Dünyanın Bu Tarafı

dünyanın bu tarafıBütünlük içinde yaşamak ve işbirliğini fark etmek üzere çıktığımız yolculukta genel bir görüş için on iki yazı yazdık. Şimdi yakın çevremizi ve özellikle ülkemizi örnekleyelim. Yeryüzünün köprüsünde insanlığı görmeye çalışalım. İnsani bağı ve köprü kurmayı dünyanın ortasında değerlendirelim. Bütünü fark edelim ve artık sakin olalım. Bunu dünyanın bu tarafından, yani yakından başlatalım. Bakalım hayat içinde bulunduğumuz bedenden nasıl görünüyor.

Kendi başımıza insan değiliz. Kendi başımıza var bile sayılmayız. Her zaman bir parçayız ve büyük ölçekte parçamızın esamesini okuyamıyoruz. Bu ortamda bizi davranışlara sevk eden büyük ölçüde çevremizdir. Davranışları anlamada çevre önemlidir, hayatı anlamada ise asıl çevreye bakılmalıdır. Hatta mümkünse kendimizin dışından bakmak, bakamıyorsak baktırmak ve eleştirmek hayati önemdedir. Bireyin eleştirisini yapmıştık. Toplumsal grupların insanlık açısından en etkin olanı diyebileceğimiz “millet” ise geneli görmede bir örnek teşkil edecektir.

Milletin kesin bir sınırını vermek zordur. Biz kendi varsayımımızı açıklayarak çerçeveyi netleştirelim. Millet aynı kültürden beslenen ve çoğunlukla ülkelerden müteşekkil bir sınırlamadır. Milletin tarihteki tanımları olan kan ve din bağı ile ülkü birliği gibi ifadeler çağdaş zamanlarda modasını kaybetmektedir. Siyasi sınırların milletleri teşkil etmesi söz konusu iken küreselleşen dünyada bu dahi ortadan kalkmaktadır. Millet bir üstünlük vasıtası değildir. Aynı tavada kavrulan veya aynı hamurla yoğrulan kültür birliği olabilir. Edebi bir söylemle dünyanın ve insanlığın bu tarafı olduğunu söyleyebiliriz.

Gözlemlerim bu ülkede, baktığımda bu çevreyi görüyorum. Buraya Türkiye deniyor, buradan beslenen bireyler ise Türk olarak biliniyor. Etnik kökenlerin ve taraftarlığın küçük oyunlar olduğunu biliyorum. Aynı kültürün insanlarını adlandırmak zorundayım. Bu yüzden kendini ne şekilde tanımlarsa tanımlasın aynı kaynaktan beslenen ve diğerlerine göre birbirini en çok anlayabilen şeklinde Türk’ü kullanıyorum. Çalışmamızın geri kalanında Türk ifadesinin ırkçılık olarak algılanmamasını ve aynı kültürün parçası olduğumuz için bu isimlendirmeden kaçınılmamasını rica ediyorum.

Burada hem ayrımcılara hem de ayrılıkçılara ufak bir öneride bulunmak istiyorum. Millet de dahil hiçbir sınır üstünlük getirmez, ancak tam tersi olan inkarcılık da zarar verir. Benzer bir kültürden besleniyoruz, çözümlerimiz ortak olabilir. Eğer kendimizi kandırma yolunu seçersek toplum halinde varlığımız tehdit altına girer. Kendini geliştirmede en büyük engel kendini kandırmaktır. Kendini kandırmak yalanlar içinde bocalamak ve sürekli kaybetmektir. Kendini kandırmayan ise her şeyi yapmaya muktedir olacaktır.

köprü toplumsal sorunların çözümü

Köprü dizisinin on üçüncü yazısıdır. 14- Osmanlı Örneğiyle Hukukun Önemi

Dünyanın bu tarafından anlatıyorum. Çevremle öncelikle buradan bağlıyım. Bunu reddedemem. Bunu diğerlerinden üstün de kılamam. Bu sadece bir yer tutma meselesidir. Bir rengi taşımaktan başka bir anlamı yoktur ve aynı rengi taşıyanlar ortak bir çözüm üretmek için aynı isimle anılabilir.

Türk müsün Kürt mü diye sordular, “ötekiyim” diye yanıtladı.

Yorum Yapın