Lila- maya ilişkisi batıda neden yoktur?- theatrum mundi fenomeni içerir mi?

Doğuda “Tanrı’yı neden göremiyoruz?” sorusunu “lila” ve “maya” kavramları ile yanıtlamışlar.

  • Lila: Tanrı’nın kendisini saklaması, kozmik saklambaç. Detaya indiğimizde her şeye kadir olan Tanrı’nın yapamayacağı şeyler olabilmesi için kendinden saklanması. Evrenin varoluş sebebi, öz’ün bize kapalı olmasının sebebi. Kozmik gizlenme oyunu.
  • Maya: Lila’nın gerçekleşmesini sağlayan sahne. Gerçeği, Brahman’ı örten görünüş. Aslında olmayan, ama varmış gibi görünen maddi dünya.

Problemimiz lila(oyun)’nın maya ile kendisini perdelemesi gibi bir anlatının batıda daha az kabul görmesidir. Coğrafya, siyaset ve teminolojiye değinerek çözmeye çalışacağız.

  1. Doğu düşüncesini şekillendiren Çin ve Hint coğrafyaları coğrafi olarak Avrupa ve Mezopotamya kadar çetin değildir. Su sorunu çözülmüştür. Doğal sınırlar ile korunmuşlardır.
  2. Çin ve Hint devletleri suyun ve gıdanın garanti olması sonucu geleneklerini devam ettirebilmişlerdir.
  3. Modern felsefenin şekillendiği Avrupa kıtlık, politik çekişme ve yok oluş ekseninde gelişmiştir. Bu ortamda doğudaki oyunsu ve mitolojik dile karşı “felsefe” gibi gelenekler ortaya çıkmıştır. (Felsefe mitleri elinde tutan aristokrat zümreye karşı politik bir duruştur.)
  4. Coğrafyaya temellenen politikadaki devamsızlık, istikrarsızlık dile yansımıştır. Batıda mitolojik dil yerine kesin bilmeye yönelik şüpheci bir terminoloji şekillenmiştir.
  5. Doğuda lila ve maya kavramları ortak dile girse de batıda farklı politik çıkar grupları mit kırıcı düşünürler aracılığıyla bu terimleri reddetmiştir.

Karşı iddialar

Avrupa’da ve İslam kültüründe bu iki kavramın benzerleri vardır, ancak coğrafi, politik ve dilsel farklılıklar yüzünden kısmen benzer ve daha az popüler terimlerdir.

  • Theatrum Mundi (Dünya Sahnesi): Varlığın kendini roller, maskeler ve görünüşler aracılığıyla sergilediği bütünsel sahne metaforu. Platon’un Mağara Allegorisi’ndeki gölgeler dünyası. Kenz-i Mahif(gizli hazine) terimi de “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlukatı yarattım” hadisine dayanır.
  • Fenomen(görünüş): Bir şeyin bilince, duyulara ya da deneyime göründüğü hali. Varlığın özü anlamındaki numen’in zıttı. İslam kültüründe hicab ya da tecelli kavramları buna benzer. Varlığın kendisini gizlemesini, kısmen açığa vurmasını anlatır. Hayal ve kesret kavramları da bu örtünün çokça işlendiğini gösterir.

Çürütme

Her ne kadar Batı’da “oyun” ve “görünüş” temalı kavramlar bulunsa da, bunlar Batı’nın politik teolojisi ve ontolojisi nedeniyle Doğu’daki anlamından kopuktur.

  • Seramik vs. Organik: Batı’da dünya seramiktir; Tanrı (Çömlekçi), dünyayı (çömleği) dışarıdan, bir nesne olarak inşa etmiştir. Yaratıcı ve yaratılan arasında ontolojik bir uçurum vardır. Doğu’da ise dünya organiktir; Tanrı doğanın özüdür, dansçının dansı gibidir. Her şey tek bir Öznenin görünümleridir.
  • Politik Teoloji: Batı’da Tanrı kavramı, “Hükümdar/Kral” analojisi ile kurulmuştur. Mutlak bir Kral’ın evreni “oyun olsun diye” (Lila) yarattığını söylemek, O’nun ciddiyetine ve yasa koyucu otoritesine (Politik Teolojiye) aykırıdır.
  • Theatrum Mundi’nin Sınırı: Batı’daki “Dünya Sahnesi” metaforu, fenomeni tam olarak içermez; sahne genellikle “yalan” veya “geçici bir sınav” yeridir. Batının haddinden fazla politikleşen teolojisi, politik tutarlılığı öncelediği için “oyun” kavramını sistemine entegre edemez. Felsefe ise bu kavramları kullansa bile, şüpheci yöntemi nedeniyle konuyu nihayete erdirmemiş, askıda bırakmıştır.

Doğuda Tanrı “kendini oynayan”dır, Batı’da ise “yöneten ve yargılayan”dır. Bu yüzden lila ve maya birlikteliğini batıda pek nadir görürüz.

Leave a Reply