye inanmıyorsunuz..

Y: Sen din bezirganı mısın, nereden bileceksiniz?

M: Söylem önemli değil, davranışa baktığında putperestlik hakim. Beni konuşturma.

Y: Konuşsana ne olur.

M: Çoğu insan Allah’a inandığını söyleyip eski putlara inanıyor. Örneğin para için akrabasını, statü için namusunu, bedensel hazlar için sağlığını feda ediyor. Beğeni için ahlakı feda ediyoruz toplum olarak. Hikmete ve rabbine değil estetik tanrısına tapıyor. Logolar, renkler, ünlüler İbrahim’in kıramayacağı büyüklükte.

D: Doğru söze ne denir, adamın gol diyor yobaz.

Y: Laf kalabalığı bunlar. Din yokken ne vardı bu topraklarda?

M: Evet dinin medeniyet tarihi için önemi çok büyük. Özellikle İslam olmasa Türkler olarak nerelerde olurduk bilemiyorum.

Y: Nedir o zaman bu tantana?

M: Ancak geçmişte işe yaradı diye geleceğe zorlamanın lüzumu yok.

Y: İnsan aynı insan değil mi neden geleceğe taşımıyoruz?

M: İnsan aynı değil, ama çoğunlukla benzer. Ne var ki din aynı din değil. Kavramlar da insanlar gibi çürür. Bu yüzden tarihte hep farklı ideolojiler, dinler, tarikatler olmuştur.

Y: Din mi değiştirelim? Sen sosyolojiyi benden iyi biliyor olmalısın.

M: Hayır, onu kast etmiyorum. Ancak olaylar arasında bağlantılar var. İnançsızlık ve din dışı ahlak çabaları boşuna değil.

Y: Bunun kabahatlisi din mi?

M: Din ve ideal değerler kabahatli olamaz. Kabahatli yok. Dil böyle bir alet. Malesef bakım gerektiriyor, ancak bakımlarını hiç yapmıyoruz. Bir makine gibi düşünelim. Çalışmıyor ama çalıştı sanıyoruz. Tehlike burada işte.

D: Suyun kaynama noktası çalışıyor, buna ne diyeceksin? Matematik üç bin yıldır aynı.

M: Onlar farklı bir dil kullanımı. Önermesel, apodiktik yapılar insanın henüz stabilize olmamış yapıları ile kıyaslanamaz. Evrenin geçmişinde ne olduğu değil, yeni bir yapı olan insanlığa ne olacağı mesele. Bilim dili mümkün olduğunca daraltıyor. “Yüz derecede kaynar.” Bu cümlenin içinde sevgi yok, adalet yok, kimlik yok, niyet yok. Kavramların yükünü azaltarak konuşuyor.

Y: Yani bilim konuşunca dil bozulmuyor, biz konuşunca mı bozuluyor?

M: Bilim de bozuluyor; ama daha geç. Çünkü sürekli deneyle kelimelerini denetliyor. “Kütle”, “enerji”, “hız” gibi kavramlar rastgele kullanılmıyor.

D: Demek ki çözüm bilimsel yöntemi her yere yaymak.

M: Tam olarak değil. Bilim kavramlarını daraltarak başarıyor. İnsan ise kavramlarını genişleterek yaşıyor. “Özgürlük”, “ahlak”, “vatan”, “onur”… Bunların laboratuvarı yok.

D: O zaman onları da tanımlarını sıkılaştırarak konuşalım.

M: Deniyoruz zaten. Felsefenin büyük kısmı bu çaba. Fakat tanım yaptığın anda başka bir kelimeye ihtiyaç duyuyorsun. O kelimeyi açıklamak için de bir başkasına. Dil kendi üzerine katlanan bir merdiven gibi.

Y: Siz yine işi zorlaştırdınız. İnsanlar günlük hayatta böyle konuşmuyor.

M: Konuşmuyorlar. Bu yüzden aynı kelimeyle kavga ediyorlar. “Adalet” diyor ikisi de; biri intikamı, diğeri eşitliği kastediyor.

D: Matematikte böyle bir sorun yok.

M: Çünkü matematik, anlamı mümkün olduğunca sembollere kilitliyor. “2+2=4” derken “4”ü bugün başka, yarın başka anlamda kullanamazsın.

D: Öyleyse insan bilimleri de matematikleşmeli.

M: Keşke mesele yalnızca hesap olsaydı. Sayılar değişmiyor; insanlar ise konuştukça birbirlerini değiştiriyor. Matematik nesnesini tarif eder, dil ise bazen nesnesini üretir.

Y: Nasıl yani?

M: Bir çocuğa yıllarca “tembelsin” de. Bir süre sonra sadece bir kelime söylemiş olmazsın; bir insan inşa etmiş olursun.

D: Yani dil bazı alanlarda ölçüm aracı değil, üretim aracı diyorsun.

M: Evet. İşte bu yüzden bilimin diliyle insanın dili aynı makine değildir. Birinin kalibrasyonu cetvelle yapılır, diğerinin ise kültürle, eğitimle ve eleştiriyle. Biz ikinci makinenin bakımını ihmal ediyoruz.

D: Yine felsefenin zorunlu olması gerektiğine getirdin.

Y: Bence dine geldi konu. İnsan sadece bir vizyonla inşa edilir.

M: İkisi de değil, ama din gibi toplum kurguları işe yaramıyor da değil.

Y: Sen demedin mi, insanlık henüz stabilize olmadı, yeni bir yapı diye.

M: Evet, benzetme yaptım, sanki henüz kurgulanıyor gibi.

Y: Stabilize olması için başka bir yol bulabiliyor musun?

M: Tek tip olması anlamında değil, ancak öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yapı olması işimize yarayabilir.

D: Bırakın arkadaşlar ideal insan saçmalığını. Felsefe neyin konuşulabileceğinin sınırlarını çizmiştir. Bilimsel olmayan bu tür söylemlerin kamusal alanda yeri yok. Gidin rüyanızda görün onları.

M: Sen de haklı olabilirsin. Ancak insanı nasıl inşa edeceğiz?

D: İnşa etmeyeceksin, doğru bilgiyi arz ettikten sonra şekillenecek.

Leave a Reply