Beka Sorunu

Toplum 1910-1923 arasında ölüm kalım mücadelesi vermekteydi. Nasıl bir mücadele olduğunu aklınıza gelen en kötü şekilde hayal ediniz. Zira bu dönemdeki travmayı günümüzün koşullarında tasavvur etmeniz çok zordur. Kayıplar ve sınırlar son raddeye ulaşmış, vatanı, yani evi korumak için nesiller kendini feda etmiştir. Her evde bir ölüm, her yerde yokluk, her zaman sürecekmiş gibi bir mağlubiyet mevcuttur. Türkiye’nin beka sorunu işte bu travmadan kaynaklanmaktadır. Toplum bu travmayı halen atlatamamıştır.

Gerçek bir sorun vardı, halen var mı? Beka sorunu milli güvenlik kurullarının favori sözcüğü olmaya devam ediyor. Tehdit var ya da yok, bir beka kaygımız olduğu kesin. Beka(kalıcılık) sorunu aslında enerjimizi boşa tüketen bir kaygıdır. Az kaygı gelişmede iyidir, ancak sürekli başarısız olacağını düşünen biri olaylardan çaresizlik çıkaracaktır. Her an öleceğini düşünen bir kişi nasıl hayatı kaçıracaksa her an yok olacağını düşünen bir ülke de toplumsal hayatını ve rahatını bozar.

Biz tehdit etmedikçe var oluşumuz tehdit altında değildir. Beka sorunu, yani varlığın devam etmesi bizim elimizdeki bir neden- sonuç ilişkisidir. En kötü ne olabilir diye düşününüz. Ölüm mü? Ölüm zamana düşman şekilde yaşamaktan daha iyidir. Kaygı içinde her an bir yerden düşmanlık gelmesini beklemek iyi bir hayat değildir. Beka sorununun abartılması bizi kendi çöküşümüze götürebilir. Gereksiz stres yüklenen toplum asıl odaklanması gereken işleri yapamaz ve en önemlisi korku içinde yaşayamaz.

Stres vücudun olağanüstü haller için aşırı kapasiteyle kasılmasıdır ki toplumda bu genel korku hali ve sürekli tehdit altındaymış hissi ile gerçekleşir. Vücudun sürekli stres altında olması bedenin çabuk yorulması ve çökmesi anlamına gelecektir. Enerjiyi gereksiz şekilde alarm durumu için kullanmak hem hayatı kaçırmak, hem de bedeni yok oluşa doğru koşturmak demektir. İnsan stres altında saçma işlere girişebilir, kendine zarar verebilir. Toplum da hiç beklenmeyecek şekillere girebilir ve bireyin saçma bulacağı işlere toplum olarak girişebilir.

beka sorunu

Tehdit her zaman söz konusudur. Bir insan da her zaman ölüm riskini taşır. Tehlike yeni bir şey değildir. Dış mihraklar ve bunlardan bahsetmek eski bir olaydır. Unutmayınız ki bu toplum birkaç yüzyıl önce dünyanın her yeri için dış mihrak halindeydi. Osmanlı gül uzatarak ilerlemedi. Avrupa’nın bir zamanlar iç işlerine karışmaktaydı ve bugün de Avrupa bizimkine karışmakta. Mağdur edebiyatı yapmak yerine kendimizi geliştirmek ve tehditlere aldırmadan ilerlemek zorundayız. Bunu hem birey, hem de toplum olarak yapmalıyız.

köprü toplumsal sorunların çözümü

Köprü dizisinin on altıncı yazısıdır. 17- Yüzde Doksan Dokuz

Beka sorununu sorun edinmek asıl sorundur. Tehdit hissediyorsak sorun kendimizdedir. Aslında kimse mağdur olmaz. Sağlam duruş mağduriyet getiriyorsa hayata karşı yapabileceğimiz başka bir şey yoktur. Öz güvenimizi ayak altına alıp sürekli kaygılanmakla kısacık hayatı kendimize zindan ederiz. Kendimize düşman olmayalım yeter. Bir de beceriksizliğimizi başkalarına yüklemeyelim. Gelişmede en büyük engel bahane bulmaktır. “Dış mihraklar” gibi bahaneler buldukça geri kalmaya devam ederiz.

Dışarıdan gelen sesleri bastırmak için evdeki bütün cihazları çalıştırmak zorunda kaldı. Daha sonra da evsiz kaldı. Korkmak pahalıydı.

Yorum Yapın