Ziya Gökalp Fikirleri Felsefesi

Hayatı

Ziya Gökalp Fikirleri FelsefesiZiya Gökalp (1876, Diyarbakır- 1924, İstanbul) asıl adı Mehmet Ziya’dır.  Babası Diyarbakır’da memurluk ve yazarlık yapan Tevfik Efendi idi. Dindar çevrede büyüdü. Felsefe ile tanıştı ve dönemin karışık düşünceleri onu bunalıma sürükledi. İntihar etti ancak ölmedi. Abdullah Cevdet aracılığıyla Genç Türklerle tanıştı. Veterinerlik öğrenimi gördü. İttihat ve Terakki’ye girse de sonradan teşkilattan uzaklaştı. Diyarbakır’a döndü. Küçük memuriyetlerde bulundu. 1909 yılında sahibi olduğu Peyman Gazetesi’nde yazdıkları dikkat çekti. Osmanlı toplumunun farklı özelliklerini belirlemeye çalıştı. Toplumbilimle(sosyoloji) ilgilendi. Osmanlı toplumundaki sorunların toplumbilimle giderileceğini düşündü. 1918’de İttihatçıların ileri gelenleriyle birlikte Malta’ya Sürüldü. Geri döndüğünde, Diyarbakır’a giderek Küçük Mecmua’yı yayımladı. Ankara’ya çağrıldı. Bakanlığa bağlı çeviri heyeti başkanlığını yaptı. 1924’te vefat etti.

Ziya Gökalp Düşünceleri

İkinci Meşrutiyet öncesinde Diyarbakır’da yaşayan Ziya Gökalp düşünce akımlarından Osmanlıcılığa mensuptur. Meşrutiyet ilanından sonra Selanik’e gider ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin etkinliklerine katılır. Bu dönemde ülkenin kurtuluşunu Türkçülükte görür. İttihat ve Terakki merkezini İstanbul’a taşıyınca o da gelir. Darülfünun’da sosyoloji dersleri verir. Mütarekeden sonra Malta’ya sürülür. 1921’de ülkeye döndüğünde parçalanan imparatorluk ve harap bir memleket görür. Turan ve Türk birliği hayalleri yerine misak-ı milli sınırları içindeki milli devlete odaklanmaya karar verir. Gökalp’e göre toplum benliğini koruyarak batı medeniyetine girmelidir.

Ona göre Osmanlılar bünyelerindeki “ırk” olgusunu silmişti. Onlara Türk denemezdi. Birçok milleti sentezleyerek Amerika benzeri bir topluluk kurmuşlardı. İlk dönemlerinde ilerlemeci- yenilikçi bir Osmanlıcı iken giderek Türkçülük görüşünü benimser. Arapça, Farsça, Fransızca bilmektedir.1909’da İttihat ve Terakki Kongresi’nde Diyarbakır temsilcisi oldu. Genç Kalemler dergisinde yazdı. Ömer Seyfettin ve arkadaşlarıyla yabancı dil unsurlarının atılmasını, yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılmasını savundular. Türkçe çabaları Gökalp’i Türkçülük akımına hazırladı. Genç Kalemler dergisindeki ilk yazısı “Bugünkü Felsefe”de düşüncenin temeli olan ideaları açıkladı. Ona göre fikir ve değerler toplum yaşamına yön veriyordu. Felsefe hayattaki eğilimleri belirlemeli ve insanın değerlerini ortaya koymalıydı.

İkinci Meşrutiyet ile siyasal bir devrim yapıldığını ancak bunun yeterli olmadığını düşünür. Toplum devrimi de yapılmalıdır. Ekonomi, hukuk, ahlak, sanat, siyaset, aile konularında kökten değişimler ve yeni idealler gerekmekteydi. Atılımlar insanların henüz belirlenmemiş ideallerinin saptanmasıyla gerçekleştirilmeliydi. Bu gereklilikleri barındıran “Yeni Hayat” düşüncesi o ve ardıllarının incelemeleriyle şekillenen bir sistem oluverdi. İşe yaramaz kurumlar belirlenmeli ve icabına bakılmalıydı. Hangi kurumun işe yaradığı nasıl belirlenecekti? Gökalp buna gayet felsefi bir cevap verdi. Akla uygunluk ya da fayda bir ölçüt olamazdı. Çünkü toplum akıl ve fayda ile hareket etmiyordu. Toplumu güdüleyen “değer ve idealler”di.Toplumun istek ve yönelimlerini belirlemek gerekti.

Toplum önderleri ve sanatçılar halkın bilinçsiz arayışlarını sistemli ideallere dönüştürmeliydi. Yalnız ümmetin istekleri değil ulusun istekleri önemliydi. İslamcılar ya da batıcılar ulusal kültürü ihmal eder, din ve batı bilimi ulusun bir parçası olmalıydı. Alfred Fouillee, Gabriel Tarde ve Emile Durkheim’ın sosyoloji fikirlerinden etkilendi.Henri Bergson ve Emil Durkheim’ın görüşlerini sentezlemeye çalıştı. Yeni Hayat görüşünü, Fouillee’ye, Ulus ve ulusal ilerleme görüşünü Tarde’ye dayandırdı. “İdealler” düşüncesini hep sürdürdü. Bu, neredeyse toplumla aynı şeydi.  Ona göre ahlak toplumsal bir gerçektirve kişilerin üstündeki kaidelerdi. Toplumsal yaşantının belirleyicisi ise ekonomidir. Diğer toplumsal olaylar buna bağlıdır.

1913’te İstanbul dergilerinde yazılar yazmaya başladı. Türk Yurdu’nda “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı denemesini yayımladı (1918’de kitap oldu). Üniversitede toplumbilim kürsüsünü kurdu, metafizik dersleri verdi. Irk, kavim, ümmet, halk ve devlet  arasındaki farkları betimledi. Ulusun ancak kendi kültürünü keşfederek yaşayacağını söyledi. Bir kavim içinde bulundurduğu farklılıklara kendi rengini vererek uygarlık yolunda ilerlemelidir. Türk kavmi de içinde bulundurduğu hastalıklı kurumları tespit edip, farklılıkları da sentezlemelidir. Bu yolda kültürel köklere inmek ve temellere uygun bir yapı oluşturmak gerekir. “Türk Medeniyeti Tarihi” adlı kitabı bunun için yazılmıştır. Ona göre, Türkler geç uluslaşmıştır. Toplumsal ve ekonomik alanlara müdahale etmemiştir. Çiftçi ve memur sınıfları ile hayatı idame ettirmiştir. Girişimcilik yoktur. Ulus olmak kendi köklerinle büyümek demekti ve Osmanlılık bu yolda tamamlayıcı bir ögeydi. Kültür halk kültürü üzerine inşa edilmeli ve folklorik ögeler korunmalıydı.Avrupalıların Latinceyi temel alması gibi, biz de Arapçayı temel almalıydık. Günlük dilde ve edebiyatta Türkçe kullanılmalı ve Arap alfabesi ile yazılmalıydı. Terimlerde İslam, gramerde Türk anlayışı vardı.

Kültür (hars) ve uygarlık (medeniyet) ayrımı yaptı. Kültürün temelleri: Din, ahlak, sanat, bireysel inançlar, idealler gibi manevi değerlerdir. Medeniyetin temelleri ise: Bilimsel doğrular, matematik kavramları, teknik, sağlık kuralları, çiftçilik ve ticaret teknolojisidir.  Kültür insanların yönelimini belirler. Dilekler kültürün, olması gerekenin, yönelmenin alanıdır. Bireyler toplumun ideallerinin bulunduğu kültür alanından etkilenirler.  Toplumsal aklın mantıksal çerçeveleri içinde düşündüğü alan ise, uygarlık alanıdır. Neden yaşamalı? sorusunu kültür cevaplar. Nasıl yaşamalı sorusunu da medeniyet cevaplamaktadır. Birincisi, amaçları; ikincisi, araçları belirler.

Toplumsal gruplar arasında bir sınıflanma vardır. Bu sınıfları tespit etmek ve sınıf çatışmasına çözümler getirmek gerekir.Durkiıeim’ın korporatizm fikri kullanışlıdır. Meslek örgütlerine dayalı halkçılık tasavvur eder. Sınıflı toplumlardan sonra meslek örgütleri dayanışması dönemi gelecektir. Sınıf ayrımları korporatizm ile son bulacaktır. Bu görüş sosyalizmin alternatifidir ve bireycilik ile toplumculuğun sentezidir.

Kişiler kendi menfaatleri için çalışır. Ama onların yetenekleri ulusal gerçeği ve faydayı doğurur. Uluslar da, farklı yetenekler ve iş bölümü ile uluslararası uygarlığı yaratırlar. Çağdaşlaşmak bilim ve teknikte tüm ulusları geçmektir. Bilim ve tekniği dışarıdan alsak da manevi dünyayı kendimiz oluşturmalıyız. Uluslaştıktan sonra dinsel uyanış sıradadır. Bağlı olduğumuz uluslararası düzeyi belirler. Ulus, devlet ve ümmet idealleri farklı gerçekliklerdir. Türkçenin konuşulduğu ülkelerin toplamı Turan’ı oluşturur. Türklerin ideal vatanı Turan’dır. Ümmetin vatanı İslamdır. Osmanlı bunun içinde bir İslam vatanıdır.

Kişilik toplumun aynasıdır. Dayanışma olmadığı zaman bireysel kişilik söz konusudur. İş bölümü ve dayanışma olduğunda artık toplumsal kişilik vardır. Toplum ilerledikçe kişisel ahlak ortaya çıkar. Bireycilik ile kişisel ahlak zıt görüşlerdir. Tanzimat hareketi, Avrupa’nın kişisel ahlakını değil, bireyciliğini almıştır. Devlet yönetiminde ulusal ve himayeci olunmalıdır. Ancak ulusal bir zengin zümresi de kurulmalıdır.

Bu görüşlerini ekonomik vatanseverlik olarak adlandırdı. Toplum ümmetten ulusa geçerken İslam fıkhının geliştirilmesini ancak kökten değiştirilmemesini savundu. Şer’i ve sivil mahkemelere karşı çıkarak tek temelde hukuk yapısı olması gerektiğini söyledi.

Hedefleri

Ziya Gökalp Türk ülkeleri Türkçe Konuşan ÜlkelerSınıf mücadelesinin olmadığı Osmanlı toplumunda kurtuluşu manevi dünyada arar. Yalnız İslamcılar gibi metafiziğe değil gerçeğe dayanan ve herkesi kapsayan maneviyatı kasteder. Herkes için geçerli doğrular ise ancak bilimde bulunabilir. Durkheim’ın pozitivizmi aranılan çözümdür. Durkheim gibi: ortak bilincin (conscience collective) ve toplumun üyelerinin benimsediği ortak tasarımların toplum yaşamını yönlendirdiğini ve bireyin de bunlardan bağımsız düşünülemeyeceğini söyler. Türkçülüğün Esasları (1923)  adlı eserinde görüşlerini derlemiştir. Türkçülüğün gerçekleşmiş ideali olarak Türkiyeciliği gösterir. Bundan sonra en yakın hedef Oğuzculuk ve Oğuzistan, en uzak hedef ise Turancılık’tır.

Sonuç

Bir filozof olmaktan öte, pratisyen edasıyla toplumsal kurtuluşu ve siyasi çözümleri sergiler. Batıyı kültürünü ulusa uydurduğu gibi Durkheim’ı da kendince yorumlar. Onun: çeşitli toplumsal gruplardan biri olarak gördüğü “ulus”u toplum yerine koyar. Arap harflerinin bırakılmaması, İslam ulusları arasında ortak eğitim, müftülük örgütü, Türk kavimleri arasında yazı ve lehçe uzlaşması gibi fikirleri gerçekleşmemiştir. Avusturya-Macar İmparatorluğu benzeri Türk-Arap İmparatorluğu hayali de olmayınca misak-ı milli düşüncesini benimsemiştir. Yine de Türkiye bürokrasisinin siyasi fikirlerini dolduran kişidir. Cumhuriyet kurumları üzerinde etkisi vardır. Devrinin birçok filozofunu tanımadığı gibi, önemli fikirleri de dolaylı olarak okumuştur. Sosyolog kimliği ile tanınması doğrudur. Toplumbilim ile çözüm getirmek, onun her kurumda uyguladığı bir anlayıştır. Sonuçta, sorumluluk alanları, uzlaşı, dayanışma betimlemeleri yapan toplum tasarımcısı görürüz. Türkçü olarak anılsa da, onun tarif ettiği şey insanlığın bizim tarafıdır. Bak:dmy.info/osmanlida-fikir-akimlari/

Ayrıca Bakınız

Kaynakça

  • Türkiye Tarihi 4 – Çağdaş Türkiye 1908-1980, 1997, Cem Yayınevi, s. 354
  • Yılmaz Özakpınar, Kültür Değişmeleri ve Batılılaşma Meselesi.
  • Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Ziya Gökalp, Bordo Siyah Yay.
  • http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/1812/19142.pdf
  • http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/pdf/cilt1sayi1/Makale_2_MustafaOral.pdf

Yorum Yapın