Avrupa’nın Yan Çizme Teknolojisi

avrupa yan çizmeAlmanlar ağır sanayide iyi. Fransızlar sanatta bir numara. İngilizler ticaretin piri. Avrupa’da her ülkenin öne çıktığı noktalar var. Ayrıca Almanlar ağır yalan üretmede, Fransızlar üçkağıtçılık sanatında, İngilizler de dostlarını satmada çok iyidir. Genelde önde olunan bir konu ise teknolojidir. Hepsinin paylaştığı ortak teknolojik gelişmeler vardır. Bunlardan biri yan çizmedir.  Avrupa Birliği ülkelerinde yaygınlaşmış bir teknolojidir. İşlerine gelmeyince haksızlık yapabilmek için bu teknolojiyi kullanırlar.

Mülteci kriziTürkiye’nin AB’ye girmesi ve vizesiz seyahat  gibi konularda sıkça yan çizdikleri görülmektedir. Yan çizmek söz verip caymak anlamında bir deyimdir. Avrupa çok söz vermiş, hepsinden de caymıştır. Avrupa’nın bu tutumu hep daha fazlasını isteyen ve açgözlülüğü teşvik eden bir sistemin topluma yabancılaşmış bir davranışıdır. Avrupa ne söylerse söylesin koparabildiğini koparmak istemektedir. Bunun çıkarcılıkla değil, aymazlıkla ilgisi vardır. Son zamanlarda Türkiye ile ilişkilerde mızıkçılık yapılması yüzlerce yıllık bir kötülüğün neticesidir. Kendi çıkarlarını düşünürken parçası oldukları insanlığa aykırı hareket etmişlerdir.

Osmanlı yüzlerce yıl buyurgan bir tavırla ilişkileri yönetmiştir. Avrupalılarla barış antlaşması yapmamıştır. Ara sıra ateşkesler yapılsa da Osmanlılar hiç söz vermemiştir. Daha sonra teknolojide geri kalmak ve giderek bazı kurumların esiri olmak neticesinde Osmanlı buyurgan konumunu kaybetmiştir. 18. yüzyılda başlayan barış antlaşmaları ile Avrupa ile karşılıklı ilişkiler başlamıştır. Bu ilişkiler barışı sağlamak üzerine kuruluysa da aslında oyalamak ve daha sonra saldırmak niyetini taşımaktadır. Avrupa ile masaya oturulduğunda her şey kaybedilmiştir. Tüm dünya ülkeleri için Avrupa demek masada kaybetmek demektir. Avrupa Amerika’ya doğru genişlediği için günümüzde ABD. gibi ülkeler de bu gruba dahildir.

Yakın tarihimizde yan çizme teknolojisinin nasıl kullanıldığını hatırlamalıyız. 1. Dünya Savaşı’nda Amerikan başkanı Wilson ilan ettiği prensipleri ile barışı korumak istemiştir. On ikinci maddede işgal edilen devletlerin toprak bütünlüğünün korunacağını ilan etmiştir. Ne hikmettir ki Osmanlı’ya gelince bu prensipler uygulanmamıştır. Atatürk bu konuda şöyle diyor:

“Görülüyor ki Efendiler! İtilâf Devletleri iki noktalarda hânis(dönek) bulunuyorlar. Birincisi; Wilson Prensipleri’ni, Versay Konferansı’nda kabul ve ilan ettiler. Buna nazaran on ikinci maddeyi ve bunun hükmünce bizim hukukumuzu kabul ettiler. Halbuki fiili hareketleriyle Wilson Prensipleri’ni, Türkiye’nin hayat ve mukadderatını zâmm(Artıran) ve kâfil(kefil) olan on ikinci maddeyi nazar-ı dikkatten dûr(uzak) tuttular. İkincisi; Şeref ve namusları üzerine imza etmiş oldukları müterakenamenin hiçbir noktasına riayet etmedikten başka on ikinci maddenin ahkâmına muhalif olmak üzere devletimizi manda altına almak ve hatta büsbütün inkisama uğratmak kararlarına kadar ileri gittiler”

Kurtuluş Savaşı kazanılınca kapitülasyonların devam ettirilmek istenmesi, Türkiye’nin bağımsızlığının tanınmaması, ekonomik tahakkümlerini sürdürmek istemeleri gibi tutumları da benzer bir niyetin devamıdır. Bozkurt Lotus davasında görülüyor ki kendileri bağımsızlığı ilan ve kabul etmelerine rağmen hala Türkiye’ye sömürge gibi davranmak istemişlerdir. Bu tutum günümüze kadar devam etmiş, Kıbrıs Savaşı‘nda “müttefik” olduğumuz Amerika ve NATO Türkiye’nin zararına çalışmıştır.

Bırakın uluslararası teamülleri, müttefik oldukları ülkelere dahi yan çizmekten geri kalmıyorlar. Karabağ Savaşı‘nda Ermenistan’ın Rusya desteğiyle Azerbaycan’ı işgal etmesine ses çıkarmıyorlar. Müttefik olduğumuz NATO da bu konuda bize köstek oluyor. Daha sonra Kosova’da ve Bosna’da ne Avrupa ne de Amerika kendi kurallarına riayet etmemişlerdir. Son olarak bizim Avrupa Birliği’ne girmemiz sorun olmuştur. 1963 yılında başlayan katılım süreci 1987’den beri oyalama sürecine dönüşmüştür.

Batının sözleri çıkarının bittiği yere kadardır. Açgözlülüğü ekonomik bir sisteme çevirip utanmadan buna bir de kapitalizm(anamalcılık) demişler, ve büyüğün her zaman küçüğü yutmasını sağlamışlardır. Böyle bir tarafın verdiği söze değil gösterdiği davranışa bakılmalıdır. Mülteciler konusunda antlaşma sağlanmışsa da bizi her zaman kandıracaklardır. Gümrük birliğinde olduğumuz için hakkımız olan vizesiz seyahati bile yan çizerek lütfetmiyorlar, sürekli üyelik sürecini durdurmakla tehdit ediyorlar. Yan çizmede üstlerine yok.

15 Temmuz’da başka bir örneğini acı şekilde yaşadık. Batının güzel sözüne ve dostluğuna güvenmemeliyiz. Yozlaşmış sistemleri kendi toplumlarından başlayarak insanlık toplumuna da zarar vermektedir. Antlaşmalar ve sözleşmeler iyi niyetli insanları sindirmek içindir. Bir süre için kendi aralarında uygulasalar da kurallar çıkarlar başlayana kadar geçerlidir. Dünya bu yozlaşmayı çok kısa bir süre daha besleyecektir. Daha sonra hepimiz için felaket olan meydana gelecek, insanlık kendini tüketecektir.

Ayrıca Bakınız

Yorum Yapın