ABD krizi güç kaybı mı gücün sıradanlaşması mı?

En keyifli müzik bile bir süre sonra sıradanlaşır. En lezzetli yemeği yalnızca doyana kadar yeriz; sonra arzu kaybolur. Gezmek istediğimiz şehirler, bir süre orada yaşayınca sıkıcı hâle gelir; sıkıldığımız için terk ettiğimiz şehirler ise başkaları için cazibe merkezidir. Hedonik adaptasyon, başlangıçtaki duygusal tepkilerin zamanla azalması ve bireyin neredeyse eski temel mutluluk ve tatmin düzeyine geri dönme eğilimidir. Mükemmel düzenimizi hazzı hissedebilmek için bu yüzden bozarız. Şekil- zemin ilişkisi olması için hayatımızda yoksunluklar olmalıdır.

ABD de kendi zirvesinden bu yüzden inmektedir. Tıpkı yeni dağlara tırmanmak için keskin bir yamaca kendini atan dağcı gibi.

ABD için dünya liderliği yaklaşık yetmiş yıldır miras hâlindedir. Yeni hükümetler, bu mirasın ne anlama geldiğini bilmeyen şımarık mirasyediler gibi davranmaktadır. 1990’da Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte büyük bir tehdit de ortadan kalktı. Tehdit kalmayınca, zengin çocukların haz elde etmek için bedenlerine tehlike enjekte etmesi gibi, sistem de kendine risk üretmeye başladı. 11 Eylül 2001 gibi olaylar —nasıl yorumlanırsa yorumlansın— bir süreliğine heyecan ve birlik hissi yarattı. ABD, kendi toprağında saldırı varmış algısıyla kısa vadeli bir anlam üretti. Ancak bu da tükenince, bu kez ülke kendi kimliğiyle uğraşmaya başladı.

ABD bir göçmen ülkesidir; “Yeni Dünya” fikriyle büyümüştür. Eski dünyanın sıkışmışlığını yeni bir anlayışla aşacağını iddia etti. Herkesin özgür olabileceği, insanlığın köhne kurumlarına karşı yeni bir kimlik doğacağı söylendi. Ancak her insan gibi, rahatı görünce ülke de bozuldu. Önce uzun vadeli vizyon gerektiren uzay araştırmaları ihmal edildi, ardından diplomasi geri plana itildi. Yüz yıllık diplomasi geleneği, yerini kolaycılığa bıraktı. Kolaya kaçmanın en hızlı yolu ise askerî operasyonlardır; bu, aslında çocukça bir tepkidir.

Burada hedonik adaptasyon tekrar devreye girer.

Çocuklar faydasız oyunları saatlerce oynar, faydalı derslerden kaçar; çünkü oyunun sonucunu hemen görürler, dersin sonucunu ise yıllar sonra. Çocuklarda olmayan bu ileri görüşlülük, çocuklaşmış hükümetlerde de yoktur. ABD’nin mirasyedi hükümetleri, gümrük vergileri, vizeler ve ani yaptırımlarla sorunları çözdüklerini sanır; oysa bu refleksler uzun vadeli problemler üretir. Bu, bireysel hayatta da sık görülen bir durumdur: Kişinin kendi önüne çıkması. Çünkü çözülecek problem kalmazsa, yaşamanın da anlamı kalmaz.

ABD, başkası problem yaratmadığı için kendi problemlerini yaratmaktadır. Bireyler de hedonik adaptasyon sonrasında yeniden duygu hissedebilmek için kusursuz düzenlerini bozarlar. Anlam üretmek için krize ihtiyaç duyarlar. Hatta bazen yok oluşa yönelirler; yalnızca var olduklarını hissedebilmek için.

ABD’nin krizi güç kaybı değil, gücün sıradanlaşmasıdır. Zirveye alışmış bir sistem, orada kalmanın değerini hissedemez. Hedonik adaptasyon, bireyleri olduğu gibi imparatorlukları da huzursuz eder. Ve huzursuzluk, çoğu zaman akıl değil hareket üretir.

ABD’nin mevcut durumu, Schopenhauer’in meşhur “hayat, acı ile sıkıntı arasında gidip gelen bir sarkaçtır” sözünün küresel bir provası gibidir. Soğuk Savaş’ın bitişiyle “acı” (dış tehdit) ortadan kalkınca, geriye katlanılması imkansız bir “sıkıntı” kaldı. Hedonik adaptasyonun en tehlikeli aşaması burasıdır: Birey veya devlet, huzurun getirdiği monotonluktan kurtulmak için kendi uzuvlarını kesmeye başlar.

ABD, artık yeni dünyalar keşfeden bir kâşif değil; babasından kalan sarayın duvarlarını, içindeki sessizlikten delirdiği için balyozla yıkan bir mirasyedidir. Gümrük vergileriyle örülen duvarlar ve vizelerle daraltılan dünyalar, aslında dışarıyı engellemek için değil, içerideki anlamsızlığa bir “mücadele” süsü vermek içindir. Uzay araştırmalarından vazgeçip askeri operasyonların ucuz hazzına kaçmak, zor bir romanı bitirmek yerine bilgisayar oyununda seviye atlamaya benzer; anlık bir dopamin sağlar ama ruhu beslemez.

Sonuç olarak; mükemmel düzen, insan doğası için bir hapishanedir. ABD de her doyuma ulaşmış organizma gibi, hissizleşen sinir uçlarını yeniden canlandırmak için kendi felaketini kurguluyor. Yok oluşa giden bu yol, aslında var olduğunu yeniden hissedebilmek için atılan son ve en trajik çığlıktır. Kendi önüne çıkan bu dev, düştüğünde sadece bir düzeni değil, o düzenin sağladığı tüm sahte hazları da beraberinde götürecek.

Leave a Reply