İnsanlığın yanında taşıdığı Devlet ve Platon’da en önemli davranış olarak dürüstlük

Dinin, milliyetin ve diğer ideolojilerin son kullanma tarihini her gün daha hızlı tükettiği günümüzde hayat amacı olarak elimizde ne kaldı? Bunun yanıtını iki bin beş yüz yıl önce Platon bir diyalogda vermişti. Devlet, insanlığı amaç edinen politik bir eser olarak hep oradaydı ve politikacılar onu dikkate alana kadar da orada olacaktır.

Zamanının zenginleri, bilginleri, dinleri bile tükendi. Ancak hala dünyanın her yerinde, insanlığın yanında bir külliyat var: Platon. Onu düşmanları bile yanlarından ayırmadılar. Roma karşı cephedeki Yunan kültürünün felsefesini hiç değiştirmeden iki bin yıl taşıdı. Hatta Avrupa unutmuşken yine bir düşman, İslam Avrupa’ya Yunan’ı öğretti. Yunan’ı düşmanı değil, insanlığın ihtiyacı günümüze taşıdı. Bu yazıda Devlet’i insan haklarını en güzel şekilde ifade eden eser olarak anacağız.

İnsan Hakları: İnsanların doğuştan sahip olduğu, yaşama, özgürlük ve onur içinde var olma hakkını tanımlayan evrensel değerler bütünü.
Güzellik: Bir varlığın veya düşüncenin, estetik ve ahlaki uyumun tezahürü olarak yüceltilmesi.

Platon’un Devlet’i güzeldir. Temayüzü bin yılları aşmış bir abidenin doğruluğu değilse de yüceliği itiraf edilmelidir.

Platon’un Devlet adlı eseri, yalnızca bir siyaset felsefesi kitabı değildir; aynı zamanda insanın ruhsal ve estetik ihtiyaçlarını ele alan bir güzellik manifestosudur. “Devlet güzel olmasa taşır mıydık?” diye sorarsak, cevabı açıktır: Bu eser, hem içeriği hem de üslubu ile taşıdığı felsefi yükü estetik bir incelikle ifade eder.

Platon hakikate zarar vereceği endişesiyle kurguya hoş bakmamıştı. Onun için sanat gerçeğe benzemeliydi. Zaten dünya öbür dünyanın taklidiydi. Dünyanın taklidi olan sanat da aslına, yani formuna uygun bir gerçeklikte olmalıydı. Kendisi de örnek sanat eserleri verdi. Atıp tutmadı, sadece çevresindeki diyalogları yazdı. Kendisi konuşmadı bile, sadece etrafında konuşulanları not etti. Ne kadar sade ve zarif!

Devlet’te, önce insan gelir; insanın hakları ve hayatları üzerine kurulan tartışmalar, güzelliğin en yüksek formuna ulaşma çabasıdır. Platon’un mağara alegorisinde olduğu gibi, insan haklarının temeli, kişinin bilgisizlikten kurtulup hakikate ulaşmasıyla atılır. Bu süreç, ruhun estetik bir uyanışıdır; çünkü hakikat, Platon için aynı zamanda güzelliktir.

İnsan, Haklar ve Güzellik

Platon’un “Devlet”i, insanı merkeze alarak felsefenin bir diğer boyutunu, hakları tartışmaya açar. İnsan hakları dediğimiz şey, bireyin yalnızca fiziksel varlığını korumak değil, onun ruhsal gelişimini ve estetik tatminini de garanti altına almaktır. Devlet’in ideal toplumunda adalet, insan haklarının estetik bir düzenlemesidir. Herkesin kendi doğasına uygun bir yerde olması, Platon’un adalet tanımının merkezindedir ve bu, insanın güzelliğiyle hayat bulur.

Platon’a göre güzellik, yalnızca fiziksel değil, ruhsal ve ahlaki bir kavramdır. İnsanın hakları ve devletteki rolü, ruhun bu güzelliğe erişim çabasıyla doğrudan ilişkilidir. Platon’un filozof-kralı, bu yüce güzelliği anlayan ve uygulayabilen bir rehberdir. Filozof-kralın yönettiği bir devlet, bireyleri zorla yönlendirmek yerine, onları yüceye, hakikate ve güzelliğe besler.

Hayat ve Diyaloglar

Devlet’i diğer eserlerden ayıran bir yön, onun estetik-teatral üslubudur. Eser bir diyalog formunda yazılmıştır; bu, yalnızca bir metin değil, aynı zamanda bir yaşam formu sunar. Sokrates ve diğer karakterler arasındaki diyaloglar, felsefenin hareketsiz bir bilgi alanı olmadığını, bilakis hayatın içinden bir arayış olduğunu gösterir. Üstelik felsefe ve sanat yapmanın o kadar da zor olmadığını anlamamızı sağlar. Yapılması gereken tek şey hakikatin net ve dürüst bir ifadesidir. İşte binlerce yılı aşıp hala yanımızda taşıdığımız eserin sade ve zarif mesajı: dürüstlük.

Devlet’in çağları aşan güzelliği ve devletleri aşan hukuku

Platon’un Devlet’i, insanın haklarını tesis ederken güzellikten asla ödün vermez. İnsan, güzele ihtiyaç duyar; çünkü güzel, yüceye giden bir kapıdır. En yüce, yani Tanrı ideası güzel ve iyi idealarının formu olarak oradadır. Bize düşen o forma yönelmek, yolunda olmaktır. Bu ise sanıldığından basittir. Eser nsan hakları evrensel bildirgesinin yok edilemez bir formudur. Bir insana bir sisteme katılabilecek, ve belki de en zor bulunan şey hakikattir. İnsanlara en azından dürüstlüğü vermek herkesin elindedir. İnsanlığın çağları aşan eseri çevresinin dürüst bir tasvirinden ibarettir. Devlet’in güzelliği bu sade ve zarif dokunuştan gelir. Hiçbir şey yapamasak da en azından dürüst olabilir ve en büyük şeylerin başlangıcını teşkil edebiliriz.

Leave a Reply