gavagai

Gavagai- Çevirinin Belirsizliği

Bir yerli kabilenin dilini araştırmak için aralarına katılan dilbilimci yerlilerin dilini anlamak için kelimeleri kaydetmektedir. Kabileden birinin “gavagai” diye bağırıp bir tavşanı işaret ettiğini görür. “Gavagai” kelimesinin karşılığı olarak “tavşan” yazar. Sonra aklına bir soru takılır. Kabile üyesi ya başka bir şey söylediyse? Yemek demiş olabilir. Bakın, av, saldırın, dikkat edin, yahut görmesi zayıfsa bir maymunu işaret etmiş olabilir. İşte bu dilbilimci hepimiziz. Dilin içinde belirsiz bir şekilde anlamaya çalışıyoruz.

Çevirinin belirsizliği W. V. Quine’in Sözcük ve Nesne(1960) eserinde öne sürdüğü tezdir. Bir dilden başka dile tam çevirinin imkansızlığını öne sürer. Genelde farklı lisanlar arasındaki çeviri için kullanılan bir tez iken zamanla aynı lisan içindeki bireylerin birbirini anlamasındaki güçlük için de kullanılmıştır.

Kelimenin bir sesi vardır. Birey bu sesi ağzından çıkarmayı öğrenir. Buna “fonetik taraf” diyoruz. Daha karmaşık olan ise bu sesin bir anlama işaret etmesidir. Buna da “semantik taraf” diyoruz. Birey bir ses çıkardığında kendinin dışındaki bir şeye işaret eder. Kimin neye işaret ettiği tavşan gibi somut nesnelerde anlaşılabilirse de soyut kavramlarda belirsizlik fazladır. İki kişi kavramlar hakkında konuştuğunda lisanın fonetik tarafı aynı duyulsa bile semantik tarafı farklı çağrışımlara yol açar. İletişim süreçlerinde belirsizlik var iken çeviri gibi farklı fonetik ve semantik birimlere dönüştürmelerde belirsizlik, kararsızlık, kesinsizlik kaçınılmazdır.

yabancı kelimeler

Dil bir simgeler sistemidir. Simge uydurulmuş bir resimdir. Öz değildir, “asıl gerçek” değildir. Konuşmak simgeleşmektir ve bu, konuşmanın tek yöntemidir. Tabi ki herkes bir simgeden aynı şeyi anlamaz. Hele ki soyut bir kavrama simge yüklemişsek, o zaman kafalar karışır. Olmayan bir şeyin olmayan simgesinden bahsetmiş oluruz.

Dil uydurulmuş şeylerle gerçekler elde ettiğimiz bir oyundan ibarettir. Kelimelerin uzlaşma dışında bir dayanağı yoktur. Uydurulmuş resimlere dogmatik bir tutkuyla bağlanmaya “dil” diyoruz. Dil insan olmanın aracıdır. İnsan olmak uydurmaları kullanarak gerçekleri aramak anlamına gelmektedir.

Felsefenin bir dil uğraşı olduğu modern zamanlarda temellendirilmişse de antik çağlardan beri ifade edilegelmiştir. Filozoflar dilin bir uydurma oyunu olduğunu fark etmiş ve oyuna devam etmişlerdir. Filozof anlam keşfediyor gibi görünse de aslında anlam uydurmuştur. Simgelerle ekmeğini kazanmıştır diyelim.

bebek-dil

Sonra isyankar bir genç çıkar ve tüm felsefenin dil uğraşı olduğunu söyleyip felsefe tarihini boş iş olarak nitelendirir. Felsefede boncuk bulduğunu sanan bu kişiye günaydın diyebiliriz. Lakin ondan sonra da insanlar düşünmeye ve felsefe yapmaya devam etmiştir. Hatta felsefeyi bitiren bu kişi bile sonra felsefe yapmaya dönmüştür.

Felsefe bitirilecek bir şey değildir. Anlam, simge, resim oyunu keşfedilerek bitirilemez ve oyunu bitirecek şekilde anlatılamaz. Yaşamak uydurmalarla gerçekler uydurmaktır. Temel aracımız olan dilin yapısı bunu söylüyor. O yüzden arkadaşlarınıza “uydurmayı bırak” demeyin. Hayati bir şey yapıyorlar. Herkes uydurmak, uydurduğuna inanmak; yaşamak tutumundadır.

Yorum Yapın