Güç- iktidar nedir Kaynağı ve Özellikleri

Paylaştıkça artar:

İktidar Nedir

Kaynağı ve özellikleri nelerdir? Sözcük genellikle siyasi kudreti temsil etmektedir. Aşağıda açıkladığımız gibi birçok eş sesli ve eş anlamlı kelimeler de bulunur. Burada inceleyeceğimiz: bireyler üzerinde, toplumsal düzeyde iş yapabilme hakkını temsil eden “güç” kavramıdır. Türkçede “iktidar” kelimesinin kullanılması nedeniyle böyle niteleyeceğiz. Kast edilen olgu, toplumsal hiyerarşide üst konumda yer alan, onu idare ve yönetme erkine sahip olan kurumsallaşmış güçtür.

Sözlükte

Güç- iktidar Nedir Kaynağı ve Özellikleri- Felsefe Yorum ve Bilgi Çin emperyalizmi karikatürKökenbilimsel sözlükte Güç: Eski Türkçe kǖç & kü- zorlamak, zor göstermek, güçlü kuvvetli olmak +Iş iktidār: Arapça.  إقتدار [kadir  msd.] kudretli olma, gücü yeter olma. Güncel Sözlükte Güç: 1. Fiziksel, düşünsel ya da ahlaksal bir etki yapabilme; bir etkiye direnebilme yeteneği, °kuvvet: Kas gücü. 2. Bir olaya yol açan her türlü devinim, °kuvvet, °takat  3. Sınırsız, mutlak nitelik: Tanrının gücü. 4. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik: Paranın gücü. Sivil toplum örgütlerinin gücü. 5. fizik. Birim zamanda yapılan iş: Güç, enerjinin iletim hızını ya da birim zamanda iletilen enerji miktarını ölçer. 6. Bir aygıtın, bir düzeneğin iş yapabilme niteliği: Motorun gücü. 7. Siyasal, ekonomik, askeri vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan her şey: Güçler dengesi.  8. Bir ulusun, bir ordunun vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askeri potansiyeli: İnsan gücü. 9. mec. Manevi güç. 10. coğr. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. 11. Bir toprağın verimlilik yeteneği  İktidar: 1. Bir işi yapabilme gücü, erk, °kudret. 2. Bir işi başarabilme yetki ve yeteneği. 3. Devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma yetkisi; bu yetkiyi elinde bulunduran kişi ve kuruluşlar: İktidar partisi, hükümet olabilir ancak iktidar olamayabilir.

İktidarın Oluşumu

İnsanları yönetebilme, yönlendirebilme gücü avcı- toplayıcı ilkel insanlardan beri çok değişmiştir. Milattan önce 10.000 dolaylarına kadar doğal düzen içerisinde savrulan insanlar, tarımı keşfederek gıdalar ile birlikte kendi kaderlerini de tayin yeteneği edindiler. Bu zamana dek doğal hayattaki gibi güçlü olanın grubu yönlendirdiği açıktır. Yani hayvanlar arasındaki hiyerarşinin aynısı insanlar arasında da bulunmaktadır. Ancak tarım etkinliklerinden sonra insani unsurların ortaya çıktığı söylenebilir.

Güç- iktidar Nedir Kaynağı ve Özellikleri- Felsefe Yorum ve BilgiBu dönemde güç, iktidar anlayışı çeşitlemeye uğramıştır. Bir grup insanı yönlendiren lider, tarım ile çoğalan nüfusun yönetiminde vasıf değiştirmiştir. Kontrol edecek insan ve bölge artınca iktidar da genişlemeye uğramıştır. Diğer kabileleri ve insanları da yönetebilecek kadar genişleyen topluluklar “devlet” şeklinde kurumsallaşmıştır. Büyük ölçekteki liderliğe ilk dönem devletleri diyebiliriz. Bu ilk devletler Asya’nın tarım devletleridir. Mezopotamya’dan Doğu Asya’ya dek yayılan tarım, uygun iklimlerde nüfus patlamasına yol açmıştır. Tek adamın yönetemeyeceği, ya da haklı görülemeyeceği aşamada yetki yayılmış ve devlet adlı yönetim kademesi olmuştur. bak.dmy.info/devlet-nedir/

Devletin atası kabile şefidir. İnsanın yönetilme ihtiyacı ve bunun gerekliliği konusu ayrı bir ihtisas gerektirir. Burada yalnızca Devlet ya da siyasi iktidarın özelliklerini irdeleyeceğiz. Başta, devlet yetkileri hükümdarın gücünün aktarımı şeklindedir. Uzun bir süre de iktidar, gücü elinde bulunduranın izniyle ve onun içindir. Daha sonra halk iktidarları, yani hükümdar ve çevresindekiler için değil, toplumun tümü için hareket eden iktidarlar kuruldu. İlk devletlerde açık ve seçik biçimde liderin bekası için bulunan devlet kurumu, daha sonra halk için var olduğunu iddia etmiştir. Günümüz devletleri toplum için var olduğunu ve herkes için ortak iyiye ulaşmak amacında olduğunu söyler.

İlk devletlerden modern çağa kadar “liderin devleti” var olmuştur. Devlet idare etme gücünü ve yetkisini tanrının hükümdara verdiğini öne sürer. Tanrının ve hükümdarın isteğiyle yönetim var olur. Devlette her şey önce tanrı, sonra hükümdar içindir. Bu zamanla gelişecek ve işin içine insanlar da katılacaktır. Tanrı- hükümdar ve ulus daha sonraki aşamadır. Devlet gücü önce tanrıya, sonra hükümdara, sonra da halka dayanmaya başlamıştır. Giderek yeryüzüne yaklaşan güç kaynağı modern zamanlarda tanrı ve hükümdarı elemiş, yalnızca halk- cumhur kaynaklı olmuştur.

Türklerden örnek vermek gerekirse: insanlar bir ülkü ya da ulus değil, kağanın etrafında toplanmaktaydı. Orhun Abideleri’nde aktarıldığı kadarıyla tanrı Bilge Kağan’ı hükümdar yapmıştır. Bilge de halkına sahip çıkmıştır. Daha sonra Karahanlılar gibi ilk düzenli devlet örneklerinde halkın da güç kaynağı olduğu görülebilir. Ulus, “kağan etrafındakiler” olmaktan çıkarak “insanların birliği” olmaya evrilmiştir. Kutadgu Bilig gibi eserler hükümdarın yetkilerini ve güç kaynağını halk yönünden yorumlamaya başlamıştır. Bu üçlü güç kaynağı Osmanlı’da da devam etmiştir. Sonrasında Türkiye Cumhuriyeti ile tanrı ve hükümdar iddiası ortadan kalkmıştır. Bugünkü devletlerin çoğu gücünü halktan alarak halk için yönettiğini iddia eder.

Kaynağı

Burada ilgi çeken devletin en baştaki kaynağıdır. İnsanlar üzeri bir iktidarın tek bir insana yönelik kullanıldığı görülmekteydi. Bugün anayasalarımızda halk için iktidar tanımı yapılsa da iktidarın- gücün odaklandığı ayrıcalıklı kesim hep mevcuttur. Bir “güç” söz konusu olduğundan onu kullanmak ve manipülasyon yapmak niyetiyle yaklaşanlar vardır. İlk zamanlarda tanrı, fiziksel güç, inançlar gibi birçok şeyi bahane eden ve tarımın gücünü kullanan kişiler; sonraları milliyetçilik, ulus, tanrı, din gibi birçok kavramı suiistimal etmişlerdir. Gücün kontrolü için hazır birileri her zaman vardır.

Bugün cumhuriyet- halk iktidarı kaynağını halktan alır. Halk için halkı idare etmek niyeti vardır. Ancak Halk iktidarında dahi tarihteki manipülatörler vardır. Yani halkın güvenini, gücünü kendisi için kullananlar insanlar bulunmaktadır. Toplum tanrıyı ve hükümdarı devletten çıkarmış ancak iktidarı kötüye kullananları bertaraf edememiştir. Bugünkü iktidar kaynağını halktan almakla birlikte iktidarını halk için kullanmaz. Gücü kontrol eden kötü niyetli kimseler halkın gücünü birkaç kişi uğruna kullanır. Devlet makamları da kendi bencillikleri ve kötü niyetlilerden aldıkları çıkarlar için buna ses çıkarmaz.

Siyaset- Politika- Devlet Felsefesi- Tarihi Düşünürleri Kısaca ÖzetiHalk iktidarı adlı cumhuriyet düzeni, perde arkasında tarihteki hilekarları barındırır. Devlet halktan aldığı güçle takas aracı olan “para”yı basar. Bunu bankaların hizmetine sunar. Bankalar da halk iktidarıyla edindikleri parayla halkı sömürürler. Önceleri tanrı ya da hükümdar talebi , insanları sömürmek için yeterliyken bugün sömürü “para” adı altında gizlice yürütülür. Basit bir örnekle durumu açıklayalım. Halk, halkın refaha ermesini, herkesin mutlu yaşamasını ister. Eşit ve mutlu bir yaşam sağlanması için oy verir. Halk iktidarının temsilcileri bunun için bazı makamlara getirilir. Ancak halk iktidarının aslında var olmadığı açıktır. Halk eşit ve mutlu bir yaşama erişmek yerine gittikçe fakirleşir. Zengin ve fakir arasındaki uçurum giderek artar. Halk için iktidarın aslında olmadığını halkın taleplerinin hiç gerçekleşmemesinden anlayabiliriz. bak.dmy.info/modern-ekonomi-tarihi/

Bugün, milli gelir ya da kişi başına düşen gelir miktarları gibi bazı kılıflar uydurularak halkın zenginleştiği öne sürülmektedir. Bir kere tüm dünyada bir sömürü düzeni vardır ve ekonomiler sürekli şişmektedir. Zenginleşme adıyla artan sayılar hiçbir zaman halkı yansıtmamıştır. Para ile ifade edilen hiçbir şey halkın gücünü gösteremez. Ancak insanların ve doğanın ne kadar sömürüldüğünü belirtilebilir. Halkın gücü halkın isteğinin ne kadar geçekleştiği ile ölçülmelidir. Yani eşitlik ve barış gibi toplumsal istekler asıl güçlerdir. Bugün halk iktidarlarını kendileri için kullanan zenginler ve kötü niyetli politikacılar dünyayı ve insanları sömürüp tüketmişlerdir. Toplum kendisini yönettiğini sanırken yönetim mekanizmaları ayrıcalıklı kesim tarafından kendilerine yönelik düzenlenmiş ve insanlar da uyutulmuştur.

Doğanın ve insanların kaybedilmesi an meselesidir. Sömürü düzeninin mantıksız ve saçma anlayışı kendini de yok edecektir. Halk hala kendini yönettiğini sanmaktadır. İlk devletlerden beri bir kesime hapsolmuş iktidar, halen halka geçememiştir. Kapitaller ve politikacılar bertaraf edilip halk iktidarı gerçekten sağlanmalıdır. Paranın değil yardımlaşma ve mutluluğun söz konusu olduğu bir yaşam mümkündür. Gücünü Allah’a, halka veya paraya dayandıran iktidarlar tarihte çok kez görülmüştü. Bunlara kanmayalım yeter. Daha çok para değil, daha eşit ve daha mutlu bir yaşam dileyelim yeter.bak. dmy.info/insanligin-gelecegi/

Kuvvetsiz adalet iktidarsızdır, adaletsiz kuvvet zorbadır. Pascal.

Yukarıda verilen açıklamadan devletin temelinin,hükümetin nihai hedefinin ne korkutarak yönetmek, sınırlamak ne de tam boyun eğdirmek değil, tam tersine olası en güvenlikte yaşayabilmesi için her insanı korkudan azat etmek, başka bir deyişle doğal hakkı olan kendisine ve diğerlerine zarar vermeksizin var olma ve çalışma hakkını güçlendirmek olduğu açıkça anlaşılır. SPINOZA, Theological-Political Treatise, chapter XX 1.

Adalet devletin orta direğidir; çünkü siyasal topluluğun temeli hak’tır ve hak neyin adaletli olduğuna karar vermenin ayracıdır. Aristoteles, Politika, çev. Mete Tunçay,Remzi Kitebevi, İstanbul, 2002, s.10

Devletlerin birbirleriyle münasebetlerinde akla uygun tek yol, tek tek insanlar gibi, vahşi ve başıboş hürriyetlerinden vazgeçerek umumi kanununların müeyyidesi altına girmek ve daima gelişerek sonunda bütün dünya milletlerini kucaklayacak bir milletler devleti (civitas gentium) kurmaktır.Kant

Eğitimin bir insan hakkı olduğu savının iki sonucu vardır. Birincisi: haktan vazgeçilmesi düşünülemez. Dolayısıyla, kişilerin “Ben eğitilmek istemiyorum” demesi söz konusu olamaz. İkincisi: siyasal birlik, yani devlet, tüm bireylerinin eğitim hakkından yararlanmasını sağlamalıdır. Bireyler için hak olan şey, devlet için görevdir.”  Ömer Naci Soykan, “Özgür Eğitim”, Küreselleşeme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu Sempozyum konuşması 2009 s.29

Şiddet araçlarının teknik gelişimi artık öyle bir noktaya geldi ki, hiçbir siyasal amaç, insan aklının sınırları içinde, bu araçların yıkıcı potansiyeline denk değildir; ne de silahlı çatışmalarda bu araçların fiilen kullanımını haklı kılabilir. Hannah Arendt, Şiddet Üzerine Çev: Bülent Peker, İletişim Yay. Istanbul, 1997 s.9

Yorum Yapın