Evrimsel uyumsuzluk ve dil bağlantısı

İnsanlık, milyonlarca yıl boyunca hayatta kalma içgüdüsü ile yoğrularak fiziksel bir “mücadele makinesi” haline gelmişken; günümüzde bu biyolojik donanım, yapay ve hiper-konforlu bir çevreyle derin bir evrimsel uyumsuzluk yaşamaktadır. Atalarımızın kıtlığa karşı enerji depolayan ve ani tehlikelere karşı savaş ya da kaç tepkisi veren metabolizması, bugünün bol kalorili ve sedanter yaşamında işlevsizleşerek uygarlık hastalıklarına ve kronik anksiyeteye dönüşmüştür. Gerçek bir dışsal düşmanın yokluğunda zihnin kendi içine dönerek yapay düşman üretmektedir. Düşmanı olmayan insanlığın kendisi düşmandır. Kendisi dediğimiz dili kullanma kapasitesi, kültürü, kelimeleridir.

Dilin hayatta kalma rolü

İletişim çoğu hayvanda gözlemlendiği kadarıyla tehditleri bertaraf etmek için çıkmış bir uyarı sistemidir. Dil daha gelişmiş bir uyarı sistemidir. Tehlikeyi haber vermek dışında avı koordine etmek ve grup içi ittifak kurmak gibi işlevlere de sahiop olmuştur. Günümüze kadar işlevini yerine getirmiş gibidir. İnsanlık doğadaki mücadelesini aşıp bir medeniyet kurabildiyse kas gücüyle değil dilin iletişim imkanlarıyladır. Hayatta kalmamıza yardımcı olan bir savaş aletine benzer. Ancak bireyin hayatını yönlendirme işlevinde başarılı olduğu söylenemez. Birey her an kendisine çevrilmiş bir silahla uyur.

İnsanın ve dilin evrimsel uyumsuzluğu

Bireyin silah kullanmayı bilmemesi problem değildir. Ancak bir silahı kişisel hayatını yönlendirmede ve geleceğe iman oluşturmada kullanırsa büyük bir probleme yol açar. Düşmana karşı işe yarayan dil kendine karşı işe yaramaz. Düşman retoriği dile en uygun kullanımdır. Tehdit+ somut varlık dilin varoluş sebebidir. Bu yüzden politikacılar milyonları arkasına alıp sürükleyebilir. Bireyler ise dili “Tanrı, millet, sevgi, eşitlik, güzellik, din” gibi şeyler için kullanmaya çalışırlar. Bu tür kullanımlarda dilin evrimsel uyumsuzluğu insanın hayatta kalmacı evriminin uyumsuzluğu ile birleşir. Herkes atasından bir katil bedeni ve bir de silah miras alır, ancak bunları hayatın anlamını, evrenin yapısını, kimlik krizini çözmek için kullanır. Bu uyumsuzluk dilin yapısı itibariyle hiç açığa çıkmadan idare edilerek gelecek kuşaklara taşınır.

İtirazlar

Aklı başında herkes dilin toplumsal kurumları, kavramları, estetiği, düşünceleri mümkün kıldığını ve sadece somut tehdit dedektörü olarak kullanılamayacağını bilir. Dilin kökeninin aynen insanın kökeni gibi “doğal safsata” ile öyle olması gerektiği söylenemez. Dil ve insanlık suç aletidir dersek kendini gerçekleştiren kehanet olabileceği için tehlikeli bir söyleme de dönüşebilir. Bu itirazlar yerindedir, ancak geleceğe yönelik uyarı yapmak için de geldiğimiz yolu ve yolun tehlikelerini bildirmek görevimizdir.

Robin Dunbar’a göre dilin asıl evrimi avı koordine etmek için değil, sosyal ilişkileri yönetmek içindi. Maymunlar birbirini tımar ederek (grooming) ittifak kurar. İnsan bunu konuşarak yapar. Dedikodu sosyal tımardır. Tımar zaman maliyetlidir. İki hayvan aynı anda sadece biribirine tımar yapabilir, grup büyüdükçe bu yöntem ölçeklenemiyor. Dil bu sorunu çözdü: bir kişi aynı anda birden fazla kişiyle sosyal bağ kurabilir. Konuşma, tımarın ölçeklenebilir versiyonu. Dunbar dilin evrimini sosyal gerekçelere bağlar, ancak sosyal ihtiyaçlar da hayatta kalma kaygısından geldiği için bunun yüzeysel bir nedensellik olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç

Dil sayesinde vahşi hayvanları yendik, ama daha sonra birbirimize düştük. Tehlikeler hakkında uyardık, uyarıldık, ancak uyarı sistemi tehlike oldu. Dili o kadar çok kullandık ki kelimeleri gerçeklik sandık. O kadar işimze yaradı ki bakım gerektirmiyor sandık. Bakım yapmamak, sorgulanmadan kullanmak kelimeler uğrunda yok olmak demekti. Dilin sihirli güçlerini fark edenler herkesi sürükleyecek sahte uyarılarla insanlığı oradan oraya sürükledi. Geldiğimiz nokta hayatta kalma mücadelesinin sadece farklı bir kisvesi, toplumda kalma mücadelesi. İşin garibi, dilin yanlış kullanımına devam etmek dışında bir seçenek görünmüyor. Atalarımızdan devraldığımız bedeni seçemediğimiz gibi toplumsal bir kurum olan dili de kendi başımıza değiştiremeyiz. Ancak bireysel kullanımlarda başımıza bela olmasını önleyebiliriz.

Örneğin “hayatın anlamı” problemini ele alalım. Hayatta kalmak dışında bir amaç yoktur. Anlam ise dilin bir problemidir. Bir kelimenin anlamı olur. Bizim olaylar silsilesini “hayat” olarak isimlendirmemiz onu bir tanımla işaretleyebileceğimizi getirmez. Hayatta yaptığımız şey hayatta kalmaktı. O kolaylaşınca yapmak için başka şeyler bulmak gerekti. Bu yapılacak şeyler tanımlı değil, yani dilde yok, dilin kullanımı bu şekil çaresizlikleri itiraf etmekle yapılabilir.

Leave a Reply