Türkiye’de Felsefe Eğitimi

Felsefe Eğitimi Hakkında

Türkiye'de felsefe eğitimiÜlkemizde okullardaki felsefe derslerinin gittikçe azaldığını görmekteyiz. Bunun bir benzeri de Osmanlı’da yaşanmıştı. Yenilikçi padişah Fatih’in kurduğu medreselerdeki felsefe dersleri kaldırılmıştı. Daha sonra felsefeye benzer ne varsa çıkarılmıştı. Hoşgörü ve farklılıklara saygı bile tamamen yok edilmişti.[1] Nesnelliğe dair herhangi bir tutum görünmemekteydi. 19. yüzyılın sonunda bunun farkına varılsa da, artık çok geçti. Kendimizi eleştirmemizi sağlayan felsefeyi yok ederek, toplumdaki aksaklıkları görme olanağını ortadan kaldırmıştık.

Bugün de eskiden olduğu gibi, sorgulama ve eleştiriden korkan idareciler var. Unutmayalım ki, vücuttaki acı da hoş değildir. Ancak bir eksikliğe dikkat çeker. Hissettiğimiz her ağrı sinir sisteminin bize eleştirisidir. Felsefe de toplumun ve insanlığın eleştirisini yaparak acil durumlara dikkat çekmektedir. Felsefesiz bireyin hayatı şikayet ve yakınmalarla geçer. Halbuki felsefe ile kendini eleştirse, gerçeklerini sorgulasa şikayet etmeyi bırakıp çözüm üretecektir. Toplumun felsefe yapması, felsefe dersleri alması da toplumu çözüme götürecektir.

Kelam-ı felsefe fülse(paraya) değer mi

Ana(ona) sarraf-ı keyyis(zeki) baş eğer mi

Mantıkiler olur ise gam değil

Zira anlar ehl-i imandan değil.  Kadızade Mehmet Efendi(1582-1635)

Beğim ilim olıcak nafi(faydalı) gerekdir

Heva(zevk) vu nefsi ol dafi(kovmak) gerekdir

Neye yarar efendi felsefiyyat

Yürü, var eyleme tazyi-i evkat(zaman harcama). Nabi (ö.1712)

Felsefe, 16. yüzyıldan itibaren bazı şeyhülislamların İslam tasavvurlarına aykırı olduğu gerekçesiyle, ders programlarından çıkarılmıştır. Felsefe ve diğer farklı görüşlere muhalif olunmuştur. Bilim hayatı gerilemiş ve düşünce hayatı durgunlaşmıştır. Felsefenin bir milletin veya çağın bilim ve kültür hayatını belirleyen temel unsur olduğu düşünülürse, başlatılan uygulamanın ilim hayatı için ne denli yıkıcı olduğu görülür.[2]

Türkiye'de felsefe eğitimiSorulardan kaçmak bizi geri götürür. İçinde bulunduğumuz toplumu geride bırakan da sorulara yanıtsız kalışımızdır. Sorgulayan, şüphe eden her şeyi öldürmeyi yeğledik. Sonuçta soran, merak eden, araştıran batılıların sömürgesi olduk. Soru soranları öldürerek yöneticilerin başta olmasını değil, toplumun tümden yok olmasını sağladık. Osmanlı toplumu kendi eleştirisini yapamadığı için yok oldu.

Tüm toplumlar, bireyler gibi, hatalar ile şekillenir. Herkes ve her grup hata yapabilir. Hatta hata olmasa kişilikten de söz edemeyiz. (bak. dmy.info/hata-nedir) Herkes hata yapar ancak felsefe yapan hatasını görür. Biz de diğer toplumlar gibi hata yaptık, ancak diğerleri gibi kendimizi sorgulamadık. Onlar hatalarını telafi etti. Bizse sorgulamaya olanak vermediğimiz için hataları sürdürdük. Felsefeden kaçmanın birey için zararı neyse toplum için de odur. Kendimizi eleştirmezsek hatalarımızı göremeyiz. (bak.dmy.info/elestiri-nedir)

Osmanlı’da Tanzimat’a kadar yalnız İslam tarihi okutuldu; Tanzimat’ta bir kıpırdama başladı; ama Abdülhamit, tarih dersini ilkokullardan kaldırıp, öteki okullarda dışladı… Niçin? Sorulur mu!.. 21’inci yüzyıla yaklaşan Türkiye’de felsefe ve mantık liselerde neden dışlandı? İnsanın bilinçlenmesinden kimi yönetici pek korkuyor ki, bu yüzden cumhuriyet kuruluncaya kadar Türkiye tarihsizdi. 1923 devrimcileri tarihi hem yapmak hem yazmak zorunda kaldılar. (İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ağustos 1991.)

Türkiye’de felsefe eğitimi 1880’lere kadar ihmal edilir. Bu tarihlerde Mülkiye Mektebi’nde verilmeye çalışılmışsa da, daha sonra kelam dersleri ile değiştirilmiştir. Sonrasında Hukuk Mektebi’nde 1884 yılı programında hukuk felsefesi dersleri yer alır. Daha önce iki kez kapatılmış olan Darülfünun, 1900 yılında tekrar açıldığında, ilk defa teşekküllü hikmet derslerine yer verir. 2. Meşrutiyet(1908) ile birlikte “felsefe” terminolojisinin yerleşmeye başladığını ve sultanilerde okutulmaya başladığını görürüz. Üç yıllık eğitim programında iki saat yer tutan felsefe dersleri Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı(1923)’ndan sonra on saate kadar çıkmıştır.[4]  İlhan Selçuk’un da söz ettiği gibi, 1991’de ders saati azaltılır.

Felsefeden korkarak hatalarımızı tekrara mahkum oluruz. Felsefe bir soru sorma etkinliği olarak hiçbir gerçeğe zarar vermez. Aksine gerçeği ortaya çıkarmakta en büyük araçtır. İktidarın kendisine de gerekir. Çünkü kendini görmeyi beceremeyenler diğerlerini görse de işlevsiz kalır. Felsefe sağlam bir geleceğin temelidir. Kendi bildiğini sorgulamadan tekrar eden ve başkasına da izin vermeyen bir iktidar kendi bindiği dalı kesmektedir.

felsefe eğitimiTabanda ne olduğuna bakılmadan, temeli sağlam kurulmadan, sorgusuzca inşa edilen büyük yapılar çökmeye mahkumdur. Tarihte birçok kez yaşadığımız gibi, soruları susturarak sadece büyük bir yıkıma imza atmaktayız. Lüks ve ihtişam içindeki odaların toprağa gömülü olan temel üzerinde bulunduğunu unutmayalım. Sonradan gözlerimizi perdeleyen iktidar heveslerinin temelleri sorgulamaya izin vermemesini hoş göremeyiz. Soruları engellemek gerçekleri engellemez. Soruların ve merakın arttığı bir toplum için eğitimin özünde felsefenin yer alması dileğindeyiz.

Kaynakça

  1. Ülker Öktem- Osmanlı’da Felsefe
  2. Osmanlı’da Felsefe, Fırat Üni, İlahiyat Fakültesi D. 14-1, s.113
  3. Türk Düşünce Tarihinde Felsefe Hareketleri, İ,Çubukçu
  4. Felsefe Öğretimi- Türk Eğitim Sistemi, Osman Kafadar
  5. İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ağustos 1991.
  6. Akademide Felsefe, Hikmet ve Din, Bülent Ecevit Üniversitesi Yayınları

Ayrıca Bakınız

2 Yorum

  1. can 10 Ocak 2015
  2. Rıdvan 14 Şubat 2017

Yorum Yapın