Kavramsal kilo kaybı ve yücelme

Uzak diyarlardan birinde bir çocuk yaşarmış. Biraz kiloluymuş, bu yüzden herkes ona “şişman” dermiş. Şişman gerçekten de şişmanmış, ama başka özellikleri de varmış. Mesela çok güzel yazarmış. Çok düzenliymiş. Hafızası da kuvvetliymiş. Ama bunlar yaşadığı köyde önemli değilmiş. O köyde tek önemli şey okçu olmakmış. 

O diyarın kralı bu köyü okçu yetiştirmekle görevlendirmiş. Bütün köy, hatta çevre köyler de dahil, okçulukla ilgiliymiş. Köy devlet tarafından “kral için ölmeye layık olmaları” nedeniyle övülüyormuş. Köy halkı da bunu gururla dillendirip asker yetiştiriyorlarmış. Hatta gençlerini büyük kutlamalarla savaşa gönderiyorlarmış.

Şişman’ın annesi onu küçüklüğünden beri okçuluk oyunları, okçuluk şarkıları, okçuluk kıyafetleri içinde yetiştirmiş. Ama Şişman kilolu olduğu için okçu olması zormuş. Kilolu insanlar bu köyde utanç kaynağıymış. Herkes anneyi suçluyormuş, çocuğu şişmanlattı diye. Anne ise kendisini “çok yedirirsem çabuk büyür sandım.” diye savunuyormuş. Anne çocukluğunda duyduğu bir iddianın kurbanıymış. Koyunları beslerken çok yemek yemeklerinin iyi olduğunu duymuş, çocuğunu da çok beslemiş. Anne iyi niyetli, vatanına sadık biriymiş, ama çok bilgili değilmiş. 

Şişman askerlik çağı gelmeden bu sorunu nasıl çözeceğini merak ediyormuş. Ya askerde geri görevde aşçı falan olursa, ya da köyde kalıp demirci falan olursa, “bu utançla nasıl yaşarım” diye düşünüp durmuş. Asker toplamaktan sorumlu komutan ile konuşmaya karar vermiş. Komutanı bulmuş, selam vermiş, derdini anlatmış. Komutan çocuğun ilgisini görünce düşmanlar hakkında uyarılar ile başlamış.

“Düşmanlar ülkemize birlik olup saldırıyorlar. Onlara karşı tek kalan devletimizi savunmak için canımızı feda etmek ne büyük gurur! Batıda Kafiristan bin bir hile ile bize saldırır, diğer tarafta din kardeşimiz olacak Hainistan arkadan vurup içeride de bizi karıştırmaya çalışır. Kafiristan büyü ile, Hainistan da iç bozgunculukla ne kadar uğraşırsa uğraşsın bizi bölemezler. Kafiristan neyse de Hainistan bir de dinimizi bozuyor. Bari dinimize dokunmasaydınız. Neyse ki Bizimistan var!” 

Genç bir fırsatını bulup hemen asker olmak için ne yapması gerektiğini sormuş. Komutan “sen bizi yavaşlatırsın, seni geri hizmete bile alamayız. Zayıflaman gerekir, bunun için de çok uğraşmalısın.” demiş. Çocuk zayıflamak için ne yapması gerektiğini sormuş. Komutan  “Yemeyeceksin ve çok hareket edeceksin” demiş. Onu nasıl yapacağını sormuş çocuk. “Benim işim askerlik, köyün delisine sor, o zayıftır.” demiş.

Şişman köyün delisine gitmiş. Deliye kim olduğunu anlatıp direkt şişmanlığını giderecek çareleri sormuş. Deli önce üzülür gibi olmuş. Şişman’a “deli misin?” diye sormuş. Şişman soruyu anlamayınca “asker olmak zorunda mısın?” diye sormuş. Şişman ise atalarının asker olduğunu, köyün asker yetiştirdiğini, üstelik düşmanın her geçen gün yaklaştığını söylemiş. Deli de çaresiz bir şekilde dinlemiş. Sonra “geçen bir yolcu uğradı soluklanmaya, bir soru sordu cevap veremedim. “Neden düşmanımız düşmandır? diye sordu, sen olsan ne derdin?”

Şişman düşmanın kötü olduğunu, üstelik ülkemizi yok etmeye çalıştığını söylemiş. Deli bu seferde yolcunun “neden kral için feda oluyoruz, o bize olmuyor” diye sorduğunu, ne demek gerektiğini sormuş. Şişman “kralın Tanrı tarafından yönetici olarak atandığını, her şeyin kaderimizde yazdığını” söylemiş. Deli, yolcunun “Bazen başımıza gelen musibetler daha hayırlıdır” dediğini, buna ne yanıt verilebileceğini sormuş. Şişman, “deli misin?” diye sormuş, ama adamın deli olduğunu görünce bunun doğru olmadığını, musibetlerin kötü olduğunu söylemiş. En son “Madem çok istiyorsun, söyleyeyim. Şu karşıdaki büyük dağı görüyor musun? O dağın tepesinde bir büyücü yaşar. Senin çözümün büyücüdedir.”

Şişman annesiyle vedalaşıp hemen yola koyulmuş. Bir gün boyunca yürümüş, epey çıktım sanmış, halbuki aşağı bakınca daha dağın eteğindeymiş. Kamp yapmış, çok yorulduğu için ilk gün çok yemiş. Sonraki gün yola devam etmiş. Hava kararınca tekrar kamp yapmış, bu sefer de çok ilerlemediğini fark etmiş. Erzağı da gittikçe azalıyormuş. Dağda başka kimse olmadığı için idareli yemeye başlamış. Her gün tek öğün yemeye karar vermiş.

Birkaç günlük yolculuğun sonunda dağın zirvesi daha yakın görünmeye başlamış. Ancak hala evine zirveden daha yakınmış. Sürekli yokuş çıktığı için çok yoruluyor ve enerji harcıyormuş; buna karşın erzağı da çok azmış. Gittikçe daha az yemeye ve daha çok yorulmaya başlamış. Gittikçe daha da dikleşen dağın uzaktan göründüğü gibi olmadığını acı bir şekilde anlamış. Dağda içecek suyu dereden buluyormuş, ama hiç ev olmadığı için yemek bulamıyormuş. Yolun yarısında erzağı tüketmiş. Geri dönse de aynı açlığı çekecekmiş, devam etse de. Büyüye ulaşmak için o kadar kararlıymış ki açlıktan ölsem de gideceğim demiş. Tam bir hafta boyunca sadece su içerek yürümek zorunda kalmış. En sonunda zirve görünmüş. Soğuk ve sisli bir zirve. Yaklaştıkça bir kulübe beliriyormuş. Büyücünün kulübesini görünce bir çırpıda oraya ilerlemiş ve kapısında duran insanları görünce içine bir ferahlık dolmuş. Hemen “yemek” diye yakarmış, yemek getirmişler.

Etrafta bir düzine adam dolanmakta, içeride ise sakallı biri oturmaktaymış. Şişman önce şaşırmış, burası büyücü evine benzemiyormuş. Uzun sakallı olana doğru gitmiş, siz büyücü müsünüz? diye sormuş. Büyücü cevap vermeden önce gülümsemiş. “Seni buraya deli mi yolladı?” demiş. “Evet” demiş şişman. “Sana ne büyüsü lazım? diye sormuş. “Ben zayıflamak istiyorum” demiş Şişman. Büyücü duraksamış, “geri dön” demiş. Şişman hayal kırıklığı içinde yolda çektiği zorlukları anlatmaya başlamış. Büyücü “büyü istemedin mi, büyü bu işte” diye yanıt vermiş. Şişman anlamamış. 

Büyücü hemen bir tas su getirmiş, “bak” demiş. Şişman bunu büyünün ilk aşaması sanarak suya bakmış. Kendi suratındaki kemiklerin belirgin hale geldiğini fark etmiş. Yolda gelirken epey kilo kaybettiğini görmüş. Büyücü hemen eklemiş, “bir de geri dönersen tam zayıflamış olacaksın.” Şişman şaşkın bir şekilde, “büyü yok mu yani?” diye sormuş. Büyücü, “büyü nedir?” diye sormuş. Şişman “sihir işte, puff diye” Büyücü, “yok öyle puff, sözlerimiz vardır, biz insanız.” Hemen oradaki insanlardan biri, “bilgidir büyü, kiminin mucizesi kiminin çalışmasıdır.” demiş. Büyücü, “buraya çalışmadan büyüyle bir şey elde etmek isteyenler gelir, kendilerini bırakıp dönerler. İsmin ne?” “Şişman”, “şimdi ne yapacaksın?” “Ülkeme dönüp görevimi yapacağım.” “Neymiş o görev?” “okçu olmak, Okçuköy’denim ben. “Bizimistanlı mısın?” “Evet.” -Okçu olmak istiyorsan hemen dön, sana yemek yok. Kalmak istersen ektiğini biçer, bizimle yaşayabilirsin. Ama kurallarımıza uyacaksın.” Şişman hala okçu olmak istiyormuş, ama hem bir daha açlık çekmek istememiş hem de çok yorulmuş. Biraz kalayım, sonra terk ederim demiş.

Şişman “kalıyorum” dedikten sonra oradaki gençler irkilmişler. Çünkü onlar Kafiristan ve Hainistanlıymışlar. Tedirgin olduklarını anlayan Şişman eklemiş: “Kimseye zararım olmaz, kalırım şurada, kimse de benimle konuşmasın. Özellikle kafirler ve hainler!” Büyücü hemen eklemiş, “bizim kurallarımıza uyacaksın.” Şişman, “kurallarınız nedir?” demiş. Büyücü “şimdilik en önemlisini bil yeter. Biz burada, şimdi yaşarız.” Şişman “hepimiz burada, şimdi yaşamıyor muyuz?” Büyücü, “hayır, senin bedenin burada ama aklın başka yerde.” Şişman “nasıl yani?” Büyücü, “sen şu an buradaki durumu yaşamıyorsun, zihnine yerleştirilmiş hayali bir zamanı ve dünyayı yaşıyorsun. Bu çocuklar bizim öğrencilerimizdir, sana zararları olmaz. Sen onları öğrencilikten ve insanlıktan çıkarıp düşman yapıyorsun. Gerçekliğe geri dönmen lazım.”

Şişman bir an düşünmüş, burada kalması için düşmanlarıyla geçinmesi gerekiyormuş. Düşmanlar silahlı değillermiş. Bir iki gün onlardan uzak bir köşede oturmuş, uyumuş, çevredeki bitkilerle, hayvanlarla ilgilenmiş. Arada sırada meraktan büyücüye ve diğer öğrencilere yanaşmış. Büyücü ile şansını denediği zamanlarda büyücüden yeterli yemek alamamış. Büyücü Şişman’ı okçu olması için aç göndermek istiyormuş. Çaresiz bir şekilde uyum sağlamak zorundaymış. Hem onlar daha kalabalık diye korkuyormuş. Biraz zaman geçireyim derken birkaç gün olmuş.

Günler günleri kovalamış, Şişman merak etmeden edememiş. Büyücüye “siz neden buradasınız, neden aşağıda değilsiniz?” diye sormuş. Büyücü, “vergi vermek için mi, asker vermek için mi inelim?” diye sormuş. “Burada her şeyimiz var, bir de huzurumuz var.” Şişman soruyu bir daha şu şekilde sormuş: “Biz neden aşağıdayız?” Büyücü “öyle eğitildiniz.” demiş. Şişman “peki siz eğitilmediniz mi?” Büyücü, “eğitildik, ama uyandık.” demiş. “-Nasıl yani?” “-Sancıyla.”

“Her uyanma sancılıdır. Biz uyananlardanız. Her uykudan uyanılır, ama bazılarımız gözlerini kapatmaya devam eder; hoş ve boş bir rüyanın peşinde.” Şişman merakla takip ederek sormuş, “nasıl olabilir?” Büyücü “sen de öylesin, hayat seni uyandırmaya çalışıyor; ama acılarının uyandırıcı çığlığını duymuyorsun.” Şişman yine “nasıl yani?” demiş. Büyücü, “yaşlanmaktan hoşlanıyor musun?” diye sormuş. Şişman, “tabi ki hayır” demiş. Büyücü, “işte böyle, iyi bir şeyden hoşlanmıyorsun.” Şişman anlamaz gibi bakarken Büyücü devam etmiş, “olacak olandan geri duruyorsun, kafanın içindeki dünyada yaşıyorsun.” 

Şişman afallamış bir şekilde tekrar büyücüye bakmış ve anlamak için bir çırpınışla, “bu mu yani, burada böylece yaşlanmak mı amaç?” Büyücü tekrar sormuş, “böylece yaşlanmak dışında bir amaç var mı?” Şişman, “fetih, dünyaya nizam vermek, devletler yıkıp devletler kurmak.” Büyücü tekrar sormuş, “fethedilmek hoşuna gider mi?” Şişman, “hayır” Büyücü, “özgür bırakılmak?” Şişman, “evet” “O halde iyi olanı  yap.”

Şişman her ne kadar anlamasa da buradaki insanların sükunetinden ve mutluluğundan etkilenmiş. Onlar gibi olmak istemiş. “Nasıl büyücü olabilirim.” diye sormuş. “Olamazsın, öyle bir şey yok” demişler. “O zaman size neden büyücü diyorlar.” “Herkes kendi bakış açısını yansıtır, herkesin açısı farklıdır. Fethetmek bir bakış açısı, öyle eğitildiğin için o açıdan bakıyorsun mesela. Şişman merak etmiş. “Siz nasıl değişebildiniz?” “Biz o açıya sığmayanlarız, toplum bizi tıraşladı.” 

Şişman hemen kafire yaklaşmış. “Sen neden buradasın” demiş. Kafir anlatmaya başlamış. “Devlet yetkilileri köyümüze gelip savaş için zorla ek vergi almaya başladılar. Verecek bir şeyimiz kalmamıştı. Biz de kaçtık.” Şişman laf arasında, “kafirsiniz işte!” demiş. Kafir hemen eklemiş, “Hayır, halkımız çok düzenli ve edeplidir. Üstelik zorla askerlik yoktur bizde. Hem kimin kafir olduğunu nasıl belirleyeceğiz?” Şişman cevap verememiş, kendisi de onlara göre kafirmiş.

Sonra hain adama yanaşmış, hain biraz irkilmiş, ama Şişman’ın birkaç gündür sakin tutumunu görünce sohbet etmeye karar vermiş. “-Ben çok soru sorduğum için önce dışladılar, sonra hain ilan ettiler.” demiş. “Dinsizmişim.” Şişman “hain olmasın?” demiş. “Hain değil, kafir dediler. Hain olmadığım belliydi. Size göre hainiz biz, ama bize göre de siz hainsiniz.” Şişman bunları duyunca üzülmüş. Sonuçta epey bir zaman geçirmişler, yemeklerini paylaşmışlar. Şişman buradaki ortamı sevmeye başlamış. Ama bir türlü çocukluğundan beri istediği okçuluk hevesini bırakamıyormuś. Hevesine bir darbeyi o an hain vurmuş. “Okçu olsan bizi öldürecektin demek, nasıl mutlu olacak mıydın bari?” Şişman düşünmüş, cevap verememiş. 

Büyücü ve kafir o sırada aralarına katılmış. Büyücü yeterince yumuşadığına inandığı Şişman’a “söylesene adın neden şişman? biz senin düzenli olduğunu gördük. Hafızan kuvvetli ve yazın da çok güzel.” Şişman düşünmüş “isim işte” demiş. Şu an karşılarında sadece suskun kalabiliyormuş. Büyücü “işte asıl cevap” demiş. “Merak etme, kimse cevabı bilemez, önemli de değil.” Kafir “Haydi şu ana odaklanalım.” demiş. Hain onlara “neden meditasyon yapmıyoruz?” diye sormuş. Şişman onlarla birlikte uzun bir sessizliğe bürünmüş, saatlerce oturmuşlar.

Bir süre sonra hepsi kendiliğinden evin işlerini yapmaya başlamış, odun kırmaya ve yemek yapmaya başlamışlar.. Şişman dereden su getirmeye gitmiş. Büyücü ona eşlik etmek için arkasından gelmiş. “Büyüdün bak, artık çocuk değilsin” demiş. Şişman “herkes büyür mü?” diye sormuş. Büyücü “Beden kendi kendine büyür, zihni biz büyütmeliyiz.” “Peki ama nasıl?” “Zihni büyütmek doğru düşünüp, doğru davranmakla olur. Kısacası fazladan bir şey yapmamakla.” Şişman anlamamış. “Nasıl yani” demiş. Büyücü, “kötülük fazladan bir şeyler yapmaktır. Onlara sadece acıyabiliriz.” diye eklemiş. Şişman tam olarak anlamasa da burada bulunmaktan hoşlanıyormuş.

Şişman yolda yürürken annesi ve köyü aklına düşmüş. Geçmişi özlüyormuş, ama burayı da seviyormuş. Büyücüye ne yapması gerektiğini sormuş. “Bedeni el ile kurtarırsın, ama zihin kendisini kurtarmalı” Şişman eve dönmesi gerektiğini biliyormuş. Büyücüye sormuş, “annemi, köyümü nasıl kurtarırım?” Büyücü yanıtlamış “kurtarmayarak.” Yine anlamamış gibi görününce büyücü “kendini değiştir, dünya değişsin.” demiş. Sonra birine faydalı olmak için dürüst olmanın öneminden bahsetmişler, insanın kendisine dürüst olmasının zorluğundan ve yapılacak en büyük iyiliğin dürüstlük olmasından. Şişman sonunda ikna olmuş, kötülük fazladan bir şey yapmakmış.“Hiçbir şey yapmamak en zorudur” diye devam etmiş büyücü. “İnsan binbir türlü şey düşünür, avcıdır bir kere, kandırıp yakalaması bir mecburiyet olmuştur. Zihnini kurgularından ve kaygılarından kurtarıp şu ana odaklanırsan ne demek istediğimi anlarsın.” 

Anne özlemi ve dağdaki bilgelik arasında kalan Şişman yola çıkmaya karar vermiş. Hem artık okçu olmak istemiyormuş. Okçu olmayacağı koşuluyla ona erzak da vereceklermiş. Ayrılık günü gelmiş, ama yaptığı şey ayrılık gibi de gelmiyormuş. Sanki kazandığı bilgelik hep onunla birlikteymiş. Bilgelik varmış da üstünü şişmanlık örtmüş.

Dağın başından yamacına doğru bir yolculuğa daha başlamış. Bu sefer planlı ve dengeli beslenip yiyeceğini yetirmeye çalışıyormuş. Yol boyunca büyücüyü, kafiri ve haini düşünmüş; bunların düşman olmasına akıl erdirememiş. Daha neler var bilmediğim diye düşünmüş. Köyüne yaklaştıkça kalbi hızla çarpıyormuş. Uzun zamandır özlem duyduğu annesini ve köyünü görecekmiş. Ama bir yandan da büyücünün sözleri zihninde yankılanıyormuş:“Şimdi burada yaşa!” “Kendini değiştir, dünya değişsin.” “En zoru hiçbir şey yapmamaktır.” 

Köye yaklaştığında köyün eskisi gibi olmadığını hemen fark etmiş. Yabancı bir yere gelmiş gibi, farklı insanlar varmış. Sokaklar sessiz, insanlar tedirginmiş.  Şişman annesini bulmak için eve koşmuş, ancak kapıda başka bir kadın duruyormuş. “Bu ev artık bize ait,” demiş kadın soğuk bir sesle.  Şişman şaşırmış,  köyünün işgal edildiğini hemen anlamış. Dağlara doğru koşmaya başlamış. O koşunca etraftakiler tedirgin olmuşlar, “düşman” diye bağırmaya başlamışlar. Askerlere haber verilmiş. Uzun bir koşuşturmaca başlamış. Şişman’ın eşkalini her tarafa haber vermişler: “Zayıf, çelimsiz, az konuşan, genç düşman askeri.” Düşmanı canlı bırakmak istemiyorlarmış.

Şişman’ın peşine en yetenekli okçuları takmışlar. Okçulardan gizlenerek kaçmaya çalışırken neden okçuluktan vazgeçmesi gerektiğini bir daha anlamış. Büyücüyü hatırlamış, “iyi olanı” yapmaya söz vermiş. Bir daha kimse Şişman’dan haber alamamış. Çünkü her varlık gibi var olmak için yok olmuş.

Leave a Reply