Son Beklentisi

beklenen sonÜnlü bir kitabın dizisi çekilmiş. Gelecek sezonları bekleyemedim, sonunu merak ettim. Acaba eser nasıl bitiyordu? İnternetten öğrendim, ancak pek anlamadım. Eserin sonuna kadar karakterler, mekanlar, olaylar değişmişti. Elime geçenin ne anlama geldiğini anlamıyordum. Sonunu öğreniyordum, ama kavrayamıyordum. Sonuca fazla odaklandığımı, bu esnadaki yaşantıyı ihmal ettiğimi fark ettim. Eser sondan ibaret değildi. Hayat da değil.

Hepimiz ölüyoruz. İnsanlık da ölüyor. Hiç var olmamış gibi olacağız. Bunun bir son olmadığını fark ediyor gibiyiz. Son için, yok olmak için yaşamıyoruz. Belki de geleneksel anlamda yaşamıyoruz bile. Yaşamak dediğimiz aidiyet bir yanılgı olabilir. Ölme fikri de bu yanılgının kanıtıdır. Neden ölürüz, kendimiz doğmuyorsak? Bunlar ben yanılgısının dışına çıkmayı gerektiren zor itiraflardır.

Sonumuzu biliyoruz. Sona acele etmeden yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü olay sonunda değil, süreçte. Hayat evrensel açıdan ancak ilginç bir tecrübe görünümündedir. Genele bakıldığında bir yanlışlık halindedir. Zaten yok olması da yanlışlığın telafisine benzetilebilir. Ne var ki gündelik hayatta tecrübe ettiğimiz gibi, yanlışlık da ilginç bir veridir. Yanlışlarla öğreniriz. Farklı yaşantılar, düşmeler ve kalkmalar, acılar olmasa kendimizi geliştiremezdik. Bebekliğimizde kendi başımıza uğraşıp acı çekmesek ne yürüyebilir, ne de konuşabilirdik.

Kestirmeden gitmek tam anlamıyla yaşamak sayılmaz. Hayat mücadele içermelidir. Hayatın hilesini kullanmak var oluşa terstir. Süper güçleriniz olursa kullanmamalısınız. Hayatın olayı sonuç değil, bu esnadaki mücadeledir. Bilgisayar oyunlarında hile yapmayı mı kendiniz uğraşıp başarmayı mı tercih ediyorsunuz? Oyunu açmanızın amacı zaten vakit harcamak, farklı şeylerle uğraşmaktı. Sonuca kısa yoldan gitmek, hemen başarıya ulaşmak vakit geçirme amacına ters düşecektir.

Sonunu bildiğimiz bu hayatta kendimizi öldürmüyorsak hayatın acısına ve tatlısına razı olduğumuz içindir. Ölüm gerek dini gerek de felsefi açıdan bir sorunun ortadan kalkmasıdır. Ne var ki sorunu ortadan kaldırmak yerine çözmeye çalışıyoruz. Bu çözüm yaşamanın özünü de betimliyor. Bir eserin de yalnızca sonunu okumuyoruz. Olay bu esnadaki yaşantıda. Biraz vakit geçirmek ve bunu ilgi çekici kılmak. Hayatın böyle bir özünün olması, görüntünün tek plandan ibaret olmadığının da belirtisidir.

köprü- toplumsal sorunların çözümü

Köprü dizisinin 23. yazısıdır. 24- Çizgisel Tarih Gezegeni

Bir son beklentimiz var, ama mevcut görüntümüzün getirdiği sınırlamalarla düşündüğümüzü unutmayalım. Son ile anlam kazanmadığımızı unutmayalım. Hayatlarımızı bir bütün olarak düşündüğümüz gibi, hayatı ve bütün bir varlığı da hesaba katalım. Böylece yanlış son beklentisinden kurtuluruz. Asıl olayı görürsek hoş vakit geçirme eylemimizi işkenceye dönüştürmekten ve boşa kaygılanmaktan kurtuluruz.

“Sonunu bilen kahraman olamaz” dedi. Süper gücünü vücudundan çıkarttırdı. Zor oldu, ama sebepsiz bir hayatı yaşamak daha zor olacaktı. Her şeye sahip olsa yaşama nedeni kalmayacaktı. Bir sorun yoksa muhabbet olmuyordu. Bir çatışma yoksa roman yazılmıyordu. Bitmeyen oyun işkence oluyordu. Zorla güzellik olmuyordu. İş çıkarmak, sorun yaratmaktı olayımız.

Bir Yanıt

  1. ömer 1 Ocak 2018

Yorum Yapın