Bilimsel Kanıt

bilimsel kanıt

Bilimsel Kanıt Nedir

Bilimsel devrimlerin birer paradigma değişimi olabileceğini irdelemiştik. Buna göre evrensel olduğu sanılan bilgiler birer değerler dizisiydi. Değerler de zamana ve mekana göre değişmekteydi. Ancak bu halde doğa yasaları akla gelmektedir. Kanıtlanmış bilgi nasıl değişebilir? Kanıtlar değişken olabilir mi? Bu değerlerin dayandığı temeller nereden gelmektedir? Bilimsel bilginin, ya da herhangi bir değerin kanıtları nasıl oluşmaktadır? Bunları sorgulamak gerekir.

İnsanlar uzun bir süredir Güneş’in Dünya etrafında döndüğünü sanmaktaydı. Geçtiğimiz yüzyıla dek insanların çoğu buna inanmaktaydı. Halen böyle bir inanç vardır. Çünkü dünyadan bakıldığında gerçekten de, Güneş Dünya etrafında döner. Gezegenin dışına çıkıp bakmadıkça aksini iddia etmek mümkün değildir. Bilim insanlarının bize verdiği bilgilere güvenirsek, böyle olmadığını söyleyebiliriz. Ancak bu da dolaylı bir kanıttır. Biz onlara dayanırız, onlar da araç ve gereçlerine güvenir. Sonuçta kanıtlar her zaman dolaylı bir hal alır. İnsan gözü dahi dolaylı bir araçtır. Duyuların yanıltıcı olması, görüşlerin göreliliği öteden beri felsefi bir sorundur. Binlerce yıldır güneşi etrafımızda döndüren gözlerimiz bugün kesin gerçeği görebilir mi?

Aksini iddia ederek evrensel kanunlar düzenlenmiştir. Kesin olarak bilinen olgular olduğu söylenmektedir. Hepsi kanıtlara dayanan bilimsel verilerden şüphe etmek olanaksız hale gelmiştir. Ta ki bir zamanların kesinliklerinin artık hurafe olduğunu hatırlayana dek. Doğa filozoflarınca başlatılan bu şüphecilik, bilimlerin ihtisas alanları olması ile sonuçlanmış, bilimler ve şahıslar kendi aralarında şüpheye düşmüşlerdir. Sonunda, yine filozoflarca, kesin bilginin imkanı sonsuz bir şüpheye düşürülmüştür. Paradigma yaklaşımı da, kalıcı bir şüphecilik getiren felsefi sorgulamanın adıdır. Filozoflar bilim felsefesinde kısaca: insan kendisi için dahi doğruya sahip değilken, evrensel olanı nasıl belirleyebilir? diye sormuştur.

bilimsel kanıtKanıt: bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman olarak tanımlanmıştır. Felsefede: tanıtlamanın temeli, bir tanıtlamanın dayandığı önerme; bir anlatımın doğru ya da yanlışlığının temelini ortaya koymada dayanılan önermedir. Bilimsel kanıt ise bilimsel yöntemlerle elde edilmiş gözlem ve deneye dayanan bilgidir.

Newton kanunlarını kanıtlamak mümkündür. Bilimsel kanıtları vardır. Bir maddeyi yukarıdan aşağı bıraktınız mı hareket yasalarını kanıtlayabiliriz. Ancak bunun evrensel olma iddiasını savunmak mümkün değildir. Görelilik teorisini işe karıştırmadan, dilin göreliliği ile bunu anlayabiliriz. Herhangi bir ismin geçerliliği o ismi bilenlerce oluşturulur. Bir insanın adını düşünelim. Adı veren ya da adın sahibi dışında bir evrenselliğe sahip değildir. İsme sahip olanca anlamlandırılır. Evrensel bir Ahmet yoktur. Hayattaki diğer isimler, tanımlar, duyumlar da böyledir. Özneldir. Ve de pek insancadır.

İnsanın yaşantısında evrensel iddialarımızın o kadar da evrensel olmadığını görebiliriz. Tüm belirlemeler insanlar gibidir. Dışarıdan ne kadar bakılırsa bakılsın ancak göreli tanımlara ulaşılır. Kişiliği tamamen veriye dökmek imkansızdır. Kişilik özelliklerini kanıtlamak ise bilimsel kanıta örnektir. Kişi kendisini tam olarak betimleyemez, dışarıdan bakanlar ne kadar ölçebilir? Peki insanı, kişiliği ve isimleri dahi anlamıyorken evreni anladığını iddia etmek ne kadar mantıklıdır?

Tüm bunlar anlam arayışı için çıktığımız yolda, anlamın imkanına dair ipuçları vermektedir. Evrensel yasalar yoktur, evrensel hiçbir şey yoktur. En azından insanca algılarımızla evrensel olanı belirlememiz olanaklı görünmemektedir. Hayatın kesin bir anlamını aramanın olanağını betimledik. Bilimsel kanıtları, kesin anlamla mukayeseli inceledik. Anlam arayışındaki anlamın dayanağı bilimsel kanıtlar gibidir. İşlerin görülmesi için geçici olarak vardır. Ancak asla evrensel değildir. Evrensel, kesin, doğru gibi tanımlar bizim insanca ürünlerimizdir.

Bir Yanıt

  1. Tamer akkaya 23 Ekim 2014

Yorum Yapın