Ne acayip hayat, sanki acayip olması içindir. Bakalım ne oluyor diye savrulmuş yıldızlar ki evrenler öyledir. Şu koca evrende kimsesiz doğmuş olanlar var, kimsesiz sananlar yani kendilerini, görmeyenler asıl kendilerini. Gizlenmiyor halbuki her kim ise bu bizdeki. Uyandırmak içindi sarsıntılar belki. Kendileri istedi.
Kimsesiz mi doğdun, geleceğin elinden alındı belki. Sakat mı, biçare mi, yoksul muydun? Belki de sevdiğin biri zavallı, belki de öldün. Ölmeyeceğin söylenmedi! Birazdan yolda sebepsiz yere biri çatacak, yardım için gelenler daha da sıkıştıracak, gereksiz yere itfaiye gelecek ve daha da yakacak, yakmayacağı söylenmedi. Hiçbir taahhüt verilmedi, sen ise hayatta bir adalet seziyorsun. Üzerinde oturduğun zemin adalet, mahkemesi önceden görüldü. Yargılamaya gerek yok, öyle bir adalet bu. Öyle bir tanrı, istesen de karşı gelemediğin. İlahi adalet hepimizin hiç var olmayacak olması.
Ne saçmadır “ben” demek rüyanın içinde. Her şey ben oysa. Yine de ben diye yaşar zihindeki hülya. Ben gelmedi, ki ben, değilim bile. Ama ben gibi yaşamamız bekleniyor bedende. Ben de memnun bundan, anlamadığım şekilde.Yaratıcı bu saçmalığı nadiren yapıyor olmalı, zira ışık yıllarınca yok benzeri. Çok dalgalı, kontrastlı, avatarın bile var avatarı.
Bin yıl önce neredeysem bin yıl sonra da oradayım. Hepsi biz, hepsi biziz, biraz dengesiz. Hepsiyiz, hepsindeyiz, her şeyde biz. O da biziz, bu da biz, şuradakiyiz. Her şey olduğumuzdan hiç kimseyiz. Evren bir limit, zaman bir istisnaydık. Bir parcamızda kendimizden bile kaçtık. Zaman geçmedi biz geçtik zamandan.
Evren denen bir matematiğin içindeyiz, yeni sayı yok. Ne çıkan var ne giren, milyarlarca yıl her yöne, herkes, her açıdan.