Kaybetme Korkusu

Paylaştıkça artar:

kaybetme korkusuSevimsiz yüzleri sevdiklerimizden daha çabuk fark ederiz. Bir grup içerisinde hoşlanmadıklarımızı görmek daha kolaydır. Para kaybetmek para kazanmaktan daha etkili ve akılda kalıcıdır. Her gün para kazanırız, ama kaybettiğimiz birkaç yüz lira hep aklımızdadır. Kötülükleri daha kolay hatırlarız. Kötülük yapan insanları iyilik yapanlardan daha çok kafaya takarız. Buna kısaca kaybetme korkusu diyoruz. İnsan hayatın gidişatına uygun şekilde, mevcudiyeti korumak ve hayati olanı savunmak üzere yaşamaktadır. Kaybetme korkusu hayati ihtiyaçlardan biri olarak dikkat çekmektedir.

İnsanın seçimlerinde kayıptan kaçınma öncelikli davranıştır. Aslında olması gereken de budur. Daha iyiye ulaşmak yaşamsal temellerden daha önemli değildir. İnsan önce mevcudiyetini korumalıdır. Var olanı kaybetmeden, belki üzerine yeni şeyler inşa edebilir. Daha iyi bir hayat için önce hayatta kalmak gerekir. Öncelikli olan her zaman mevcut olandır. Bu yüzden kaybetme korkusu kazanma isteğinden daha etkilidir.

Kaybetme korkusu hayati bir işleve sahipken bunu perdeleyen kapitalizm bir de korkularımızı sömürür. Birçok reklam kampanyası size artı değerin ne olduğundan çok, kaçırdığınız şeyi haber verir.  “Fırsatı kaçırmamak” pazarlamanın en büyük mesajı haline gelmiştir. Kampanya, indirim ve reklamcılık hileleri insanın kaybetme korkusuna oynar. Sürekli gördüğünüz indirim oranları aslında insan için bir şey ifade etmemelidir. Bir şey indirimde olduğu için değil, ederi karşılaması ile satın alınmalıdır. Lakin insanın kaybetme korkusu bu fırsatı kaçırmamasını söyler. Ayağına fırsat geldiğini sanan tüketici çoğu zaman ederine göre değil, indirimi ve kampanyayı kaybetmemek için harekete geçer.

İnsan hayatını muhafaza etme eğilimindedir. Ne var ki bir kişinin hayatı aslında kendinin değildir. Bir insan hayata gelmeye kendisi karar vermediği gibi, hayattan gitmeye de kendisi karar vermemektedir. Bir kişi başkalarınca dünyaya getirilmektedir. Kendi bedeninde nasıl hak iddia etmektedir? Yahut daha ilginç bir şekilde, neden ölmekten korkmaktadır? Hayatı kendimiz kazanmadığımız halde, neden esirgemekteyiz? Tüm bu sorular ve günlük yaşantıdaki kaybetme korkusu bireyin dışında bir şeyler olduğunun habercisidir. Bu da neredeyse organik bir şekilde bağlı olduğumuz toplumu ve doğayı akla getirir. Bak:Doğayı Korumak & Mekanik Evren

Kötülükleri daha kolay hatırladığımızı söylemiştik. Dış dünyayı algılarken kötü olanı hafızamıza kazırız. Velakin iyiliğin bir türünü de sağlam şekilde hatırlamaktayız. Başkalarının iyiliklerini kötülüklerine nazaran daha iyi hatırlarken, kendi iyiliklerimizi kötülüklerimize göre daha iyi hatırlarız. Kötülüğü yok etmek ve iyiliği sürdürmek için mücadele veririz. İnsan kendi başına var olduğu yanılgısına düşen büyük bir iyilik girişimidir. Daha büyük bir organizmanın parçası olduğunu ve her zaman başkası için yaşadığını unutmamalıdır. Bak: Biz- Bir Sevgi Hikayesi

Çağımızda ötekini gözardı eden bencil parasal sistem ile temelimizde bulunan iyilik perverliğimize ters düşmekteyiz. Biz temel olanı korumak, hayati olandan vazgeçmemek davranışına sahipken düzeni istismar eden bencillik yanlıları tam tersini yapmaktadır. Küresel finans piyasaları insanı kaybetmekten korkmamaya alıştırmış, daha fazlasını istemeyi bir kural haline getirmiştir. Bak: Batıda Şirketçilik ve Devlet

İnsanlar daha fazlası diye bir şey olmadığını popüler kültürün göz boyaması nedeniyle görememiştir. İnsan kültürü hayati olandan vazgeçerek hiç ulaşamayacağı bir lüksün peşine düşmüştür. Dünya kaynakları insanın asgari olanı koruma davranışına ters bir şekilde sömürülmüştür. Kaybetme korkusunun ne kadar hayati bir temele dayandığı günümüz kapitalist düzeninin hoyratça harcadığı gezegenimizin halinden anlaşılabilir. Kaybetmekten korkmayan insan tipinin yaşayacak bir gezegeni bile kalmamıştır. Bak: Dünyadaki Son İnsan & Gelecek Nasıl Olacak

Yorum Yapın