…
D: Dinden bahsederim tabi. Bu emektar yapı toplumun temellerini kurup diğer tüm bilgi sistemleri gibi eskimiş ve milletin ağzında sakız olmuş. Ediplerin ve ruhban sınıfının dili istismar etmesinin bir örneğini teşkil etmiş. İbret olarak ve cevaplanamayan sorularda basit boşluk doldurucular üreterek halen hizmet ediyor. Çok yaşa din, ama kendi alanında.
Y: Biraz önce demedik mi herkes bazı alanlarda çocuktur diye. Felsefe profesyonel olmayanlar için kullanışlı değil mi?
D: Tıp profesyoneli olmadan nasıl tedavi olmak istiyorsan felsefe profesyoneli olmadan da aklını kullanma tedavisi almalısın. Aklını kullanmak ise dil kullanımı ile pararlel gerçekleşen bilişsel bir çalışkanlık diyebiliriz. Tamamen dil değil, çünkü dilin neyin içinde olduğunu; yani üst adını bilmiyoruz.
Y: Dil Hz. Adem’e Allah tarafından öğretildi.
D: Bırak şimdi, bilmediğin şeyleri biliyormuş gibi söyleme. Öğretilmiş de bari.
Y: Hayır önermesel kipte söylememin sebebi dilin kökenine herkesin ihtiyacı yok demek. Yani işin içinde ilahi bir şeyler var ve biz bunu insan dilinde özne, nesne, yüklem sıralamasında- bu şekilde- telaffuz ediyoruz.
D: İlahi olan doğal olmak zorundadır, ilahi olanı göremiyorsak doğal olanı görelim. Yani bile bile cehalete başvurmayalım. Bilinenleri konuşalım.
Y: Ben bunu biliyorum.
D: Hayır sen buna inanıyorsun, açıklayamadığın ve doğruluğu kontrol edilemeyecek iddiaları görüş bile yapamazsın, inanç olur ki inanmak da kanıta ihtiyaç duymadan güvenmektir.
Y: İnanç olmayan ne var o zaman? Hangi iddiayı kesinlikle temellendirebilirsin?
D: Evet, iyi bir yere parmak bastın. Her iddiada inanç, yani kanıt olmadan güven vardır. Lakin neden kanıtlamayı ve dolayısıyla da güvenilirliği artırmıyoruz?
Y: Herkes bazı konularda daha çok inanmak, yani uzmanı olmadığı konuları gözardı edip hazır cevaplarla boşlukları doldurmak zorundadır.
D: Yahu en azından aramızda öyle olmasın, mümkün mertebe gelişsin diyoruz. Özellikle de insan olmakla ilgili yeteneklerde.
Y: Biraz acelecisin sanki, hayatı kendi hayatın kadarmış gibi algılıyorsun. Biraz da torunlarına bırak.
D: “Yoldaş, ‘inanç’ dediğin şey ideolojik bir üst yapı inşasıdır ve egemen sınıfın epistemik benliği yönetme biçimidir. ‘Torunlara bırak’ lafı ise sınıf mücadelesini erteleme söylemidir. Tarihin her döneminde böyle söylendi, değişim hep bir sonraki nesle havale edildi. Kanıtı artır, eleştiriyi kurumsallaştır, yanlışlamaya izin ver; gerisini toruna değil yapıya bırak.
Y: Bırakılacak en değerli şey edeptir, yapı değil. Kaldı ki ‘insan olmakla ilgili yetenekler’ dediğin şey: sabır, şükür, ihsan… bunları hangi laboratuvarda kanıtlayacaksın?
M: Ben şu ana kadarki ortaklığı vurgulamayı tercih ediyorum. Ne her şeyi bilebiliriz, ne de hiçbir şey yapmadan oturabiliriz. Yeterince bilmediğimiz konusunda bir ortaklığınız var. Bilmeme yönteminde uzlaşamıyorsunuz. Biriniz kaderi, diğeriniz iradeyi savunuyor; hayat ikisini de dinlemiyor ve kimse haklı değil, ancak herkesin hakkı var. Zor olanı başarıp kolay olanda takılan insanoğlu gibiyiz. Müthiş bir aygıtın kifayetsiz kaldığı bir durumda afallamış gibiyiz. Sanırım dil aygıtının daha iyi anlaşılmasını sağlamaya uğraşmalıyız….